Cuma, Kasım 17, 2017

 

“Ben daha iyi bir insan olabilirdim”



Ardıç ağacı uzun ömrü ve dayanıklılığı ile biliniyor. Tohumunun ekilmesi için ardıç kuşunun aracılığına gereksinim var. Kolayca tutup, boy vermiyor. Ama bir tuttu mu yüzyıllarca yaşıyor. 700 yıllık ardıç ağaçları var Anadolu’da. Ulu, dalları ve yaprakları ile görkemli görünüşüyle ve insana bir dağın, tepeninin başında yapayalnızken kendisini koruyup esirgeyecekmiş hissi veriyorlar.
Antik Anadolu kültüründe ardıç ağacının önemli bir yeri olduğu belirtiliyor. Anadolu’da ardıç ağaçlarının dağlara tanrı tarafından dikildiği inancı varmış. Bu nedenle de ardıç ağacına hiç dokunulmazmış. Öldükten sonra da yaşadıklarına inanılırmış. Evlerin temel direği ardıç ağacından olurmuş. Ardıç ağacının dibine gömülmek de önemli. Hastalıklarda tedavi için kullanılıyor. Yağmur duası için gidiliyor. Dibinde kurban kesiliyor. Yemeklerde kullanılıyor, rakısı da var (bkz. “Anadolu Kültüründe Ardıç Ağacı”, Hasan Torlak, habitat.org.).
Kızıl Elma’nın İzinde’de (2007, Milenyum yay.) Necati Gültepe Vilayetname’de Hacı Bektaş’ın ardıç ağacına sığınıp ağaçtan yaprakları ve dalları ile kendini örtüp gizlemesini istediğini anlattığını yazıyor. Hacı Bektaş Hırka Dağı’nda ardıç ağacının altında gizlenip 40 gün çile çıkartmış.
Selçuk Altun’un son romanı Ardıç Ağacının Altında’nın (Ekim 2017, İş Bankası yay.) kahramanı Erkan Tirebolu’da dedesinden miras kalan bahçedeki ardıç ağacına günlerce içini döker. Tirebolu’nun tek ardıcıdır bu ağaç. Bir çeşit terapi olur. Kendiyle, geçmişiyle, ailesiyle hesaplaşır. Erkan’ın bu halini Hacı Bektaş’ın ardıç ağacının altında 40 gün çile çıkartmasına benzetiyorum.
Erkan kendi emeği ile zengin olmuş biri. Dışarıdan bakıldığında iyi bir evliliği var. Oğlu ABD’de öğrenim görüyor. Bir başarı öyküsü ve onu tamamlayan mutlu aile tablosu... Ama yakınlaştıkça hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyorsunuz. Erkan’ın evliliği resmen olmasa da fiilen bitmiş. Karısı boşanmak için çok yüklü bir rakam istediği için halen evliler. Karısından görmediği sevgiyi başka kadınlarda arıyor. 30 yıllık karısının ölüm haberini aldığında da metresinin doğum gününü kutlamak için Londra’da.
Erkan’ın oğlu Taner ile ilişkisi de son derece arızalı. Oğlunu kendi istediği okullarda okutmak istemiş, kendi belirlediği mesleği seçmesini beklemiş ama hiçbir beklentisini karşılayamamış. Sonuç olarak annesi gömülürken Taner ABD’de hapis cezasını çekiyor ve baba oğlunun bu durumuna son derece ilgisiz görünüyor.
Geçmişini öğrendikçe baba oğul ilişkisinin arızalı olmasının nedeninin Erkan’ın kendi babası ile kuramadığı ilişki olabileceğini düşünüyoruz.      
Hayırsız babanın oğlunun oğlu ile ilişkisi bir üvey baba üvey oğul ilişkisinden çok daha sorunlu. Erkan annesinin ölümü ile babasını terk edip dedesi ile birlikte Tirebolu’da yaşamaya başlar. Babanın hayatından çıkması ve onun yerini alan dede ile ancak Erkan bir düzene kavuşur. Dede bir nevi babalık eder. Erkan’ı bir proje çocuk olarak yetiştirir.
Erkan’ın iyi bir eğitim almasını sağlamakla kalmaz kendi de eğitir. Dede ansiklopedi gibi bir adam. Malumatfuruş. Somut rakamlarla bilgiler veriyor. “Dünya fındığının üçte ikisi Karadeniz’de çıkar. Türkiye’de 150 milyon fındık ağacı vardır, ülke olarak yıllık 70 bin ton fındık üretiriz” diyor örneğin (s. 19).
Kafasındaki “ideal insan”ı Erkan’da yaratmaya çalışıyor. İlk bakışta Erkan dedenin tam istediği kişi olmuştur ama gerçek kişiliği çok sorunludur.
Erkan karısının ve en yakın arkadaşının aynı araç içinde öldükleri haberini aldığında tüm dengelerini yitirir. Karısı ve en yakın arkadaşı tanıştıkları günden beri hiç iyi geçinememiş, dostluk bir yana arkadaşlık bile kuramamıştır. Onları aynı arabada ölüme götüren sır nedir? Erkan bunalıma girer. Herşeyden elini eteğini çekip dedesinden miras kalan bahçedeki ardıç ağacına günlerce içini döker.
Tüm bu anlattıklarımız aslında Selçuk Altun’un son romanı Ardıç Ağacının Altında’nın “Erkan” başlıklı ilk bölümünü ya da kitabını oluşturuyor. Bu bölüm başlı başına bir roman oluşturabilir.
İkinci bölümün başlığı “Taner”. Annesinden ve babasından nefret eden, kendisini üvey evlat olarak hisseden Taner “Analı babalı büyüdüğüm halde çocukluğumu yaşayamadım” diye düşünür. ABD’ye gidene dek hayatı kabus gibi geçmiştir. ABD’de sonu hapse düşmeye varacak daha büyük bir kabus yaşayacaktır.
Hapisten çıkıp Türkiye’ye döndüğünde annesi ile babasının en yakın arkadaşının aynı araçta ölmesinin gizemini çözme görevi teklif edilir. Babasını düştüğü bunalımdan kurtarmanın tek yolu budur. ABD’de hem öğrenimi sırasında hem de hapisteyken babasının kendine hissettirmeden nasıl yardımcı olduğunu öğrenince bu görevi kabul eder. Bu sayede babası Erkan Sipahi’nin yaşam öyküsünü de öğrenecektir. Taner babasının yaşam öyküsünün izini sürerken âşık olur, kendine yeni bir hayat kurarak Avrupa’da kalır.
Üçüncü bölümde Erkan’ın has adamı Zihni’yi tanırız. 12 Eylül’ün Diyarbakır zindanından kurtulup Erkan sayesinde ikinci hayatını yaşayan Zihni de patronunu bunalıma sokup hayattan el çektiren bu trafik kazasının sırrını çözmeye kararlıdır. Bu görevi Taner’in bıraktığı yerden sürdürecek, trafik kazasının sakladığı gerçeği öğrenecektir.
Acı gerçekler ortaya çıkar ve son bölümde Erkan bunalımdan çıkar ve yaşamı boyunca bilerek ya da bilmeyerek kötülük yaptığını düşündüğü insanlarla helalleşmeye karar verir. Yaptığı kötülükleri bir şekilde tamir edecektir. 
Selçuk Altun Ardıç Ağacının Altında’yı “Romanımda renkli olduğunu düşündüğüm gerçek yaşamöyküleriyle kurmaca yaşamöyküleri düello etmektedir. Sonuçta gerçek hayat, romanlardan daha tuhaf diyebiliriz, demeliyiz” (Cumhuriyet Kitap, 19.10.2017) diye anlatıyor. Romanda yukarıda bir bölümünün sözünü ettiğim kurmaca yaşam öyküleri kadar birer ansiklopedi maddesi gibi yazılmış “gerçek” yaşam öyküleri de var. Hatta bazılarının fotoğrafları da yer alıyor. Carl Tobey, Rasputin, Feliks Yusupov, Peter Watson, Erje Ayden, James Redhouse, Arif Keskiner... Bu hayat öykülerini okuyunca Selçuk Altun’un “Hayat romanlardan daha tuhaftır…” sözüne katılıyorsunuz.
Roman içinde gerçek ya da gerçekmiş gibi biyografiler vermek postmodernizmin eğilimlerinden. Ama ben çok fazla olmamasından yanayım. Vikipedia çağında merak eden açar interneti bu biyografileri bulur diye düşünüyorum. Romanda yer alan ve belgelere dayanan Edouard Roditi bölümünün ise ayrı bir kitap olarak değerlendirilmesi daha doğru olurmuş. Romanın akışı içinde hak ettiği değeri bulmayabilir.      
Ardıç Ağacının Altında minimalist bir yazar olan Selçuk Altun’un en kalın romanı; 270 sayfa. Roman için “olgunluk dönemi yapıtım demek isterim” demiş. Kitabın kalınlığı, birden çok romana malzeme oluşturabilecek içerikte olması gerçekten de Selçuk Altun’un yeni bir evreye girdiğini gösteriyor.
Ardıç Ağacının Altında gerçek yaşamöyküleriyle kurmaca yaşamöykülerin karıştığı yapısıyla da ilginç olduğu kadar merak unsurunu hiç bırakmayan ve polisiyeye kayan konusu ve anlatımıyla da ilgi çekecek bir roman.16.11.2017

Etiketler: ,


Perşembe, Kasım 16, 2017

 

James Bond Pera Palas’ta



“En önemli Bond klasiklerinden Rusya’dan Sevgilerle’de asıl mevzu İstanbul’da geçiyordu. Kitap 1957’de yayınlanmıştı ve İstanbul’daki İngiliz-Amerikan/Sovyet mücadelesi, yeni başlayan Soğuk Savaş’ın işaretini veriyordu.
“Çok sonra, Ian Fleming’in İngiliz Gizli Servisi için çalışan kurt bir istihbaratçı olduğunu ve defalarca İstanbul’a görevli olarak gelip gittiğini öğrenecektim. Mesela Türkiye’nin en karanlık dönüm noktalarından olan 6-7 Eylül 1955 olayları sırasında İstanbul’daydı” diye anlatıyor usta gazeteci Murat Yetkin yeni kitabı “Meraklısı İçin Entirikalar Kitabı”nda (Doğan Kitap).
Ian Fleming, 1955’de İstanbul’a geldiğinde Pera Palas’ta kalmış. Pera Palas bu yıl üçüncü kez Kara Hafta İstanbul Festivali’ne ev sahipliği yapacak. Festivalin teması MI6 ajanı James Bond karakteriyle bir kült yazar haline gelen Britanyalı yazar Ian Fleming.
Esas mesleği gazetecilik olan Ian Fleming 2. Dünya Savaşı sırasında istihbarat görevlisi olarak çalışmaya başlamış. Gazetecilik ve istihbarat deneyimlerinden faydalanarak James Bond karakterini yaratmış. İlk Bond romanı Casino Royal 1952’de yayımlanmış ve hemen üç baskı yapmış. Fleming 1953 – 66 yılları arasında 11 Bond romanı daha yazmış. Bond romanları 100 milyon adetin üzerindeki satış ile Dünya’nın en çok okunan kitapları arasına girmiş. Fleming, Times gazetesinin 2008’de yayınladığı “1945’den bu yana en iyi 50 İngiliz Yazar” listesine 14. sıradan girmiş.
James Bond’u sinemada 7 ayrı aktör 26 filmde canlandırmış. Romanların ve filmlerin başarısı başka yazarların da James Bond romanları yazmasına yol açmış. Bu yazarlardan ikisi Kara Hafta’nın konukları arasında. Ünlü polisiye yazarı Anthony Horowitz Ian Fleming ailesi tarafından yeni James Bond macerasını yazmak için seçilmiş ve 2005’de “Trigger Mortis” adlı macerayı yazmış. Aktör, komedyen ve yazar Charlie Higson da Genç Bond serisinin yazarı (Tudem yay.). Kara Hafta süresince Türkiye’den bir koleksiyonerin, Ömer Atakan’ın James Bond roman ve filmleriyle ilgili malzemelerden oluşan koleksiyonu da sergilenecek. İstanbul’da geçen “James Bond Rusya’dan Sevgilerle” filminin özel bir gösterimi de yapılacak.
Ian Fleming’in yaşam öyküsü de 6 filme konu olmuş. Milli Kütüphane verilerinden 1965 yılından itibaren tüm James Bond kitaplarının Türkçe’ye çevrildiğini öğreniyoruz. Yazık ki günümüzde James Bond’un Türkçe çevirilerinin baskısı yok.
Çok satan “Sinestezya” ve “Tükeniş Kulübü” (April yay.) kitaplarının yazarı Jeffrey Moore, polisiyenin yeni yıldızlarından, kitapları tüm Dünya’da listelere giren, Türkçede “Yan Evin Sırrı”yla (Doğan Kit.) tanıdığımız Shari Lapena, KGB ajanlarını konu alan romanlarıyla dünya çapında tanınan, “Kurtlar Sofrası”, “Oktav Timi” (Kaknüs yay.) gibi kitaplarını Türkçe’de de okuduğumuz Azeri yazar Cengiz Abdüllayev ve “Siyah Bira”yla (Labirent yay.) tanıdığımız Yunan yazar Vasillis Danellis festivalin yabancı konuklarından.
Yıl içinde yeni polisiyeleri yayımlanan Cüneyt Ülsever, Haluk Şahin, Alper Canıgüz, Cenk Çalışır, Ercan Akbay, Hesna Onbaşı, Sibel Köklü, Ayşe Erbulak, Nuray Atacık, Ayfer Kafkas, Rıza Kıraç, Yonca Eldener ve Ahmet Ümit 3. Kara Hafta İstanbul Festivali’nin Türkiye’den konuk yazarları.   
 3. Kara Hafta İstanbul Festivali’nin geçtiğimiz yıllarda Erol Üyepazarcı ve Sevin Okyay’a verilen “Polisiye Edebiyatı’na Katkı Ödülü” bu yıl Doğan Hızlan’a verilecek.
3.Kara Hafta İstanbul Festivali’nin etkinlikleri Pera Palace Hotel Jumeirah’da 17-18 Kasım 2017’de gerçekleştirilecek. Halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleşecek etkinliklerle ilgili tüm bilgilere www.blackweekturkey.com web sitesinden ulaşmak mümkün. 15.11.2017

Cuma, Kasım 10, 2017

 

“İyi ki Varsın Edebiyat”



36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın  Onur Konuğu Kore, onur yazarı Ayla Kutlu, teması “İyi ki Varsın Edebiyat”.  
Ayla Kutlu, 14 Ağustos 1938’de Antakya’da doğmuş. 79 yaşını kutluyoruz. İlk öyküsü 1976’da yayımlanmış. 40 yılı aşan bir emek. Türk edebiyatının ustalarından. Esas olarak öykü ve roman yazıyor ama çocuk edebiyatında da çok eser vermiş. Okur olarak Ayla Kutlu’yu bilmeyen yoktur sanırım ama yakından tanımak isteyenler için ilk önereceğim kitap Zaman da Eskir (Bilgi yay.). Kendi yaşam öyküsünden 22 yılı anlattığı bir anı roman bu. Aynı zamanda Ayla Kutlu’nun eserleri için de bir kılavuz niteliğinde. İyi bir Ayla Kutlu okuyucusuysanız kitapta anlatılan yerleri, kişileri, olayları sanki önceden biliyor gibi hissedeceksiniz. Ayla Kutlu’nun edebi yönünü tanımak içinse Ayla Kutlu Edebiyatı (2012, Bilgi yay.) adlı çalışmayı önereceğim. Son romanı Yedinci Bayrak (2016, Bilgi yay.)  Urumeli’den İzmir’e alt başlığını taşıyor. “Osmanlı’nın Balkanlar’da kurduğu vatanın gitgide büyüyen parçalar halinde yitirilmeye başladığı dönemi; göç ve göçmenlik üzerinden;  ‘gurbet’ duygusunun yoğunluğunda anlatıyor” diye tanıtılıyor. Okuma listeme ekliyorum. Belki de fuarda yeni bir kitabıyla da karşılaşırız diye umuyorum. Ayla Kutlu için Faruk Şüyün’ün hazırladığı armağan kitap ve açılacak serginin adı “İnsanlığın Öbür Yarısının Yazarı Ayla Kutlu” . Bu armağan kitapların okurlara satılmaması önemli eksiklik. Zira iyi çalışmalar ve onur yazarını tanımak için çok faydalılar. TÜYAP’tan okur olarak beklentimiz olarak Deniz Kavukçuoğlu’nun dikkatine diyerek buraya yazayım.

Dünya yazarları
İstanbul Kitap Fuarı bu yıl yurt dışından 18 yazar ağırlayacak. Polisiye edebiyatın önemli ismi İrlandalı yazar Glenn Meade öncelikle dikkati çekiyor. Neredeyse tüm kitapları Türkçeye çevrilmiş.
Saraybosna’nın eteklerinde bulunan Omarska Kampı’ndaki katliamdan sağ kurtulmayı başarmış bir genç kadının geçmişi ile yüzleşmesini anlatan Sonuncu Tanık (Kırmızı Kedi yay.) son kitabıymış.
Günümüz Alman şairlerinden Matthias Göritz’in Aşk Benim Dilsizliğim, (Yitik Ülke Yay.), Antik Yunan tragedyalarının yaşayan efsanesi olarak bilinen Theodoros Terzopoulos’un Dionysos'un Dönüşü (Habitus yay.), bilimkurgu’nun tanınmış isimlerindoen Dmitry Glukhovski’nin Moskova metrosunda geçen dizisinin son kitabı Metro 2035 (Panama yay.), Kübalı yazar Fabian Escalante’nin bizzat şahit olduğu olaylardan yola çıkarak yazdığı Fidel Castro'yu Öldürmenin 634 Yolu (Notabene yay) fuarın yabancı konuklarından seçtiğim kitaplar. Konuk ülke Güney Kore’den gelen yazarlardan seçtiklerimi de geçen hafta yazmıştım.

Yitik kitabın izinde
Fuar alış verişimde kitapçılarda kolayca ulaşamayacağım şiir gibi türlere, küçük yayınevlerinin iyi kitaplarına öncelik veriyorum. yeni hüzünler bulmalıyım / yeni acılar, tertemiz...” diyen büyük usta Hilmi Yavuz’un Lanet Şiirleri (Yapı Kredi yay.) ve “heybemde bir gezginin defteri akşam karanlığında” diyen Cevat Çapan’ın “Son Duraktan Bir Öncesi”ni (Yapı Kredi yay.) yılın en önemli kitapları olarak notluyorum. Akif Kurtuluş’un 12 yıl aradan sonra çıkan Hayat, Saat Farkıyla… (Can yay.), Ömer Erdem’in “seni bir koltuğa gelin etselerdi” dizesiyle başlayan yeni şiir kitabı Azap (Everest yay.), Selahattin Yolgiden’in “yüzümden akıyor insanlara ilencim” dediği Herkes Ayrıldı Kendinden (Kırmızı Kedi yay.), Müesser Yeniay’ın “unutmuyorum bir gül yaprağında uyuduğum geceyi” dizesiyle başlayan Sevgiliyle Daimi Konuşma (Şiirden yay.)Yücel Kayıran’ın Efsus’a Yolculuk (Metis yay.), Hakkı Zariç’in Zona (Manos yay.), Ali Ural’ın Mara ve Öteki Şiirler (Şule yay.) listemdeki diğer şiir kitapları. Yasak Meyve, Yitik Ülke, Mühür, Şiirden, 160. Kilometre, Ve, Dünya’dan Çıkış Yolları, Kanguru gibi şiir yayıncıları da yeni şiir kitapları var mı diye uğrayacağım yayınevleri. 
İsmet Tokgöz'ün arkadaşı Arkadaş Z. Özger'i anılar, belgeler, mektuplar ve fotoğraflarla anlattığı Arkadaşım Zekai Çoklar Sokağında Bir Yalnız (Ve yay.), “şiir eleştirmeni yok” diyenlere ilk verilecek isimlerden Sabit Kemal Bayıldıran’ın Şiire Bakma Durağı (Yasak Meyve yay.), Frankfurt Okulu düşünürlerinden Leo Löwenthal’in Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum (Metis yay.) listemdeki eleştiri ve inceleme kitapları.
Bir kedisever olarak Kadir Aydemir'in derlediği Kedi Öyküleri (Yitik Ülke yay.) ve Doris Lessing’in Kedilere Dair’i (Metis yay.) öykü ve romanlar listemin ilk sıralarında yer alıyor. Mine Soysal’ın ilkgençlik çağının sıkıntıları ile boğuşan bir genci anlattığı Daralan (Günışığı Kit.), Selçuk Altun’un  yeni romanı Ardıç Ağacının Altında (İş Kültür), kronik hale gelen sorunların tanığı Aziz Devrimci’nin gerçekle anlatı arasında bağ kuran ilk anlatısı Nusaybin Günlükleri (Everest yay.), Levent Tülek’in ilk öykü kitabı Pitbull (Hep Kitap), Hürer Ebeoğlu’nun adıyla meraklandıran ilk romanı Kulağakaçan Böceği (Doğan Kitap), Ayşegül Kocabıçak’ın “Aileyi, inancı, ülkenin gündemini belirleyen olayları, çoğu zaman hepimizin elini kolunu bağlayan âdetleri” sorguladığı söylenen ilk romanı Run Gülüzar Run (Hep Kitap), Hümeyra Yabar’ın meyvelere adanmış öykülerden oluşan ilk öykü kitabı Uykusuz Meyveler (Şule yay.), usta editörlerden Selahattin Özpalabıyıklar’ın “Daha ilk okuyuşumda çarpılmıştım: Bir ilk kitapta çok az rastlayabildiğimiz bir dil (özellikle argo) hâkimiyeti, teknik ustalık, capcanlı (anti)kahramanlar: Canan Akyüz için zarımı atıyorum” dediği Canan Akyüz’ün Elemge’si (Dedalus yay.), “Kaybolup gidenlerin, insanlığın sorumsuzca katlettiği hayatların dünyasına sürükleyici bir yolculuk” diye tanıtılan Lydia Millet’in Ölüler Nasıl Düşler’i (Kolektif Kit.), Avrupa’nın önde gelen yazarlarından Drago Jančar’ın insanın derin ve psikolojik travmalarını anlattığı Adsız Ağaç (Dedalus Kit.), tehditkâr erkek ve onları destekleyen kadın karakterlerin yan yana getirilmesiyle siyasal olanın son derece kişisel hale geldiği feminist bir alegori olarak tanıtılan Bernardo Atxaga’nın Yalnız Kadın’ı (Aylak Adam yay.), Robert Seethaler’in İkinci Dünya Savaşı’na gidişin öyküsünü anlattığı Tütüncü Çırağı (Jaguar yay.), yaşamın kıyısında kalmış kişilerin öykülerini nüktedan bir dille anlattığı belirtilen George Saunders’in İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte’si (Delidolu yay.), Colson Whitehead’in  Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği söylenen romanı Yeraltı Demiryolu (Siren yay.) listemdeki diğer kitaplar.
Hepinize bol kitaplı bir fuar diliyorum.  09.11.2017

 

Artist 2017’nin Ütopya’sı



Artist 2017 İstanbul Sanat Fuarı’nın bu yılki teması “Ütopya”. Ezgi Bakçay fuar kataloğundaki sunuş yazısında sanat ütopya bağını anlatmadan önce güncel durumu tespit ediyor: “İnsanlığın kurtuluşuna dair bir hayalin en iyi ihtimalle saflık ya da düpedüz geleceği tahakküm altına alma arzusu olarak yargılandığı bir başka dönem düşünmek zor.”
Artist 2017 ütopyaları tarihsel, kavramsal ve güncel olmak üzere üç ana başlıkta ele alan bir proje geliştirmiş. “Lidersiz, hayalperest ve çatışmalı bir duyusal kamusal alan” olma hedefiyle kolektif olarak üretmeyi amaçlamış. Bu hedefin sonuçlarını proje kapsamında 13 küratörün düzenlediği 23 sergide görüyoruz. Fuarın 7. salonunun neredeyse yarısını kaplayan ve kenarı köşesi olmayan labirentimsi düzenlemesi ile dikkati çeken alanda “ütopya kavramının” çeşitli açılardan ele alınıp tartışıldığı sergiler görüyoruz. Fuar boyunca 7. salonda yer alan ana sahnedeki performanslar, konserler ve söyleşilerle de ütopya kavramı sanatın çeşitli disiplinleri ile ele alınmış olacak.
Geçen yılki sohbetimizde Ümit İyem Çok küratörlü yatay bir sanat örgütlenmesi deneyimi” hayata geçirmeye çalıştıklarını söylemişti. Bu yıl bu deneyim daha da çeşitlenmiş. Fuar alanında karşımıza çıkan heykeller ve enstelasyonların bir bölümü fuarın 13. salonunda kurulan atölyelerde üretilmiş. Yani daha önceden bilinen eserlerin sergilenmesi yerine yeni üretimlerin yolu açılmış. Çağdaş/Güncel sanat işlerinin fuarda daha çok yer aldığı görülüyor. Artist 2017’nin sanat fuarından bir bienal yapısına doğru evrimleşmekte olduğunu söyleyebiliriz. Şimdilik melez bir görünüm var. Gelecek yıllarda bu değişim nasıl bir hal alacak merak etmemek elde değil.
Artist 2017’de 12 bin metrekare alanda binden fazla eser sergileniyor. Evin, Karşı Sanat, Gürel, Akademililer, Art Department, Bilim Sanat, Versus, Galeri Baraz, D’Art Gallery, Galeri BU, Alanistanbul gibi galerilerin yanında İtalya ve İsviçre gibi ülkelerden da katılım olmuş. Fuar 8. salonda ise bağımsız genç sanatçılara ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor.
Karşı Sanat standını “Devrim ve Ütopya” 1917 – 2017 başlıklı bir sergi ile değerlendirmiş. Ütopyaların hayata geçtiklerinde nerelere varacağını tartışmaya açıyor. Diğer galerilerde de ütopya konusuna değinen işlere rastlanıyor ama konuyu bütün olarak ele almamışlar. Galerilerin ana temaya katkısının artması etkiyi artıracaktır.
Artist 2017 İstanbul Sanat Fuarı’nın Sanatçı Onur Ödülü Nur Koçak’a verildi. Nur Koçak’ın yapıtlarından oluşan özel bir sergi de fuar alanında yer alıyor. 1960’lardan beri verilen emeğin ödüllendirilmesi... Nur Koçak fotogerçekçiliğin, hiperrealizmin Türkiye’deki öncülerinden. Ayşegül Sönmez Hürriyet Kitap Sanat’taki güzel yazısında çok isabetli bir soru sormuş: “‘Arzunun ressamı’ Nur Koçak’ın hâlâ bir resrospektifinin bile düzenlenmemiş olması kimin suçudur?” 
Sanat Tarihçisi / Eleştirmen Onur Ödülü Ali Artun’a verilmiş. Ali Artun tam anlamıyla bir sanat adamı. 1980’lerden itibaren sanat alanına bir çok açıdan katkıda bulunmuş. Günümüzde e-skop’taki yazılarının yanısıra sanat yayıncılığı ile de çok önemli bir işlevi var. İletişim Yayınları’nda sürdürdüğü “Sanat Hayat” dizisi benim için bir okul niteliği taşır.  Koleksiyoner Onur Ödülü Yunus Büyükkuşoğlu’na, Sanatsever Kurum Onur Ödülü de Farplas’a verildi. Yani Büyükkuşoğlu’na iki ödül birden verimiş oldu. Farplast Gebze’de bir sanat alanı. Sergilerin, etkinliklerin yanında sanatçılara çalışma alanı olarak da hizmet veriyor. 2000 eserlik koleksiyonu olan Kuşluoğlu aynı zamanda Türkiye’nin ilk sanat oteli Casa dell’Arte’nin de sahibi. Fuarda koleksiyondan bir seçki de yer alıyor.  
Artist 2017 İstanbul Sanat Fuarı 12 Kasım 2017 Pazar saat 19.00’a kadar açık. 08.11.2017

This page is powered by Blogger. Isn't yours?