Çarşamba, Mayıs 23, 2018

 

TOKİ’nin kültür hamlesi ne anlatıyor?



Taksim’de bir yanda Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkımı aylardır sürerken, diğer yanda cami inşaatı yükseliyor. AKM’nin yıkımının yavaşlatılarak caminin açılışı ile eşzamanlı hale getirileceği söyleniyor. Sanırım bu kadar uzun süren bir yıkım mimarlık tarihinde görülmemiştir. Bu arada temeli atılırken 2018 Ramazanı’nda yani bu ay açılacağı söylenen caminin de inşaatı henüz bitmedi.
TOKİ’nin Başkanı Ergün Turan’ın “Yeni AKM’nin yapım ihalesini 2 ay içinde gerçekleştireceğiz” dediğini okuyunca ağır aksak ilerleme konusunda kararlılık olduğu iyice netleşiyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl 6 Kasım’da yeni AKM projesinin tanıtımını yaparken açılış için 2019 yılının ilk çeyreğini tarih olarak vermişti. Yani en geç 2019’un Nisan ayında AKM açılacak demişti. Bu hızla yeni AKM temeli ancak o tarihte atılabilir. Cami inşaatındaki gecikme de göz önüne alınırsa halkın öngörüsü, yani AKM’nin temeli atılırken Taksim Camisi’nin açılışı gerçekleşir.
TOKİ şimdiye kadar hep toplu konut yapıları ile anıldı. Mimari anlayışındaki tek düzelik eleştirildi. İnşaat kalitesi de nalburların en düşük kaliteye “TOKİ malzemesi” demesinden anlaşılabilir.
TOKİ’nin imaj düzeltmesine ihtiyacı olduğunu hissediyorduk. İhalelerde iyi kalite malzeme kullanılması şartı getirilmesi önemli bir adımdı. Ama esas hamlenin çok farklı bir yerden, kitap olarak geleceğini doğrusu düşünemezdim. TOKİ önem verdiği projeleri hakkında bilgilendirici kitaplar yayımlıyordu. Bu kitapların listesine TOKİ’nin internet sitesinden ulaşmak mümkün. Ama orada olmayan çok daha önemli bir yayını var; İstanbul’un Ressamı Hoca Ali Rıza. Ömer Faruk Şerifoğlu’nun hazırladığı iki ciltlik, 1024 sayfalık dev eserin altbaşlığı da manidar; “Ev ve Şehir”. Bu başlığı okuyunca eski İstanbul’u ah çekerek anmamak, ne kadar güzel binaları yıkıp yerlerine neler yaptıklarını düşünmemek elde değil.
Kitapta 1858-1930 yılları arasında yaşayan Hoca Ali Rıza’nın özellikle İstanbul’u ele aldığı karakalem, suluboya ve yağlıboya tablolarından ve eskizlerinden oluşan yaklaşık 1000 eseri yer alıyor. Hoca Ali Rıza sadece Türk resim sanatının kurucularından değil aynı zamanda çok önemli bir görsel belge kaynağı. Müthiş bir titizlikle İstanbul’un önemli mimari yapılarını resmederek kayda geçirmiş. Bunların büyük bir çoğunluğunun artık bulunmadığını tahmin edebilirsiniz. Doğduğu semtle, Üsküdar’la anılan Hoca Ali Rıza’nın semtinden resmettiği o güzelim Türk evlerinin, konakların yerinde şimdi hangi estetikle, mimari anlayışla açıklayacağımızı bilemediğimiz çirkinlik abideleri yükseliyor.
Kitabın bence en önemli yanı Süheyl Ünver Arşivi’nden Ali Rıza Bey’e ait fotoğraflara, mektuplara, yakınlarına gönderdiği ve kendi elleriyle yaptığı kartlara yer verilmiş olması. M. Uğur Derman, Wendy Meryem Shaw ve Ömer Faruk Şerifoğlu’nun makaleleri ve İlona Baytar ve Gül Sarıdiken’in semt odaklı değerlendirme yazıları kitaba ayrı bir değer katıyor. Hoca Ali Rıza hakkında önemli başvuru kaynaklarından biri hatta en önemlisi haline gelmesini sağlıyor.
TOKİ’nin kültür hayatımıza kazandırdığı bu kıymetli eser gerçekten de paha biçilmez bir kaynak. Akıl edenleri de, yayınlanmasını sağlayan TOKİ yöneticilerini de kutlarım. Ancak, önemli bir soru da cevap bekliyor. Bu önemli kaynak eseri okurlar nasıl edinecek? Bir yayınevi ile işbirliği yapılsa, esere kitapçılardan ulaşılabilse o zaman amacına ulaşmış olacaktı. Bu haliyle meraklısı amiyane deyimle “sahafa düşmesini” bekleyecek, Birçok araştırmacı ise kitaba ulaşamayacak. 6. Ulusal Yayın Kongresi’nde ele alınan konulardan biri de buydu. Kamu kurumlarının yayınlarına okurların ulaşamadığı, mutlaka bir yayınevi ile ortak yayın olarak yayınlanması gerektiği kararı da çıktı. 23.05.2018
Not. Ömer Faruk Şerifoğlu bildirdi. Kitaba Milenyum Dağıtım'dan ve bazı internet kitapçılarından ulaşmak mümkünmüş. Meraklılarına duyurulur. 

Cuma, Mayıs 18, 2018

 

“Aile bir çamurdur”



Peşinen söyleyeyim Sibel K. Türker’de bir Nezihe Meriç havası görüyorum. Bu bir benzerlik değil. Üslup ya da anlatımda bir benzerlik yok. Belki konuları yakın ama esas olarak Nezihe Meriç yaşasa ve bugün yazsa Sibel K. Türker gibi yazardı diye düşünüyorum. Sibel K. Türker’in son romanı Burada Kalmak’ı okuyunca bu kanım daha da pekişti.
Nezihe Meriç benim için Ankara yazarıdır. Ankara da sokaklardan çok evlerin, ev içlerinin şehridir. Nezihe Meriç de ev içlerini müthiş bir ustalıkla anlatır. Ev içindeki boğuntulu havayı tüm benliğinde hissedersiniz onun öykü ve romanlarını okurken. Ev kadını onun eserleri ile anlamlanır, değer kazanır. Her ev bir Korsan Çıkmazı’dır çünkü.
Çocukluğum, ilk gençlik yıllarım, üniversite öğrenciliğimin önemli bir bölümü Ankara’da geçti. Şimdi düşününce anılarımın çoğunun mekânının evler olduğunu görüyorum. Evlerde buluşulur, görüşülürdü. Dışarı çıkmak bir olgu olarak yoktu hayatımızda. Akşam beşten sonra, yani devlet dairelerinin mesai bitiminden sonra sokaklarda sadece evlerine ya da bir başka eve ziyarete gidenleri görürdünüz.
Burada Kalmak da esas olarak iki evde geçiyor. Sibel K. Türker sokağın çıkılmazlığını havanın soğukluğu ile de ilişkilendiriyor. Ankara’nın ayazı meşhurdur. Bu kuru ayaz da insanların evlere çekilmesine neden olmuştur kuşkusuz. Çocukluğumuzda Ankara’da kar yağdı mı 15 gün yerden buz kalkmazdı. Burada Kalmak’ın ana kahramanı Kutlu da, tek arkadaşı Erdem de bu soğuğu yaşayanlardan. Kutlu hemen her gün arkadaşını ziyarete giderken sıkı giyiniyor. Erdem hiç pencere açtırmıyor, açılmasına razı olursa da hemen kapattırıyor. 
Burada Kalmak’la çok hızlı duygudaşlık kurdum. Kutlu, arkadaşının evine Kumrular Sokak’tan yürüyüp gidiyor. Kızılay’ın ortasındaki bol ağaçlı, kumrulu bu sokakta geçti benim ortaokul yıllarım. Saraçoğlu Mahallesi 2. Cadde’de oturuyorduk. Sokağımız Kumrular’a bağlanırdı. O zaman Milli Kütüphane Kumrular’daki tarihi binasındaydı hâlâ. Namık Kemal Ortaokul’unu da geçtiniz mi Kutlu’nun arkadaşı Erdem’in yaşadığı Necatibey Caddesi’ne ulaşırsınız. Kumrular Sokak’la Necatibey Caddesi iki ayrı dünya gibidir. Kumrular ne kadar domestikse, Necatibey de o denli işdünyasındandır. Oradaki çok katlı apartmanların birçoğu yarı ev yarı işyeriydi yani apartmanlar hana dönüşüyordu. Kumrular’da en fazla dört katlı apartmanlarda oturanlar için Necatibey’in dev apartmanları ürkütücüdür. Kutlu gibi benim de bir arkadaşım Necatibey’de bir apartmanda yaşardı ve ben bu işyerlerinin de olduğu bu apartmanları garipserdim.
Burada Kalmak’ı (Nisan 2018, Can yay.) okurken Saraçoğlu Mahallesi’ndeki günlerimi andım. Kutlu dört katlı bir apartmanda ağabeyi ve babası ile yaşıyor. Dedeleri de bir başka katta. Tipik bir orta sınıf apartmanı. Komşu teyzelere dikkat etmek gerek. Zaten roman da Kutlu’nun ergen aceleciliğiyle apartmanın en zor kadını Suna Teyze’ye çarpıp pazar torbalarını ortaya saçması ve tüm sebze meyveyi mahvetmesi ile başlıyor. Suna Teyze’nin “Siz nasıl bir erkekler topluluğusunuz!” cümlesi romanın anahtar cümlesi aynı zamanda.
Suna Teyze, diplomat kızı ve torunu ile birlikte apartmanın kadınlar topluluğunu oluştururken annesini çok erken kaybetmiş Kutlu’nun ailesi erkekler topluluğu. İki topluluk arasında aşk ve nefretle oluşmuş gerilimli bir ilişki var. Üç kuşak da kırık aşk öyküleri ile birbirine bağlanıyor.
Kutlu’nun kendinden yaşça büyük, diş hekimliği okuyan tek arkadaşı Erdem’in ailesi de benzer bir yapıda. Baba oğul yaşıyorlar. Anne yine erken kaybedilmiş ama onlarda evden hiç elini çekmemiş bir evli abla var. Kendi evini, kocasını ihmal etme pahasına kol kanat geriyor babası ve kardeşine. Kutlu da aynı ruh halinde. Ağabeyini, babasını, dedesini koruyup kolluyor, besliyor. Kutlu’nun bu haliyle hangi ruhsal durumu yansıttığını merak ediyorsunuz ama Sibel K. Türker buna yoğunlaşmıyor hatta Suna Teyze’nin torunu Oya ile flörtüyle bundan uzaklaştırıyor. Ama Kutlu’nun Erdem’le ilişkisinde de bu ruh hali seziliyor.
Burada Kalmak’ın ana meselesi adında da bildirildiği gibi burada, böylece olduğumuz halimizle kalabilecek miyiz? Bu endişeyi Kutlu’nun yaşadıkları ve düşündükleri ile izliyoruz. Evinde pencere bile açtırmayan ve dışarı ile hemen hiç ilişki kurmamaya çalışan Erdem burada kalmak fikrinin en önemli temsilcisi. Kutlu’nun ağabeyi Kutsal ise hep dışarıda olup, sadece sığınmak ve güç toplamak için eve gelmesiyle burada kalmamanın da aslında pek iyi bir şey olmadığını simgeliyor. Sonunda hep dönüp gelecektir.
Ama ne kadar bizim dayattığımız hayatı yaşamak zorundasınız dense de burada, böylece olduğumuz halimizle kalmamız da istenmiyor. Bunu kentsel dönüşümle yani Kutluların yaşadığı apartmanın yıkılıp yeniden yapılması teklifi ile maddi hale getiriyor Sibel K. Türker. Kutlu en gençleri olmasına rağmen değişmemekten, mevcut hayat tarzını korumaktan yanadır. Ama mevcut hayat tarzınının korunamayacağı yakın gelecekteki olası gelişmelerden bellidir. Kutlu üniversite sınavına girecek ve hayatında yeni bir döneme başlayacaktır. Bir değişim kaçınılmazdır. Oya annesi ile Hindistan’a giderse de aşk ilişkisi başlamadan bitecektir. Bunlar hep olası değişimlerdir. Ama en büyük sürprizi Erdem’in babası Hayrullah Bey yapar. Hiç yerinden kıpırdamayacakmış gibi görünen Hayrullah Bey evlilik kararını açıklar.
Yazmak da bir çıkış yolu olarak görülebilir. Kutlu’nun babası bir senaryo yazarı ve hayatının romanın yazmayı planlıyor, Kutlu’nun ağabeyi de gizlice roman yazıyor. Erdem ise İlhan İrem fanatiği olarak onun gibi yaşarken, hayranı olduğu sanatçının tekrar ses vermesi, yeni albümler yapması için karşılıksız mektuplar yazıyor. Çünkü onun çıkış işareti de müzik yoluyla gelebilir.    
Sibel K. Türker Burada Kalmak’ta orta sınıftan sıradan insanların sıradan yaşamlarını sakin bir anlatımla romanlaştırırken önce buradan ne çıkar diye düşündürüyor okuruna. Çünkü hiçbir gerilim ya da olay işareti vermiyor romanın gelişimi. Öyle de sürüp gidiyor. Merak unsurunu sanki bilerek gözardı etmiş diye düşünüyorsunuz. Ama en sıradan kişilerin en sıradan hayatları bile önemli şeylere gebedir. Çünkü aile topumun en küçük, atom gibi parçalanamaz ve en muhafazakâr birimi olarak kolay değişmez ama bir değişti mi kendiyle birlikte çok şeyi, tabii toplumu da sarsar.  17.05.2018  

Etiketler: ,


Perşembe, Mayıs 17, 2018

 

Türkiye’nin “Anti Amazon Yasası” olacak mı?



6. Ulusal Yayın Kongresi 10-11 Mayıs’ta Afyon’da yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş açılış konuşmasında “Türkiye’nin, önümüzdeki yıllarda yayıncılık bakımından ilk 5’e girmeyi hedef olarak önüne koyması lazım” dedi.  Numan Kurtulmuş’un bu hedefi “2017 rakamlarıyla baktığımızda 66 binin üzerine çıkan ISBN rakamlarıyla dünyada 11’inci sıradayız” bilgisiyle birlikte koyuyor.
Yayıncılığımızın son 15 yılda sürekli büyüdüğünü, sırf yeni çıkan kitap çeşitinde değil yıllık ciro olarak da Dünya’nın 11. yayıncılık sektörü olduğunu biliyoruz. Kitap üretim adetleri de sürekli artıyor. Yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, kitapçılar, kütüphaneciler, akademisyenler ve başta Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere konu ile ilgili bakanlık temsilcilerinin katılımıyla toplanan Ulusal Yayın Kongresi kuşkusuz bu hedefe ulaşmada nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin belirlendiği yer oldu.
Devlet kongre kararlarından bir eylem planı çıkartırsa Dünya sıralamasında üst sıralara çıkmamız da hayal değil. Tabii ilk yapılacak iş Başbakan Binali Yıldırım’ın Devletin mutlaka ekonomiden çekilmesi lazım” sözüne uygun olarak devletin yayıncılıktan çekilmesi ve destekleyici konuma geçmesidir. Türkiye’nin en büyük yayıncısı devlettir. Esas olarak ders kitaplarında olmak üzere devletin yayıncılıktaki payı % 50’ler seviyesindedir ve dünyada bir benzeri yoktur. 
Kongrede Sektörel Yapı, Yayın Hukuku ve Fikrî Haklar, Yayıncılıkta Devletin Rolü ve Kamu Yayıncılığı, Çocuk ve Gençlik Yayıncılığı, Ders Kitapları ve Eğitim Yayıncılığı, Akademik Yayıncılık, Süreli Yayınlar, Yayıncılıkta Satış ve Pazarlama, Yayın Standartları Kütüphaneler ve Derleme, Yayıncılığın Dünyaya Açılımı, Çeviri Politikaları ve Okuma Kültürü konuları komisyonlarda tartışıldı.
Kongrede ağır basan iki konu ise TBMM’ye sevk edilen Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı ve Sabit Fiyat Yasası önerisiydi.  
Numan Kurtulmuş Türkiye’nin en önemli meselelerinden birisinin milli kültürel bağımsızlık olduğunu belirtiyor. Kongrede önümüzdeki aylarda ülkemizde de faliyete geçecek olan Amazon’un yayıncılığımızı nasıl etkileyeceği sorusu da gündeme geldi. Amazon’un faliyet gösterdiği ülkelerde tekel haline gelmek için yüksek oranlı iskonto ve fiyat dayatmaları ile yayıncılık sektörünü çökettiği, kitapçıların kapandığı, yayıncıların bağımsız yayın politikalarını değiştirtecek güçte etkileri olduğu biliniyor. ABD ve İngiltere olumsuz örnek olarak önümüzde. Sabit Fiyat Yasası ile yayıncı ve kitapçılarını yani “milli kültürel bağımsızlığını” koruyan Almanya ve Hollanda ve “Anti Amazon Yasası” ile Fransa gibi ülkelerin yayıncılarının nasıl büyüyüp ABD’deki dev yayınevlerini satın aldığı da biliniyor. 6. Ulusal Yayın Kongresi’nin tüm komisyonlarının raporlarında Sabit Fiyat Yasası’nın ivedilikle çıkartılması gerektiği belirtiliyordu.   
Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı 10 yıllık uzun bir çalışma neticesinde ortaya çıktı. İnternette ve fotokopi yoluyla yapılan korsanlıkları önleyici bir taslak bekleniyordu. Bu beklenti bir ölçüde karşılansa da devlet lehine getirilen istisnaların kanunun esası olan eser sahiplerinin haklarını korumak amacını ve yayıncılığın gelişimini ciddi biçimde zedeleyecek olması kongre komisyon raporlarında eleştirildi. Yazar, çevirmen ve yayıncıların yıllardır ödenmesini beklediği ve usulsüz çoğaltmalardan oluşan mağduriyetlerini bir nebze giderecek (copyright levy) kesintilerin sadece % 37,5’unun kendilerine ödeneceğinin ve önceki yıllardan birikenlerle birlikte % 62,5’nun devlet bütçesine ekleneceğinin anlaşılması da derin bir hayal kırıklığı ile karşılandı. Bu gerçekler ortadayken yayıncılıkta ilk 5’e girmek hedefine nasıl ulaşılacak? Yayıncılık sektörü bunun cevabını Sayın Bakan Numan Kurtulmuş’tan bekliyor.  16.05.2018  


Pazartesi, Mayıs 14, 2018

 

2017’nin şiir birikimi



Şiir yıllıkları 90’lı yıllardan başlayarak 2000’lerin ilk on yılı da dahil şiir gündemini belirledi. Haklarında çok konuşuldu. Tartılışıldı. Yetmedi kavga edildi. O da yetmeyince yayınlanmasınlar diye imza kampanyaları bile düzenlendi. Beş – altı yıldır ise şairlerin gündeminde yıllıklar yok. Okurlar yıllıkların eksikliğini ne kadar hissediyor bilemiyoruz. Zaten yıllık enflasyonu çoktan bitti. Hatta şimdi yıllık azlığından söz edebiliriz.
Daha önce de yazmıştım, şiir yıllıkları Türk Şiiri'nin nerede olduğunu, düzeyini, yönelimlerini görmek, şiiri hayatınıza yakınlaştırmak için iyi birer yardımcı. Her şiirseverin kitaplığında bir şiir yıllığı bulunması gerektiğini düşünüyorum. Yıllıklar sonuçta hazırlayıcısının gözünden bir yılın panaromasını çizer, varolanı yansıtır. Yıllıkların iyi şiir okuru için olduğu kadar araştırmacılar için de iyi birer kaynak olduğuna inanıyorum.
İdeal olan edebiyat yıllıklarının yayımlanması, geçen yılın panaromasının, edebiyat veriminin toplu olarak görülmesidir. Edebiyat yıllıkları 80’li yıllardan beri hazırlanmıyor. Nesin Vakfı ve Varlık yıllıklarını özlemle anıyoruz ama onların bir noktadan sonra yayımlanmamasının nedeni de okur azlığıdır. Çok büyük bir emekle, yıl boyu süren bir çalışmayla hazırlanıyor yıllıklar. Sonuçta da ortaya oylumlu işler ortaya çıkıyor. Hem hazırlayanlar hem de yayıncılar bunun okur nezdinde karşılığını görmek isterler.
Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2018, günümüzde yayımlanan nadir yıllıklardan. Yıllığn hazırlayıcısı şair Arif Ay sunuş yazısına “Birine beddua edecekseniz ‘yıllık hazırlayıcılarından olunuz’ demek yeterlidir” diye başlamış. “Gerçekten yılılk hazırlamanın ne zor bir iş olduğunu hazırlamayanların bilmesi mümkün değil. Günler, geceler boyu dergi, kitap sayfalarına gömülecek, yüzlerce şiir, yazı, söyleşi okuyacak ve bunları bir değerlendirmeye tâbi tutup seçecek ve yazıya dökeceksiniz.”
Arif Ay ve ona yıllığın hazırlanmasında yardım eden arkadaşları Beyhan Kanter, Erdem Dönmez ve Halil İlteriş Kutlu yanlış saymadıysam 55 derginin yıl içinde yayımlanan sayılarını incelemişler. İncelemekle kalmamış birer paragrafla da olsa değinmişler. 55 bir açıdan büyük bir sayı, dergilerin yılda ortalama 6 sayı yayımlandığını düşünseniz 300’den fazla sayı eder. Öte yandan ülkemizde yayımlanan dergi sayısının 200 civarında olduğunu düşünürseniz sayı eksik kalır.
Arif Ay sunuş yazısında “mümkün olduğunca tüm dergilere ve kitaplara ulaşmaya çalıştık” diyor ama özellikle en çok okunan dergiler haline gelen ve sayıları yirmiyi bulan mizah- edebiyat dergilerinin Kafa, Cins, Tuhaf dışında değerlendirmeye alınmamış olması önemli bir eksik gibi görünüyor. Zira şairlerimizin yüksek tirajları nedeniyle şiir yayımlatmak için bu dergileri tercih ettiklerini biliyoruz. Bu dergileri ne kadar edebiyat içi sayacağız ve değerlendirmeye alacağız, tartışılması gerekli bir konu. Ama Kafa dergisi var da neden türün en çok satan dergisi Ot yok diye de sormamak mümkün değil.
Bence 55 dergi bile fazladır. Çoğunu okumayı zaman kaybı olarak değerlendirebiliriz. Zira bunlar esas olarak dergi değil derleme havasında yayımlanan süreli yayımlar. Dergi olabilmek için bir bakış açısı, düşünce, en önemlisi gündem gerekir. Bu tür yayınların çoğunun yayımcılarının şiir çalışmalarını yayımlamak amacıyla çıktığını görüyoruz. Bütün dergilere ulaşmak gerekli midir? Kuşkuluyum. Belli başlılarını takip etmek, yeni çıkanları incelemek bana yeterli görünüyor. Arif Ay da hengilerinin gerekli olduğunu seçecek yetkinliktedir. İncelenen dergilerin listesinden de bu anlaşılıyor. Yeterli bir seçim. Dediğim gibi belki bir- iki dergi daha eklenebilirdi.  
Şiir kitaplarında durum daha da vahim. Her üç kişiden dördünün şairi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Teknolojideki gelişmelerle kitap basımının da kolaylaşması ile birlikte hemen herkes şiir kitabı yayımlatıyor. 2000’den fazla şiir kitabı yayımlandığını tahmin ediyorum. Bunların % 90’ının amatör heveslerle yayımlandığını, dolaşıma bile giremediklerini tahmin edebiliriz ama geriye kalan 200 kayda değer şiir kitabına da ulaşmak kolay değil. Çünkü kitapçılar şiir kitabı satmayı sevmiyor. Belki internet üzerinden bazılarına ulaşılabilir. Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2018’de bunların 178’ine erişilmiş ve bir listesi yapılmış. 178 kitabın kayda değer hemen hepsi hakkında da bir paragraftan bir – iki sayfaya varan uzunlukta değerlendirmeler yapılmış. Ayrıca şiir hakkında yazılan kitapların da çoğunun değerlendirilmesi yapılmış. Bunların da bir listesi verilse iyi olurdu. Tabii çok az sayıda yayımlandığını bildiğimiz çeviri şiir kitaplarını da listelemek, değerlendirmek düşünülebilir. Bunları eksik olarak değil yıllıkta yenilik olarak ne yapılabilir diye düşünüp öneriyorum.
Bu büyük emeğin sonucunda ortaya nasıl bir görünüm çıkmış diye soracaksınız. Arif Ay’ın ilk saptaması “Niteliği bastıran, adeta boğan niteliksiz şiir bolluğu”. Ben bunun arızi olduğu saptamasına katılmıyorum. Bu hep böyleydi, şiir okurunun önce kitaplara, sonra dergilere ilgisinin azalmasında bu niteliksiz şiir bolluğu önemli etken. İyi şiir kötülerin arasında kayboluyor.
Şiir yazanlar şiir okumuyor. Bu bilinen bir gerçek ama şiiri takip etmedikleri için şairlere sitem etmenin doğru olmadığını belirtmeliyim. Zira her şairin kendine göre bir gündemi vardır. Tabii burada gerçek şairlerden söz ediyorum, şiire yeni başlayanlardan değil. O nedenle de çıkan bütün şiir kitaplarını, dergileri izlemeleri beklenemez. Hele bu kitaplar ve dergilerde yer alan şiirlerin yüzde doksanının “deli saçması” olduğu kanısındaysanız bu sitemi hiç etmemek gerekirdi. Dergi yöneten şairlerin ise şiirle ilgili tüm yayınları, diğer dergileri izlemeleri görüşüne katılıyorum.
Arif Ay’ın siteminin nedeni yıllığın soruşturma bölümü için 2017’de şiiri değerlendirmesi istenen 30 şairden 23’ünün “şiiri takip etmedikleri”ni beyan etmesi. 3 kişi sağlık, bir kişi de seyahat gerekçesi ile cevap vermemiş. Bu bölümde Hüseyin Akın, Veysel Çolak, Baki Ayhan T. ve Abdülkadir Budak’ın cevapları var. Hemen hepsi kapsayıcı ve doyurucu. Yıllığı tamamlamışlar. Ama 30 şairin hepsinden böyle cevaplar gelseydi hem sıkıcı hem de tekrarlarla dolu olurdu. Bence bu bölüm ya böyle az ve öz değerlendirme içermeli ya da hiç yapılmamalı.
Yıllıkların vazgeçilmezi şiirlerdir. 376 sayfalık yıllığın 120 sayfasını 2017’den seçilen şiirler oluşturuyor. Bence çok yeterli. Hatta fazla bile. Adet olduğu üzere şairlerin doğum tarihleri verilse dergilerde şiirleri çıkanların yaş ortalamasını da görürdük. Yıl içinde ağırlığın hangi yaş kuşağında olduğunu da anlardık. Ayrıca çoğunun genç şairlerden olduğunu sandığımız kapsamlı bir dize seçkisi yapılmış. 2017’nin dergilerinden poetik yazılar, şiir değerlendirmeleri, söyleşiler de yer alıyor.
Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı 2018 geçen yıl şiirde yaşananları görmek açısından bütüncül ve faydalı bir çalışma. Benim gibi “şiiri takip etmedikleri”ni beyan eden şairlere olduğu kadar özellikle şiirsevenlere önerilir. Tüm emeği geçenleri kutluyorum. Arif Ay’ın yazdığı gibi; “Nice yıllıklı yıllara!” 10.05.2018

This page is powered by Blogger. Isn't yours?