Salı, Ocak 31, 2006

 

İşte Şu Hikaye

İşte Şu Hikâye, Cees Nooteboom?dan okuduğum ikinci kitap. İşte Şu Hikâye'de; antik diller öğretmeni Herman Mussert, bir sabah uyandığında kendini Lizbon'da bir otel odasında bulur. Oysa bir gece önce Amsterdam'da, kendi evinde, kendi yatağında uyumuştur. Kendini Yunanca ve Latince yazan yazarlara adamış, öğrencilerinin Sokrates adını taktığı Mussert düş mü görüyordur, yoksa bu yalnızca anılarda Lizbon'a yapılan bir gezi midir? Bunun yanıtını veremez. Bulunduğu otel odası, Mussert'e hiç de yabancı gelmez; yirmi yıl önce o odada kalmış, yaşamının gidişini değiştiren çok önemli bir olay yaşamış, bir arkadaşının karısıyla birlikte olmuştur. Bu otel odasına nasıl geldiğini çözmeye çalışan Mussert, yirmi yıl önce sevdiği kadınla birlikte gittiği ve şimdi de kendisine hiç yabancı gelmeyen kafeleri, bulvarları ve limanı dolaşmaya başlar. Bu gezintiler sırasında da geçmişe döner bir anlamda kendi hayatını ve aşk ilişkisini yargılar, ona yeni bir gözle bakar.
Bundan sonrası ise biraz karışık ve romanın önceki bölümlerinden kopuk. Bir gün, Lizbon'a gelişi gibi açıklanması olanaksız bir kararla bir gemiye atlayan Mussert, bir avuç yolcuyla birlikte Brezilya'ya doğru yola çıkar. Aslında bir oyundur bu. Çeşitli kahramanlar vardır ve sırayla söz alıp kendi öykülerini anlatırlar. Mussert de onları dinler, içten içe yorumlar yapar. Romanın tanıtımda aslında hikayenin buradan itibaren başladığı söyleniyorsa da önceki bölümlerin neden anlatıldığını anlamak pek mümkün değil. Ortaya tamamen kopuk iki metin çıkmış bile diyebiliriz. Ritüeller?de de benzer bir durum söz konusu idi. Demek ki yazarın böyle bir üslubu var.
Türkiye?de ilgi toplayamayan yazarın Avrupa?da bu denli merak uyandırmasının nedenini doğrusu merak etmedim değil.
(İşte Şu Hikaye, Cees Nooteboom, Can yay)

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?