Cuma, Aralık 01, 2017

 

“Apolyont benim ilk gölümdü”



Gölyazı, Bursa merkeze 40 kilometre uzaklıkta, şimdi Nilüfer Belediyesi sınırları içinde bir mahalle. Bir zamanlar Apollon Krallığı‘nın başkentiymiş. Esas adı Apolyont da oradan geliyor. Gölün içindeki adada kurulu Apolyont Gölyazı olmuş. Gölün adı da Uluabat.
Romalılar’dan, Bizans’tan, Osmanlı’dan izler var. Mübadeleye kadar da bir Rum balıkçı köyü. Köyün ahalisi mübadele ile Yunanistan’a zorunlu olarak göç etmiş.
Yemyeşil, masmavi bir yer. Esas olarak balıkçılıkla uğraşılıyor. Kadın balıkçıları ile ünlü. Gölü verimli. İçindeki adalar tarihi kalıntılarla dolu. Organik tarım yapılıyor.
Gölyazı filmlere ve TV dizilerine mekan olunca yoğun ilgi çekmeye başlamış. Özellikle hafta sonları yerli turist akınına uğruyor. Yazları da eski Apolyontlular’ın Yunanistan’dan memleketlerine ziyarete geldikleri söyleniyor.
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Gölyazı’da da bir imar kirliliği yaşandığı söyleniyor. Nilüfer Belediyesi koruma amaçlı olarak hem kazılar yapıyor hem de bazı binaları restore edip kültürel faliyetler için kullanılmasını sağlıyor. Aziz Panteleimon Kilisesi’nin hemen yanındaki iki katlı küçük bina da restore edildikten sonra bir yazar evi olarak düzenlendi. Türkiye’den ve Dünya’dan Gölyazı Yazıevi’nde yazarlar ve çevirmenler konaklayıp sakin sessiz bir ortamda çalışmalarını sürdürebiliyor (bkz. golyazievi.nilufer.bel.tr).
Enis Batur, Nilüfer Belediyesi’nin kültür hizmetleri kapsamında yazdıklarından hareketle düzenlenecek sergiyle ilgili söyleşi yapması için Bursa’ya davet edildiğinde Gölyazı Yazıevi’ni de ziyaret ediyor. Türkiye’de belki de ilk örnek olan bu yazar evi ile ilgili olarak Enis Batur’un görüşlerini almak istiyor kültür merkezi yöneticileri. Enis Batur’un yurtdışında çeşitli yazar evlerinde kaldığı biliniyor. Ayrıca yazar evinde kalmak üzere davet edilebilecek yazar ve şairler de önerebileceği düşünülüyor.
Hem bu istek hem de hayatında gördüğü ilk göl olan Apolyont’u onlarca yıl sonra ziyaret etme fikri Enis Batur’un hoşuna gidiyor. Evi görüp içinde dolaştığında da kararını veriyor: “Beni burada bırakıp gidin lütfen, kalacağım; eşimi arar bir çanta hazırlamasını rica ederim, bir biçimde aldırırız çantayı.” Ama Yazı Evi’nin sitesinde orada kalanlar arasında adı yok, eksik olduğunu düşündüğüm listede Aslı Tohumcu, Hakan Akdoğan, Asa Lind ve Sina Akyol adları var sadece. “Yazarlardan Gölyazı Evi” bölümünde 2015 tarihli “Gölyazı Evi, bir yazar için biçilmiş kaftan. Beni buraya bıraksın hayat, bir süre (?) dokunmadan kimse, bakın neler çıkar kalemden!” yazısının orijinalinin fotoğrafını görüyoruz. Kalamasa bile, Gölyazı’da kalma fikri bile yetmiş Enis Batur’a.
Enis Batur’un Göl Yazı (Kasım 2017, Sel yay.) adlı kitabı “Çapraz İlişkiler Kafesi” ve “katır metin” altbaşlıklarını taşıyor. Arka kapağında da kitabın “bir anti-roman” olduğu belirtiliyor.
Daha önce de yazmıştım, “Enis Batur’un romanla garip bir ilişkisi var. Kurmaca edebiyata, anlatıya pek sıcak bakmıyor ama denemeden de edemiyor.” Yüzlerce kitabı arasında sadece dört “roman denemesi” var. Acı Bilgi, Elma, Kravat ve Kitap Evi.  Bir de “Bir Varmış, Bir Okmuş” var Vikipedi’deki biyografisinde roman diye listelenen ama sanırım bu kısa metni altbaşlığına uygun olarak hikaye (?) olarak nitelemek gerek. Bunlara şimdi de Göl Yazı ekleniyor.
Göl Yazı’yı “bir anti-roman” diye tanımlamış. Parantez açıp söyleyeyim, Enis Batur’un bu tanımlamalara neden gerek duyduğunu, okuru özgür bırakmayı savunan bir yazarın hem de kapaktan vurgulamalar yaparak neden böyle sınırlamalara girdiğini de anlamlandıramıyorum. Mutlaka bir bildiği vardır. Boşuna yapmaz.
Google’da “anti-roman”ı arattığınızda karşınıza çıkan ilk bağlantı Fuat Boyacıoğlu imzalı “Geleneksel Romana Karşı Roman: Anti Roman” adlı bir makale. Ulakbim’de kaynak olarak “Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2005,(14):199-207” gösteriliyor. “Anti romancı geleneksel romanın sağlam yapısını bozmaya ve romancının hile ve aldatmalarını ortaya çıkarmaya ve geleneksel romanı kendine özgü teknikleriyle temelini sarsmaya çalışır. Anti roman, gerçeğin mimetik olarak yazıyla ifade edilmesini, hikayenin anlatımı ve tekniğini, romancının kurgusal olarak yarattığı roman karşısında okuyucunun pozisyonunu ve hikaye örgüsü içinde roman kahramanının durumunu sorunsal hale getirir” diyor Boyacıoğlu. Makaleden “anti-roman”ın Alain Robbe – Grillet, Claude Simon, Michel Butor gibi adların öncülüğünü yaptığı “yeni roman” akımının diğer adı da olduğunu anlıyoruz.
Enis Batur’un kurmaca ile kurduğu gerilimli ilişki açısından bakarsak iyi bir yönelim olduğu düşünülebilir. Zira Enis Batur “roman” diyerek yayımladığı tüm metinlerde kurgusal bir yapı ile başlasa da mutlaka metni bir denemeye dönüştürür. Göl Yazı doğrudan deneme olarak niteleyebilecemiz bir metin. Deneme doğası gereği arayış içeren bir edebiyat biçimi olduğundan içinde kurgusal ögeler taşıyan birçok deneme biliyoruz. Göl Yazı da onlardan farklı değil. Biçim olarak da Enis Batur’un günlük parçalarını bağımsız paragraflar halinde ve bir paragraflık kısa denemeler olarak kitaplaştırdığı “içbükey”lerinin benzeri olduğunu söyleyebiliriz. Yani yine günlüklerden yola çıkarak oluşturulmuş bir metin söz konusu. Sadece zarf, yani sunum farklı.
“Katır metin”in edebi terim olarak bir karşılığını ise bulmadım. Sanırım metnin taşıdığı bilgi yükünü işaretlemek için Enis Batur tarafından edebiyata kazandırılıyor terim. Gerçekten de Göl Yazı alt başlığına uygun olarak çarpraz ilişkilerden kurduğu kafesle hem edebi anlamda hem de verdiği bilgilerle ancak bir katırın taşıyacağı şekilde yüklenmiş.
Enis Batur Gölyazı Yazıevi’nde önünde kalakaldığı pencerenin yarattığı çağrışımla Braudel’den Le Corbusier’e, August Perret’ye uzandıktan yani pencere konulu bir bölümden sonra çapraz ilişkiler kafesini Bursa bağlamında kurmaya başlıyor. Ahmet Vefik Paşa’dan Yeşil Cami çinilerinin ustası Leon Parvillee’ye, Andre Gide’in ve Pierre Loti’nin Bursa hakkında yazdıklarına, Ahmet Haşim’in Bursa’ya gittiğinde misafiri olduğu Fransa’nın ilk Bursa Konsolosu Gregorie Bay’ın ilginç öyküsüne, “Yeşil Bursa” adlandırmasından yeşil renginin öyküsüne, kitabın kapağına Gölyazı’dan bir görüntü yerine Böklin’nin tablosunun alınmasına neden olan Ölüler Adası’na uzanıyor metin ve ilişkiler ağı. 
Göl Yazı yakası açılmadık birçok önemli bilgi içeren Bursa hakkında iyi bir deneme.30.11.2017

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?