Cuma, Nisan 24, 2015

 

İzmir Kitap Fuarı’na Giderken



İzmir Kitap Fuarı 20 yaşını kutluyor. TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen İzmir Kitap Fuarı’na 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılıyor. 150 etkinlikte ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarla buluşuyor. Son günlerin kalabalığı ve yoğunluğunda gözden kaçmasın diye bir kitap listesi hazırlamakta yarar var diye düşünüyorum.
İzmir Kitap Fuarı’nın bu yılki Onur Konuğu Süreyya Berfe. Süreyya Berfe 60 Kuşağı’nın ve çağdaş şiirimizin önemli adlarından. Berfe’nin “Yorgunluğa değil / geceye değil / yalnızlığa değil / akşamın gittiği yere gidiyordu / Düpedüz gidiyordu / Kimsesizdi” dediği yeni şiir kitabı “Her Gölge Titrer” (Yapı Kredi yay.) fuarda okurlarla buluşmuş olacak. Berfe’nin 1965 – 1998 yıllarında yayımlanmış şiirlerinden oluşan “Kalfa” da (Yapı Kredi yay.) kitap listemizde yer alması gereken kitaplardan.

Şiir
80 Kuşağı’nın kurucu şairlerinden Tuğrul Tanyol yeni şiir kitabı “Gelecek Günlerin Şarabı”nda (Yapı Kredi yay.) “Mutsuzluğun kışı / bir yara gibi ilerliyor / unutulmuş yazın açtığı yolda, / en ince yerinden kopan telin / kamçı gibi vurduğu utanç / ırmağına dalıyor boşvermişliğin…” diyor. Tuğrul Tanyol 40 yıldır dergilerde yayımladığı ve çoğu tartışmalar yaratmış şiir üzerine yazılarından bir seçmeyi de “İyi Şiir Koalisyonu” (Mühür Kit.) adıyla kitaplaştırdı. Böylece ilk düzyazı kitabını da yayımlamış oldu. Ahmet Telli ile yapılan söyleşilerden bir seçme de “SöyleSen” (Everest yay.) adıyla kitaplaştı. Enis Batur’un yeni şiir kitabı “A Capella” (Kırmızı Kedi yay.) “Yeni Lirik Şiirler 2007 – 2014” alt başlığını taşıyor. Ahmet Erhan’ın toplu şiirleri “Burada Gömülüdür” iki kalın ciltte yayımlandı (Kırmızı Kedi yay.), Bejan Matur’un yeni kitabı “Son Dağ” (Everest yay.). Kitap “Belli ki bir ağıtçıyım ben, / Karanlık çöktüğünde / Dağların ötesinde / Kimi ansam bakıyor bana acıyla” dizeleriyle sunuluyor.   
“Taraf değilsek kesilmedik söz hünerinden / Aşktan ve Allahtan kesilmedik / Yalnız ve biriz” diyen Ömer Erdem’in yeni kitabı “Pas” ve “Hayat madeninde acele çekilmiş / Fotoğraf kadar yerim” diyen Betül Tarıman’ın “Rüzgârın Azabı” (Yapı Kredi yay.) dikkatimi çeken şiir kitaplarından. “Kimseye benzemeden ben benim demişim / Fani değil Bâkiyim” diyen Baki Ayhan T. 2001 – 2014 yılları arasında yayımlanmış kitaplarından oluşan toplu şiirlerini “Hayat ve Hayal Müzesi” (Yapı Kredi yay.) adıyla yayımladı. Kitapta biri ilk kez okurla buluşan beş şiir kitabı yer alıyor. Fuarlar yeni kitaplarla buluşmanın yeridir. Yeni şairlerle, şiir kitaplarıyla tanışmak için Yasak Meyve, Şiirden, Yitik Ülke, Mühür gibi şiire gönül vermiş yayınevlerinin standlarını da ziyaret etmenizi öneririm.

Deneme – Eleştiri
100. yaşını kutladığımız büyük usta Haldun Taner’in yeni yayınevi Yapı Kredi’nin yayımladığı ilk üç kitaptan bir “Koyma Akıl, Oyma Akıl”dı. “Koyma Akıl, Oyma Akıl”da Haldun Taner’in 1971-1985 yıllarında yayımlanmış yazılarından bir seçme yer alıyor. Doğan Hızlan Haldun Taner için "Gündelik bir olayı, sıradan bir gözlemi, konuşma sanatının bütün incelikleriyle şerbetlendirerek öyle anlatır ki... İnsana ve dünyaya bakmanın birinci niteliğinin hoşgörü olduğunu hem bilir, hem bildirir" diye yazmış, katılmamak elde değil.
Selim İleri usta bir anlatıcı olmasının yanında iyi bir okurdur. Onun edebiyat birikimimize, eski yazarlarımıza verdiği değeri, her fırsatta onları gündeme getirdiğini yazılarından biliyoruz. Selim İleri’nin yeni kitabı “Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu” bu değerbilirliğin yeni ve büyük bir örneği. İleri kitapta 1874-1980 yılları arasında yayımlanmış ve çoğu unutulmaya terk edilmiş 229 Türk romanını ele alıyor, kısa yazılarla hem tanıtıyor hem de eleştirel gözle edebiyatımızdaki yerlerini değerlendiriyor.
Nurdan Gürbilek “Sessizin Payı”nda (Metis yay.) kitabın arka kapağında yazdığı gibi “"Adalet"i Dostoyevski'nin, "vicdan"ı Tolstoy'un, "merhamet"i Orhan Kemal'in, "utanç"ı J. M. Coetzee'nin, son yılların vazgeçilmez "kutuplaşma"sını Peyami Safa'nın penceresinden okuyan denemeler”ini biraraya getirmiş. Gürbilek bu temel kavramları edebiyat eserleri aracılığıyla incelerken edebiyat eserinin yaşamla bağını da kendine has bakışı ile vurguluyor.
Sennur Sezer beş yıldır her perşembe Evrensel Gazetesi’nde şairler ve yazarlara hitaben açık mektuplar yayımlıyordu. Tanpınar, Mehmet Akif, Kemal Tahir gibi yazarlarla başlayıp Gonca Özmen, Gülce Başer gibi genç kuşak yazarlarına uzanan bu mektuplarda tatlı ve içten bir anlatımla hem anılardan, tanıklıklardan söz ediyor hem de dobra bir söylemle bu kişilerin eserleri hakkında eleştiriler yapıyordu. Bu yazılar “Perşembe Mektupları” (Yazılı Kağıt yay.) kitaplaşmış.

Öykü
Haldun Taner’in yeniden basımı yapılan kitaplarından biri de “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” (Yapı Kredi yay.). Behçet Necatigil bu kitaptaki öyküleri hakkında yazarken Haldun Taner’i "Olayları rintçe bir bakışla gülünç taraflarından alan, kıvrak, sürprizli, esprili bir üsluba aktaran" yazar diye tanımlıyor. “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” Haldun Taner’in öyküleri ile yeniden buluşmak için yi bir başlangıç.
Mustafa Kutlu, her yıl düzenli olarak bir kitap yayımlama geleneğini bu yıl “Tirende Bir Keman”la (Dergâh yay.) sürdürüyor. Mustafa Kutlu “Tirende Bir Keman” adlı uzun hikayesinde uzun tren yolculuklarına çıkan kemancı bir baba ile oğlunun bu yolculuklarda yaşadıklarını, hissettiklerini diyaloglarla bezeli rahat bir dille anlatıyor.  
İyi gazetecilerden Pınar Öğünç ilk öykü kitabı “Aksi Gibi” (İletişim yay.) ile edebiyat dünyasına merhaba dedi. Pınar Öğünç iyi bir gözlemci olduğunu kanıtlarcasına her gün yaşadığımız ya da görüp geçtiğimiz küçük ayrıntılardan yola çıkarak kuruyor öykülerini. Sıradanmış gibi görünen olayların yaşamımızı nasıl etkilediğini anlatıyor.
2000’li yılların iyi şairlerinden Mehmet Erte düzyazıda da kendine has bir anlatım oluşturdu. Yeni kitabı “Arzuda Bir Sapma”daki (Yapı Kredi yay.) öykülerde bir erkeğin çocukluktan başlayarak yaşamı boyunca “arzu”larının peşinde yaşadıklarını, arzularının onu bedensel ve ruhsal olarak nasıl etklediğini, yönlendirdiğini anlatıyor.
Fuardan alınacak öykü kitapları listemde ayrıca “İnsan, yaşarken ıskaladığı bir hayatı gerçekten yaşamış sayabilir mi kendini? Belki de -bu yüzden- "Hayat abartılacak bir şey değil" diyen Kerem Işık’ın yeni kitabı “Iskalı Karnaval” (Yapı Kredi yay.) ve Jonathan Franzen’in "Davis özbilinç konusunda adeta bir sihirbaz. Sayfaya düşen kelimelerin hakkını böylesine veren bir yazar günümüzde az bulunur" diye tanıttığı Lydia Davis’in “Rahatsızlık Çeşitleri” (Everest yay.) var.

Roman
En çok yayımlanan edebiyat türü roman. Tanıtımlarda, duyurularda ve fuarlarda da en ön sırada romanlar yer alıyor. Yılbaşından beri de bir çok iyi roman yayımlandı. Yüzlerce roman arasında bunları kolayca es geçmek mümkün. Nermin Yıldırım’ın aşk acısını dindirmek için “Mazi İmha Merkezi” diye bir yere gidip tedavi olmayı bile göze alan kadın kahramanı Feribe’nin yaşadıklarını içten ve ironik bir dille anlattığı “Unutma Dersleri” (Doğan Kitap), sessiz ve derinden gitmesine rağmen her kitabı eleştirmenlerce heyecanla karşılanan Ayhan Geçkin’in “Uzun Yürüyüş”ü (Metis yay.), Burhan Sönmez’in yerin üç kat altında küçük bir hücredeki dört adamın anlattığı öykülerle gelişen “İstanbul İstanbul”u (İletişim yay.), Ayşegül Devecioğlu’nun 12 Eylül darbesi sonrasında yirmi yıl ortadan kaybolan bir arkadaşlarının gelişi ile girişilen yüzleşme ve hesaplaşmayı anlattığı “Ara Tonlar” (Metis yay.) ve Ersan Üldes’in “Edebiyat dünyasında yok sayılmış, bütünüyle unutulmuş bir yazar”la onun romanını anlaşılır kılmaya çalışan bir başka yazarın yazdıklarından oluşan romanı “Hindi” (Sel yay.) önereceğim romanlar. 
23.04.15

 

İzmir Kitap Fuarı 20 Yaşında



20. İzmir Kitap Fuarı 18 Nisan Cumartesi günü açıldı. Tüyap ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle düzenlenen fuara 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılıyor. 150 kültür etkinliği gerçekleştiriliyor ve yüzlerce yazar imza günlerinde okurlarla buluşuyor.
Fuarın onur konuğu 60 Kuşağı’ndan, çağdaş şiirin ustalarından Süreyya Berfe. 100. yaşını kutladığımız Aziz Nesin’in portre karikatürlerinden oluşan bir sergi ve Yayıncısıyla, Okuru ve Yazarıyla İzmir Kitap Fuarı 20 Yaşında” sergisi de fuarda yer alıyor. Sergide yirmi yıl boyunca İzmir Kitap Fuarı’nın nasıl gelişip büyüdüğü fotoğraflar eşliğinde anlatılıyor.
İzmir Kitap Fuarı 1996’da ilk kez kapılarını açtığında 125 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu yer almış ve 127 bin kişi fuarı ziyaret etmiş. 2003’de 188 yayınevi ve 200 bin ziyaretçi sayısına ulaşılmış. 2010’da 303 yayınevi ve ve 254 bin ziyaretçi, 2014’de ise 405 yayınevi ve 407 bin ziyaretçi gelmiş. Bu rakamları vermemin sebebi fuarın nasıl hızlı bir gelişim gösterdiğini anımsatmak.
İzmir kitap okuma oranlarında Türkiye’nin üç büyük kentinden biri. Canlı bir kültür ve sanat yaşamı var. Ama kültür sanat yaşamı ne denli canlı olursa olsun her şehirde kitap fuarlarının ilgi görmesi, yaşaması mümkün olmuyor. Kent tüm bileşenleriyle sahip çıkmadı mı kitap fuarları yaşamıyor. İzmir, başta okurları olmak üzere kamu kuruluşlarıyla, basınıyla, şehrin ileri gelenlerinin ilgisi ile fuara sahip çıktı. İzmir Kitap Fuarı’nın her yıl daha çok büyüyüp gelişmesinde başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere İzmir belediyelerinin desteğinin de çok büyük payı var.
Haftasonu İzmir Kitap Fuarı’ndaydım. 25 derece hava sıcaklığına rağmen yine İzmirliler fuar salonlarını doldurdular. İmza günlerine ve panellere de çok büyük bir ilgi vardı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri ile bu ilgi daha artacak haftasonu da doruk noktasına varacak. Ziyaretçi sayısının 450 bine ulaşacağını öngörebiliriz.
İzmir’in yeni fuar alanı “Fuar İzmir” “Marble Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı”yla birlikte Gaziemir’de açıldı. “Fuar İzmir” 240 bin metrekarelik alanda 7 blok halinde inşa edilmiş. İzmir’in fuarlar ve kongreler kenti olma hedefine uygun bir yapı. Gelecek yıllarda İzmir Kitap Fuarı’nın da “Fuar İzmir”de yapılması öngörülüyor.
Çağdaş ve her türlü gereksinime karşılık veren bir fuar alanında İzmir Kitap Fuarı’nı sürdürmek bence doğru bir karar. Ama bu geçişi yaparken acele etmemek gerek. Çünkü ihtisas fuarlarından farklı olarak İzmir Kitap Fuarı sadece sektör temsilcilerine yönelik değil 400 bin ziyaretçinin geldiği bir fuar. Önce halkın yeni fuar alanına alışması ve kolayca ulaşması sağlanmalı. Metro gibi çok sayıda yolcuyu sürekli taşıyabilen ulaşım araçları ile fuar alanına gidilebilmeli. En önemlisi de İzmir Kitap Fuarı’nın 20 yıl boyunca İzmir’in kalbi sayılan Kültür Park’da yapıldığı ve bunun bir alışkanlık yarattığı göz önüne alınmalı. Ulaşımı kolaylaştıracak önlemler alınırken festivaller, konserler, gösteriler yapılarak “Fuar İzmir”e halkın ayağının alışması sağlanabilir. Yani İzmir Kitap Fuarı’nın “Fuar İzmir”e taşınması için bir kaç yıllık bir geçiş dönemi planlanmalı. Fuara her zaman büyük destek veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun okurların, yazarların ve yayıncıların bu talebini dikkate alarak İzmir Kitap Fuarı’nı daha da büyüyüp gelişerek onlarca yıl daha yaşatacak planlamayı yapacağına inanıyorum. 
22.04.2015

Pazartesi, Nisan 20, 2015

 

Ehrengard



Karen Blixen “Ehrengard”da  zamanının Don Juan’ı olarak tanınan orta yaşlı ünlü bir ressamın evlenmek üzere olan genç, güzel bir kızı baştan çıkarmaya çalışmasının öyküsünü anlatıyor.
“Ehrengard” (2. Baskı, Çev. Fatih Özgüven, Ekim 2014, Dedalus yay.) peri masalı havasında kısa bir anlatı. Kitabın kapağında yan ve küçücük puntoyla yazıldığından yazarın adını kolayca göremiyorsunuz ama“Ehrengard” adının üzerinde “Küçük Bir Romans” yazısı oldukça dikkati çekici bir biçimde yer alıyor. Tamamı 80 sayfa.
1800’lü yıllar. Henüz Alman birliği kurulmamış. Küçük Alman prensliği Leuchtenstein’ın prensi Lothar’ın yeni evlendiği genç prenses Ludmilla doğum yapacak. Ama bu varis “yasanın ve adabın  hoş gördüğünden tam iki ay daha erken dünyaya gelecektir.” Doğum olayı çok gizli gerçekleştirilmeli, iki ay erken doğduğunu kimse bilmemelidir. Bu amaçla gözden ırak güvenli bir yer ve prensese genç, yumuşak başlı ve tabii ağzı sıkı bir nedime bulunması gereklidir. En uygun aday Ehrengard von Schreckenstein’dır. Kızın tek handikapı nişanlı olmasıdır. Nişanlısına yazacağı mektuplarda bu sırrı ağzından kaçıracağından korkulur ama başka da uygun aday bulunamaz.
Genç Prens Lothar’ın en yakın dostu 45 yaşındaki ressam Cazotte’dir. Cazotte Avrupa’nın birçok kraliçe ve prensesinin resimlerini yapmasının yanınıda onların gönlünü feth etmesi ile de ünlüdür ve “körpe ve dupduru çıplakları” resmettiği eserleri yüksek fiyatlarla alıcı bulmaktadır. Cazotte bu gizli doğum olayında genç çiftin yanında bulunacak ve destek olacaktır.
Orta yaşlı Don Juan Cazotte ile “genç, yumuşak başlı” Ehrengard’ın aynı mekânda geçirecekleri günlerin nelere gebe olduğu ise bu küçük anlatının konusu.      
Kapakta yazarın adının olağanüstü küçük ve de neredeyse görülmeyecek şekilde yazıldığını belirtmiştim. Karen Blixen'in yaşam öyküsünü okuyunca bu tavrı biraz anlamlandırmak olası. Tam adıyla Karen von Blixen-Finecke soylu bir kişi, bir barones. Belki de bu nedenle eserlerini yayımlatırken başta Isak Dinesen olmak üzere Tania Blixen, Osceola ve Pierre Andrézel adlarını kullanmış. Kitabın iç kapağında da yazar adı olarak “Karen Blixen (Isak Dinesen)” yazıyor.
“Ehrengard” Karen Blixen'in 1963 yılında, ölümünden bir yıl sonra yayımlanmış. Yayınlanır yayınlanmaz da edebiyat çevrelerinde büyük bir ilgi ile karşılanmış. Bu ilginin nedeni “Ehrengard”ın Soren Kierkegaard’ın Türkçede “Baştan Çıkarıcının Günlüğü” adıyla yayımlanan "Forforerens Dagbog"ına cevaben yazılmış olması. 1903’de yayımlanan “Baştan Çıkarıcının Günlüğü”nde Kierkegaard baştan çıkarmanın insanlık tarihi kadar eski bir şey olduğunu belirterek “bir aşk ilişkisinin doğuş ve bitiş süreçlerini” mektuplarla anlatırken “aşk”, “nişan”, “evlilik” gibi kavramları baştan çıkarıcının bakış açısından ele alır.
“Ehrengard” da anlatının baştan çıkarıcı’sı Cazotte’nin bir mektubu ile başlar. Cazotte, “Baştan çıkarma, sonsuz zahmetlerle, sabır ve ısrarlarla, zihninizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şeyin, kendi isteğiyle ve hazla, çekirdeğine, özüne kadar size açılması demek değil midir? Ve bunu yaparken de zihnin farklı koşullar altında ulaşmayı umabileceğinden çok daha yüce bir güzelliğe ulaşmak değil midir?” diye sorarak baştan çıkarıcılığı savunur.
Yayınlanışının hemen ertesi yılı "Ehrengard" ve "Forforerens Dagbog" arasındaki bağlantıları araştıran Robert Langbaum’un “The Gayety of Vision” (1964) adlı kitabı yayımlanmış ve günümüze dek iki eserin arasındaki metinlerarası ilişkiyi inceleyen onlarca makale yazılmış. Royal Danish Library’deki Karen Blixen arşivinde "Ehrengard"ın yedi ayrı versiyonu olduğuna da dikkati çekiliyor (Bkz. Mads Bunch, "Ehrengard," Kierkegaard, and the Secret Note”, Scandinavian Studies , Vol. 85, No. 4 , Winter 2013).
Karen Blixen’in “Ehrengard”ı hem duru anlatımlı hoş bir aşk öyküsü olarak, hem de kadın erkek ilişkilerl ile  aşk hakkında sorduğu sorular ve Kierkegaard’ın eseri ile kurduğu metinlerarası ilişkiler açısından okunabilecek bir modern klasik. 
16.04.15

Etiketler: ,


Cuma, Nisan 17, 2015

 

Nerantzula



Panait Istrati 1884 doğumlu bir Romen yazarı. “Balkanlar’ın Maksim Gorki’si” diye tanınmış gerçekçi bir yazar. “Sefalet, hastalık ve yalnızlık”la geçen yıllardan sonra 1921’de intihara kalkıştığında üzerinden çıkan Romain Roland’a yazdığı mektup alıcısına ulaşınca kaderi değişmiş. Roland’ın yardımı ile 1923’de ilk romanı “Kira Kiralina” yayımlanınca hem üne hem de servete kavuşmuş. 1935’de ölene kadar da ard arda romanları yayımlanmış. Eserleri Dünya dillerine çevrilmiş.
Panait Istrati, Türkiye’de de çok sevilen çok okunan bir yazar. “Kira Kiralina” 1939’da Remzi Kitapevi’nden çıkmış. 1940’lı yıllardan itibaren özellikle Yaşar Nabi’nin çabaları ile neredeyse tüm eserleri Türkçeye çevrilmiş. Ülkemizde “Romanya’nın Orhan Kemal’i” diye anılan bir yazar.
Panait Istrati’nin daha önce nedense “Sokak Kızı” adıyla yayımlanmış olan “Nerantzula”sı Faruk Ersöz çevirisi ile Helikopter Yayınları’ndan çıktı (Şubat 2015). “Nerantzula” bir ilk gençlik öyküsü. Marku komşu evde yaşayan “Saka Kız”ı tanıdığında 16 yaşındadır. Henüz su tesisatı olmayan mahalledeki evlere su taşıyarak geçimini sağlayan “Saka Kız” da 14-15 yaşlarındadır. Bir ailesi, karışanı görüşeni yoktur, yalnız yaşar. Anne babasının, ailesinin adını da kendi adını da söylemeyi reddeder. “Tıpkı çingene gibi esmer, gür saçlıydı. Kalın saç örgüsü özenle örülmüştü. Keskin iri gözleri, etli dudaklarıyla pek ciddi duran uzunca yüzü, elleri, bacakları ve ayakları gibi her zaman tertemizdi” diye anlatır.  
Saka Kız “Nerantzula”ya ilk aşkın saflığı ile bağlanan Marku onun Epaminondas adında bir sevgilisi daha olduğunu öğreninice yıkılır ama yılmaz. Marku ve Epaminondas bir yandan Nerantzula’nın tek sevgilisi olmak için rekabet ederken diğer yandan genç kızı tehlikelerden, saldırılardan beraberce korur. Bir süre sonra evlere su tesisatı bağlanıp sakalık işi bitince Nerantzula ortadan kaybolur. Marku ve Epaminondas da kaybettikleri sevgiliyi beraberce ararlar. Artık aralarında bir kader bağı vardır.
İki arkadaş ve rakibin aşkları hiç sönmez ve ısrarla Nerantzula’yı ararlar. Nerantzula’yı bulduklarında ise artık çok şey değişmiştir. Onun için Marku ve Leo çocukluk aşkı olarak hoş bir anıdır. Artık genç bir kadın olan Nerantzula’nın şimdi yaşamında bir omurilik felçlisi olan Aurell vardır ve hayatını ona adamıştır.
Kırık aşk öyküleri, çekilen çileler, bol acı... 60’lı yılların Türk filmlerini hatılatan bir atmosfer. Romanın hazin bir sonla olsa da İstanbul’da Boğaz sularında bitmesi de ilginç bir ayrıntı.    
Panait Istradi’nin Gorki ya da Orhan Kemal’e benzetilmesi boşuna değil. Istradi’nin gerçekçi bir anlatımı var. Ama bu gerçekçiliği kuru değil. Yani aynayı sokağa tutup bizim yaşadıklarımızı bize aksettirmekle yetinmiyor içten bir anlatımla okunaklı kılıyor, edebi bir eser haline getiriyor. “Nerantzula” Istradi’nin başyapıtlarından değil ama keyifle okunan bir roman. İyi bir anlatımı, akıcı bir öyküsü var. Bize çok yakın gelecek ortamlarda geçen bir aşk üçgenini ve sonrasında yaşananları anlatıyor.     
16.04.2015

Etiketler: ,


 

İhracatın Yıldızları



En çok ihracat yapanların ödüllendirildiği törenlerin haberlerine sık sık gazetelerde rastlarız. Geçen hafta, İstanbul Kongre Merkezi’nde böyle bir tören vardı. Töreni “Yüksek katma değerli ihracatı teşvik etmek” amacıyla Elektrik Elektronik ve Hizmet İhracatçıları Birliği (TET) düzenliyordu. Amaç yükte hafif pahada ağır ihracatı özendirmek, bu amaçla üretim yapıp ihraç edenlere dikkati çekmekti.
TET’in bu yılki ödül töreni öncekilerden çok farklıydı. Ödülleri alanlar ünlü sanayiciler değil yazar ve sanatçılardı. 2014 yılı sonuna kadar olan dönemde yurtdışında en fazla ihracat geliri elde eden ilk üç dizi: “Muhteşem Yüzyıl”, “Kara Para Aşk” ve “Kuzey Güney” ve 2014 yılında yurtdışında kitapları en çok dile çevrilen yazar Ahmet Ümit ödüllendirildi. “Muhteşem Yüzyıl”ın ödülünü Halit Ergenç ile TİMS Production adına Mücahit Murat, “Kara Para Aşk”ın ödülünü Tuba Büyüküstün ve Engin Akyürek ile yapımcı Kerem Çatay (Ay Yapım) “Kuzey Güney”in ödülünü yine yapımcısı Kerem Çatay aldı.
Ahmet Ümit ödül konuşmasında bugüne kadar pek çok ödül aldığını ancak bu ödülün kendisi için ayrı bir yere sahip olduğunu belirtti. Nezaketen söylemiş gibi görünse de bu cümle önemli bir gerçeğe dikkati çekiyordu; Türk edebiyatının Dünya’ya açılmındaki başarısı ilk kez ödüllendirilmiş oldu.
Dizi filmlerimizin Dünya çapında başarısı biliniyor. Arap ülkeleri ile başlayan dizi film ihracatımız, Balkanlar’a daha sonra da Dünya’nın diğer bölgelerine doğru yayıldı. Bugünlerde Şili televizyonlarında “Ezel” ve “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizileri yüksek rating’lerle izleniyor. Brazilya, Peru, Paraguay, Uruguay, Meksika ve Venezuella gibi ülkelere dizlerimiz satılmış. Afrika ülkelerinde yeni pazarlar bulmak için çalışmalar yapılıyor.
Ekonomi Bakanlığı da dizlerin başarısının farkında olmalı ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sinemaya verdiği desteği yeterli görmüyor ve “Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi” adlı tebliğ ile film ve dizi ihracatını teşvik ediyor. Tebliğ kapsamında sağlık turizmi, bilişim, film ve eğitim sektörlerine “pazara giriş”, “yurt dışı tanıtım”, “yurt dışı birim”, “belgelendirme”, “ticaret heyeti”, “alım heyeti” ve “danışmanlık” destekleri veriliyor.
Yayıncılığımızın yurtdışındaki başarıları ise bu denli dikkati çekmiyor. Orhan Pamuk’un eserlerinin neredeyse Dünya’da konuşulan tüm dillere çevrildiği biliniyor ama ötesi hakkında bilgi yok. Örneğin “İhracat Yıldızı” ödülünü kazanan Ahmet Ümit’in sadece 2014’de 10 eserinin 8 farklı dile çevrildiği, geçen yıl Arnavutluk, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Makedonya ve Tayvan’da yayımlandığı bilinmiyor.
2005-2014 yılları arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı TEDA Programı ile 64 ülkeden 438 yayınevine 435 yazarımızın 992 eserinin 59 dilde çeviri ve baskısı için 1755 destek verilmiş. Destek sağlanan bu eserlerden 1334’ü yayımlanmış.
Yayıncılık sektörünün büyüklüğü 2,5 milyar dolar. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre Türkiye Dünyanın en büyük 12. yayıncılık sektörü. Yayımlanan yeni kitap sayısında Dünyada 11. sıradayız. Brezilya ve Meksika ile birlikte yayıncılık sektöründe en hızlı büyüyen üç ülkeden biri Türkiye.
“Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi” tebliğinin bugünlerde revize edildiği biliniyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yayıncılığın kültür ihracatındaki başarısına kabine arkadaşı Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin dikkatini çekeceğini ve tebliğe yayıncılık sektörünün de dahil edileceğini umuyorum.
17.04.2015

This page is powered by Blogger. Isn't yours?