Cuma, Ocak 25, 2013

 

2012’de kişi başına 6.4 kitap düştü




Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de hem üretilen kitap adedi hem de kitap başlığı sürekli artış gösteriyordu. Bu yıl yaşanan küçük düşüşler neyin habercisi?
Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgilere göre; 2012’de 42.337 çeşit kitap yayınlandı. Bu kitaplar için 293.257.824 adet bandrol satın alındı. Milli Eğitim Bakanlığı da 2012 yılında ilk ve orta öğretim öğrencilerine 187.000.000 adet ücretsiz ders kitabı dağıttı. 2012’de toplam 480.257.824 adet kitap üretildi.  TÜİK rakamlarına göre Türkiye’nin nüfusu 74.724.269. Üretilen kitap adedini nüfusa böldüğümüzde  2012 yılında kişi başına 6.4 kitap düştüğünü görüyoruz.
2012 yılında üretilen 42.337  başlık kitabın konularına göre dağılımı şöyle. Genel Konular 452 başlık, Felsefe ve Psikoloji 1137 başlık, Din 2726 başlık, Toplum Bilimleri 14.342 başlık, Dil ve Dil Bilim 504 başlık, Doğa Bilimleri ve Matematik 461 başlık, Teknoloji ve Uygulamalı Bilimler 1954 başlık, Güzel Sanatlar 1270 başlık, Edebiyat 15.034 başlık, Coğrafya ve Tarih 2664 başlık,konusu belirtilmemiş 1502 başlık.
2011'de Türkiye'de 43 bin 200 çeşit kitap yayımlanmış, 493 milyon 469 bin 590 adet kitap üretilmişti. Kişi başına düşen kitap sayısı 6.8’di. Geçen yıla göre yayınlanan kitap çeşitinde %2, üretilen kitap adedinde %3 düşüş var.
 2007’de 280.708.153 adet, 2008’de 298.651.407 adet, 2009’da 353,599,457 adet, 2010’da 408.339.289 adet kitap üretilmişti. 2007’de 32.150 çeşit, 2008’de 32.342 çeşit, 2009’da 31.414 çeşit, 2010’da 34.363 çeşit kitap yayımlanmıştı. Bu sürekli artışın 2012’de durduğunu görüyoruz. Hem üretilen kitap adedinde hem de başlık sayısında küçük de olsa yaşanan düşüşün nedenleri üzerinde düşünmekte fayda var. Akla gelen ilk sebep Dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan durgunluk. Türkiye’nin büyüme hızında düşüşler yaşandığı gibi birçok sektörde de satışlarda düşüşler yaşandı. Bunun etkisinin de perakende sektörü yaşıyor kaçınılmaz olarak. Kitapçılar özellikle nisan ayından itibaren yayıncılık sektöründe durgunluğun başladığını, satışlarda ciddi düşüşler yaşandığını söylüyor. Bunda kuşkusuz, kitabın bir lüks olarak algılanmasının ve en küçük ekonomik bozulmada bile satın almaktan ilk vazgeçilen ürünlerden olmasının etkisi büyük. Öte yandan, kitapçılar geçtiğimiz yıllardaki gibi piyasayı hareketlendirecek sayı ve önemde çoksatan kitapların yayımlanmamasının da satışlardaki düşüşlerde etkili olduğunu söylüyor. Çoksatan yazarların kitaplarının eskisi kadar ilgi toplamadığını, büyük kampanyalarla sunulan bazı kitaplarda da beklenen sonuçların alınmadığını söylüyorlar. Hemen her yıl % 10 – 15 büyüdükten sonra 2012’de küçük de olsa bir düşüş yaşanması belki önemsenmeyebilir ama bir şeylerin işaretleri de sayılabilir.

Yayıncılık Dünyasında Türkiye
Genellikle ülkemizi özelde de yayıncılığımızı küçümsemeyi, ne kadar geri olduğumuza hayıflanmayı severiz. Geçtiğimiz yıllarda ortaya atılan ve en önemli bilim adamlarımızın bile sorgulamak gereği duymadan sahiplendikleri “Türkiye’de on bin kişiye bir kitap düşüyor” bilgisinin bir şehir efsanesi olduğu Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanlıları verileri açıkladıkça ortaya çıkmıştı. 2012’de Dünya çapında yapılan araştırmalarda Türk yayıncılığının ne düzeyde olduğunu daha net anlama olanağımız oldu.    
Unesco’nun verileri ve 2011 rakamları ile oluşturulan listeye göre Türkiye kitap başlığına göre 14. sırada. İlk sırada tahmin edilebileceği gibi ABD var. ABD 328,259 başlık üretmiş. İkinci 206,000 başlıkla İngiltere, üçüncü 189,295 başlıkla Çin, dördüncü 123,336 başlıkla Rusya, beşinci 93,124 başlıkla Almanya. Onları İspanya, Hindistan, Japonya, İran, Fransa, Pakistan, Güney Kore, Tayvan ve Türkiye izliyor (bkz. en.wikipedia.org/wiki/Books_published_per_country_per_year).
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) da geçen yıl önemli iki araştırma yayımladı. Bunlardan ilki Drawing the Global Map of Publishing Markets 2012 adlı Dünya yayıncılık sektörünün büyüklüğünü ölçmek amacıyla yapılmış olan araştırma. Bu araştırmaya göre Türkiye 1 milyar 150 milyon euro ile dünyanın en büyük on beşinci yayıncılık sektörü. Yayıncılık sektörünün Dünya çapındaki büyüklüğünün 105 milyar 614 milyon Euro olduğu hesap edilmiş. Tüketici fiyatları üzerinden yapılan sıralamada 31 milyar Euro ile ABD birinci, Çin 10 milyar 602 milyon euro ile ikinci, Almanya 9 milyar 734 milyon euro ile üçüncü, Japonya 7 milyar 129 milyon euro ile dördüncü, Fransa 4 milyar 587 milyon euro ile beşinci. İngiltere altıncı, İtalya yedinci, İspanya sekizinci, Brezilya dokuzuncu, Hindistan onuncu, Kanada on bir, Güney Kore on iki, Rusya on üç, Avustralya on dört ve Türkiye on beşinci.     

E-kitabın etkisi
Hemen her gün e-kitap satışlarının ne kadar arttığı, hatta bazı ülkelerde normal kitap satışını geçtiğine dair haberler okuyoruz. Türkiye’de kitap üretiminde düşüşün bir nedeni de e-kitap olabilir mi, sorusu akla geliyor kuşkusuz.
Türkiye’de kitabevi raflarında bulunan basılı kitap çeşiti 130 bin e-kitap çeşiti ise 5500. 2011 yılında 1314 e-kitaba ISBN alınmışken, 2012’de bu rakam 2928’e ulaşmış. Yani üretimde hızlı ama yetersiz bir artış var. E-kitap üreten yayınevleri satış rakamlarının son derece az olduğunu söylüyorlar. Birkaç yüz bin satışa ulaşıp çoksatan basılı kitapların bile e-kitap formatında satışlarının iki-üç yüz gibi rakamlara ancak ulaştığını söylüyorlar. E-kitabın yayıncılık sektörü içindeki payının ise % 0,3 civarında olduğu tahmin ediliyor.
Kuşkusuz Türkiye’de e-kitap okunma oranlarını etkileyecek en önemli unsur Milli Eğitim Bakanlığı’nın FATİH projesi. Tüm öğrencilere birer tablet bilgisayar dağıtıp ders kitaplarını ve yardımcı kitapları oradan okutmak amacındaki projenin bu yıl biraz hız kestiğini görüyoruz. Hedeflenen rakamlara henüz ulaşılamadı. 600 bin tablet bilgisayar dağıtmaktan söz ediyorlardı ama FATİH Projesi kapsamında, geçen yıl 17 ildeki 52 okulda pilot uygulama yapıldığı ve 13 bin 500 tablet bilgisayar dağıtıldığı açıklandı.  FATİH Projesi için 2013 yılında 1,4 milyar lira ödenek ayrılmış, sanırım bu yıl proje ciddi bir biçimde hız kazanacak.  
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA)’nın yayınladığı ikinci araştırma Dünya’da e-kitap pazarının durumu hakkında. The Global eBook Market: Current Conditions & Future Projections başlıklı bu araştırmada 15 ülkede e-kitap pazarı incelenmiş. Tahmin edilebileceği gibi e-kitap pazarının da lideri ABD. ABD’de satışta 950 bin çeşit e-kitap var. E-kitabın yayıncılık sektörü içindeki payı ise % 6,2. İngiltere’de satışta 1 milyon çeşit e-kitap var ve pazar payı % 6. Dünya’nın en büyük üçüncü yayıncılık sektörü Almanya’da ise rakamlar dikkati çekici şekilde düşük. 25 bin çeşit e-kitap satışta ve e-kitabın yayıncılık içindeki payı % 1. Diğer Avrupa ülkelerinde de benzer sonuçlar alınmış, Fransa’da 75 bin çeşit e-kitap satışta ve pazar payı % 1,8, İspanya’da 10 bin çeşit e-kitap satışta ve pazar payı % 0.5, Danimarka’da 7 bin çeşit e-kitap satışta, pazar payı %1-2, Hollanda’da 5 bin çeşit e-kitap satışta, pazar payı % 1,2, Rusya’da 60 bin çeşit e-kitap satışta pazar payı %1’den küçük.
E-kitap satışlarının düşük kalmasının nedenleri arasında henüz yeterince tablet bilgisayar ve e-okuyucu satılmaması ilk etken olarak gösteriliyor. Hemen her okuyucunun farklı formatta olması yani bir standart oluşmaması, korsan yayının önlenememesi, telif hakları oranları, satıcılara yapılacak indirimler gibi konuların netleşmemesi de nedenler arasında gösteriliyor. KDV oranlarının yüksekliği de bir başka caydırıcı unsur. Birçok ülkede bir kültür ürürnü olduğu için basılı kitaba normalden çok daha düşük KDV uygulanırken nedense e-kitap kültür ürünü sayılmıyor ve normal KDV uygulanıyor. Türkiye’de de basılı kitapta KDV %8, e-kitap’ta %18.    
17.01.13 

Cuma, Ocak 18, 2013

 

Şiir ve Cinayet



Salah Birsel bana göre çağdaş denemenin iki büyük ustasından biridir. Nermi Uygur denemenin felsefe ile nasıl buluştuğunu örneklerken Salah Birsel de diliyle, anlatımıyla, denemelerinin içeriğini oluşturan bilgi donanımı ile seçkinleşir.
Salâh Birsel edebiyata şiirle başlasa da emeğinin büyük bölümünü denemeye ayırmış. 1937’de ilk şiirinin yayımlanışından 60’lara kadar onu şair kimliği ile görüyoruz. Şiiri ile nasıl bir denemeci olacağının ipuçlarını da veriyor. Döneminin gerçeküstücülükten Garip’e evrilişi içinde kendine has söyleyişi, ironisi, zekası ve yergileri ile ayrılıyor. Bir “Salah Birsel Şiiri”nden söz etmek mümkün oluyor. Dili zorluyor, kırıyor büküyor, sınırlarını araştırıyor. 1950’lerde dergilerde günlüklerini yayımlamaya başlıyor. 1952’de yayımlanan Şiirin İlkeleri ile de denemenin sularına yelken açıyor. Hızlı ve çalışkan bir denemeci. 70’li yıllarda ustalığının zirvesine ulaşıyor. Peş peşe kitaplar yayımlıyor.
Salah Birsel, şiirini kendine has kılan söyleyişini, ince zekasını, ironisini denemelerine ustalıkla aktarmakla kalmıyor, düzyazının verdiği rahatlıkla günlük konuşma dilinin de sınırlarını zorluyor. Kendine has deyimler, sözcükler yaratıyor. Ve tüm bu nitelikleri büyük bir bilgi yumağı ile harman ediyor. Her denemesinden yüzlerce yeni ve değişik bilgi ediniyorsunuz.
Salah Birsel onlarca kitaptan oluşan deneme külliyatını iki ana başlıkta topluyor "Salâh Bey Tarihi" ve “1001 Gece Denemeleri”.  "Salâh Bey Tarihi"nde İstanbul’un tarihini ağırlıklı olarak Beyoğlu ve Boğaziçi ekseninde sanat ve edebiyat ağırlıklı bilgilerle anlatıyor. 1001 Gece Denemeleri’nde ise "Denemelerimin kahve söyleşileri gibi daldan dala konmasını ve başladığı yerde değil başlamadığı yerde bitmesini severim” dediği anlatımını Türk ve dünya edebiyatçıları başta olmak üzere binlerce kitaba göndermeyle örüyor ve bu arada kendine has anlatımını da ihmal etmiyor.
Salah Birsel’i unutulmak tozlarının arasından çıkartıp biz okurlarına hatırlatan Sel Yayınları büyük ustanın külliyatını yayımlamaya "Salâh Bey Tarihi" ile başlamıştı. Şimdi bu ciltlere “1001 Gece Denemeleri” de ekleniyor. “1001 Gece Denemeleri”nin yeni kitabı Şiir ve Cinayet (2012, Sel yay.). Şiir ve Cinayet’in ilk baskısı 1985’de çıkmış. Salah Birsel’in ustalık döneminin bir örneği de diyebiliriz bu 160 sayfalık kitaba. Salah Birsel denemelerinde kendine has tüm özelliklerini sergiliyor. Adeta bir beyin fırtınası estiriyor, Türk ve dünya edebiyatında değinmediği konu, yazar bırakmıyor. Tek bir denemede, yazarlıkta doğallığın gerekliliğinden başlayıp romana kahramanlarına kadar uzanırken yazmak ve yazarlıkla ilgili onlarca konuya değinip onlarca yazar hakkında ilginç bilgiler verip, yargılar getiriyor. Onunla ilk kez karşılaşacaklar için iyi bir başlangıç. Tekrar buluşmak isteyenler için de iyi bir vesile. Şiir ve Cinayet’deki denemeleri okurken Salah Bey’in “Benzersiz bir denemeci ve üslupçu” olduğunu bir kez daha kavrıyoruz.  
Muzaffer Buyrukçu, “Salah Birsel, denemelerinde yetkinliğe ermiş bir düşünce mekanizmasının ayrıntılı bir biçimde nasıl çalışabileceğini gösterir. Bu çalışmada sınır, bir yerde saplanıp kalma yoktur. Tam tersi sınırsızlık, alabildiğine bir arayış, alabildiğine gizliliklere ustaca sokuluş vardır. Oradan oraya sıçraması, gülerken somurtması bu düzenin gereğidir. Bütün nesneler, bütün sorunlar, bütün konular birbiriyle ilişkilidir ve her şey birbirinin içindedir” demiş. Salah Birsel’in denemelerini okuduğunuzda Buyrukçu’nun bu yargılarında ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz. 
10.03.2013

 

Şair Dediğin



Ali Çolak Şairin Dediği’nde şairlerin gizli dünyalarının, özel hayatlarının izlerini sürüyor. Anılardan, günlüklerden, mektuplardan, söyleşilerden damıttığı bilgilerle şair denince akla gelmeyenleri anlatıyor.
Dünya edebiyatından yazarların, şairlerin özel hayatlarına, garip alışkanlıklarına, aşklarına dair birçok kitap var. Bunların birçoğu da Türkçeye çevirildi, ilgi gördü. Türk Edebiyatçılarına gelince ise bizde özel hayatın kutsallığından mı, yoksa anı, biyografi, günlük gibi türlerin kısırlığından mı bilinmez böyle örneklere pek rastlamıyoruz. Bu nedenle Ali Çolak’ın Şair Dediği’i (Kasım 2012, Kapı yay.) önemli bir örnek. Ali Çolak, “Ah, Neden Öldünüz” başlıklı önsözde kitaptaki denemelerin yazılış öyküsünü anlatırken kitabın içeriğini de açıklıyor. “Hayatlarına dahil oldum ve anlamaya çalıştım onları. Fukaralıklarını, acizliklerini, beceriksizliklerini gördüm. Kimileri işsiz, parasız ve yoksuldular. Kimimleri çocuk yaşta aşk okuyla vurulmuştu. Kimi bencil, kimi cimri, kimi de gamsızdı. Diğergam, cömert, melek tabiatlı ve dünya güzeli olanlar da vardı. Ayıplamadım hiçbirini. Her hallerini kabullendim ve dost bildim hepsini. Yazarken onları incitmekten korktum. Bir aile sırrını ifşa ediyormuşum gibi geldi. Çoğu aramızda değil. Umarım ruhları incinmemiştir.”
Yürmeyi, gezmeyi seven, yürürken kafalarında yazacaklarını oluşturan, şekillendiren şairleri anlatıyor ilk denemede Ali Çolak. Yahya Kemal, Tanpınar, Ahmet Haşim derken söz denemenin büyük ustası Salah Birsel’e geliyor. Ali Çolak, bu kitapta her fırsatta Salah Bey’e selam yollamayı vazife biliyor. Yemekten anlayan, iyi yemek yapan, yediğinin hakkını veren Refik Halid, Filozof Rıza Tevfik, Ahmet Haşim, Tevfik Fikret ikinci denemenin konukları. Üçüncü denemede sıra takıntılılara geliyor. Abdülhak Şinasi Hisar, İbn’ül Emin Mahmut Kemal titizlik takıntısıyla meşhursa belki de en garip takıntı Ahmet Haşim’in toprak (kil) yeme takıntısıdır. Düvüşmeleriyle meşhur şairlerin küslükleri de kendilerine hastır. Şairlerin en çok ve en kolay darılanının Yahya Kemal olduğunu söylüyor Ali Çolak. Hemen herkesle küsen Yahya Kemal, Yakup Kadri ile küslüğünü düello çağrısına kadar vardırmış. Neyse ki düello gerçekleşmemiş. Ahmet Haşim kolayca küsüp, kolayca barışması ile ünlüyken, Cenap Şahabettin küstü mü bir daha barışmaması ile ünlüymüş. Şairlerimizin babalarıyla ilişkileri, onlara yazdıkları şiirler de bir denemenin konusu olmuş. İlk aşklar da başka bir denemenin konusu. Küçük yaşta, çocukken sevdalara düşmüş şairlerimiz. Aka Gündüz 12 yaşındayken bir Bulgar kızına gönül vermiş. Yahya Kemal beş yaşındayken aşık olup şiire başlamış. Tevfik Fikret 3,5 yaşında komşunun kızına gönül vermiş. Şairlerin kılık kıyafetleri, yakışıklılıkları, güzellikleri de merak edilir. Okurla şairin ilk karşılaşması da genellikle hayal kırıklığıdır. “Şairin dostu olur mu?” sorusu da kolay cevaplanmaz. Çoğu kolay dost olur hemen de düşman. Mehmed Kemal’in kitabının adı boşuna “Şairler Dövüşür” değildir. Şairlerle birlikte yaşamak, hele evli olmak da kolay iş değildir. Şairlerin eşleri de kitaplara konu olmuştur. Ali Çolak da onların evlilik öykülerinin izini sürmüş bir denemede. Şairlerin tiryakilikleri, ikinci işleri, milletvekilliği yapmış, politikaya soyunmuş şairler, cimri ve de cömertler, genç yaşta hayatına son verenler, yazarak geçinmeye çalışanlar, köşk, yalı sahibi olanlar, ilk telifler, en yüksek telifler, çocuk yaşta şiir yazmaya başlayanlar, öğrencilik hayatları, tembeller, çalışkanlar, nerelerde, nasıl yazdıkları, askerliklerini nasıl yaptıkları, ev halleri hep denemelerin konusu olmuş.
Ali Çolak hafiten neşeli ve oldukça akıcı bir dille kaleme almış denemelerini. Dedikoduya, söylentiye yüz vermemiş, kitaplardan, dergilerden okuduklarını kaynak edinmiş. Ama kaynaklarını her zaman tam açık etmemiş. Kuşkusuz denemenin akıcılığı içinde kaynak vermek, dipnotlar oluşturmak okuru tökezletir ama kitabın sonunda kaynaklar verilse iyi olurdu diye düşünüyorum. Ali Çolak’ın denemelerindeki bilgilerin izini sürer, keyifli okumalara doğru yol alabilirdik. Tabii bir de dizin olsa tadından yenmezdi.
Ali Çolak, sık sık Salah Bey’e selam yolluyor demiştim. Ali Çolak anlatımı Salah Birsel’i çağrıştırsa da daha duru. Salah Bey gibi üslupçuluk yapmıyor, sözcük yarıştırmıyor, yeni sözcükler yaratmıyor. Ama bu tür bilgi ile yüklü denemenin Türkçedeki en büyük ustasının Salah Birsel olduğunu saygıyla hatırlatması takdire şayan.

10.01.2013

Çarşamba, Ocak 09, 2013

 

2012’de Dünya Edebiyatı



Selçuk Altun’a
Dünya Edebiyatına en açık ülkelerden biriyiz. ABD’de, Rusya’da ya da Çin’de çeviri oranları yüzde 1’lere bile ulaşamazken bizde her yıl yayınlanan kitapların yaklaşık yüzde kırkı çeviri. Çeviriler ağırlıklı olarak İngilizceden yapılsa da yayıncılığımız geliştikçe dil çeşitliliği de artıyor. 2012’de de birçok önemli eser Türkçeye kazandırıldı. Olağanüstü güç şartlarda çalışmalarına rağmen birbirinden güzel çevirilerle bize bu eserleri kazandıran çevirmenlere ne kadar teşekkür etsek azdır. 

Yılın Dünya’da ve Türkiye’de olay kitapları Elli Ton serisiydi. Serinin ilk kitabı Grinin Elli Tonu (çev. Sevinç S. Tezcan, Pegasus yay.) Haziran 2011’de yayınlandığından bu yana 37 ülkede 40 milyondan fazla satmış. Türkiye’de de kısa sürede çoksatanlar listesine girdi. Serinin diğer kitapları Karanlığın Elli Tonu ve Özgürlüğün Elli Tonu da birer ay ara ile yayımlandı. Çevirmen Sevinç S. Tezcan kısa sürede 1920 sayfa çeviriyle erişilmesi güç bir rekora imza atmış oldu.

Şiir
Çeviride rekor romandaysa en az çevirisi yayımlanan tür de şiir sanırım. Yayınevlerimiz sırf Türk şairlerine değil Dünya şiirine de soğuklar. Çok az sayıda çeviri şiir kitabı yayımlanıyor.  2011 Nobel Ödülü sahibi Tomas Tranströmer’in şiirlerinden bir derleme Ateş Karalamaları (Çev. Cevat Çapan, Can yay.) adıyla yayımlandı. Türkçeye çevrilen bir Nobelli şair de Hala Gece Yarısı Bu Yıldızda ile Nelly Sachs’dı (çev. Melike Öztürk, Can). Rainer Maria Rilke’nin iki başyapıtından biri kabul edilen Orpheus'a Soneler’in (çev. Yüksel Pazarkaya, Cem) yayımı ile Rilke’nin tüm şiirleri Türkçeye çevrilmiş oldu. Kapı Yayınları Halil Cibran’ın bütün eserlerini Cahit Koytak’ın Arapçadan yaptığı çevirilerle yayımladı ki sanıyorum Cibran ilk kez orijinalinden çevrilmiş oldu. Ethel Adnan’ın ilk yayımlanışından 32 yıl sonra Türkçede çıkan Arap Kıyameti (çev. Serhan Ada, Metis) Arap Baharı’na rastladı. Çağdaş Danimarka şiirinin en önemli temsilcilerinden, bir dönem Türkiye’de de yaşamış olan ve Türk şiirini iyi bilen Henrik Nordbrandt’ın şiirleri Her Sözcüğü Bir Aşk İlanı Gibi Duyumsuyorum (Çev. Murat Alpar, Can yay.) adıyla okur karşısına çıktı. Can Alkor’un şiir çevirileri Bulunmuş Çeviriler adıyla derlendi (Norgunk yay.). Kadın şairlerin hayat, aşk, sevgi ve kadınlık hakkında yazdığı şiirler Dünya Kadın Şairlerinden Kadının Halleri (çev. Selahattin Yıldırım, Agora Kitaplığı) adıyla yayımlandı.

Öykü
Çağdaş İtalyan edebiyatının en önemli isimlerinden Leonardo Sciascia’nın Sicilya’nın hem bugününe hem de tarihine uzanan öyküleri Şarap Gibi Deniz (çev. Neyyire Gül Işık, Yapı Kredi) adıyla yayımlandı. ABD’de kısa öykünün yeniden okurlarca ilgi görmesini sağladığı söylenen, bizde de çok sevilen Raymond Carver’in Türkçedeki yeni kitabı Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen?’di (çev. Ayça Sabuncuoğlu, Can). David Vann’in babanın intiharı ile şekillenen bir aile trajedisini anlattığı öykülerinden oluşan ve çoksatan  Bir İntihar Efsanesi (Çev. Esra Birkan, Can) yayımlandı. “James Joyce’un izinde” diye tanıtılan ve daha çok underground bir havada olan Will Self’ten ilk öykü derlemesi Sert Çocuklara Sert Oyuncaklar (Çev. Süha Sertabiboğlu, Sel yay.) adıyla yayımlandı. Everest Yayınları, Mehmet Özgül’ün Rusça asıllarından yaptığı ve kronolojik olarak yayımlanan Çehov’un Bütün Öyküleri külliyatını Küçük Köpekli Kadın’la sekiz ciltte tamamladı ve bu diziden yapılan Seçme Öyküler’le taçlandırdı. 
Ursula K. Leguin’in farklı türlerde öykülerinden oluşan Aya Tırmanmak ve Diğer Öyküler (Çev. Aslı Biçen, Metis), Balkanların en önemli ve en verimli yazarlarından diye tanıtılan Drago Jancar’ın Joyce'un Öğrencisi (çev. Sinan Baydur, Dedalus), 27 yaşında hayata veda eden kaşif gezgin Isabella Eberhardt’ın tek öykü kitabı Unutuşu Arayanlar (çev. Ayşegül Demir, Alakarga), Alice Munro’nun en cesur hikayeleri diye nitelenen taşra yaşamının sırlarını anlattığı Çocuklar Kalıyor (Çev. Cem Alpan, Can), Bernhard Schlink’in günlük yalanlardan aile sırlarına dek “yalan” kavramını sorguladığı öykülerinden oluşan Yaz Yalanları (Çev. Barış Tut, Doğan Kitap) bu yılın önemli öykü kitaplarındandı.

Deneme, Eleştiri
2012’yi biyografiler yılı sayabiliriz. James Joyce hakkında yazılmış en ayrıntılı biyografi olan James Joyce Hayatı ve Eserleri’nde Richard Ellmann (Çev. Zafer Avşar, Kabalcı) binlerce belge, alıntılar, mektuplar ve tanıklıklarla yazarın hayatını anlatıyordu. İş Bankası Yayınları biyografi dizisinde her biri 500 – 600 sayfalık belgelere dayanan, ayrıntılı biyografiler sundu. Graham Robb’un Rimbaud’su (çev. Süha Sertabiboğlu), James L. Harvey’in Jack London’ı (çev. Yiğit Yavuz) bunlardan ikisiydi. İletişim Yayınları da birçok ilgi çekici biyografi yayımladı. Anthony Curtis’in Virginia Woolf‘u (çev. Özge Çağlar Aksoy) ve Stephen Eric Bronner’in Camus’ü (çev. Tuğba Sağlam) ilk aklıma gelenler. Bu dizide olmasa da Nabokov’un Gogol’ü (çev. Yiğit Yavuz) de hem bir biyografi hem de edebiyat eleştirisi olarak örnek bir eserdi. Şule Yayınları’nın henüz göremediğim Paul Celan, Stefan Zweig ve Thomas Bernhard’ını da saymalıyım.   
Paul Auster, 64 yaşında hayatın kışına girerken yazdığı günlüklerini Kış Günlüğü adıyla (Çev. Seçkin Selvi, Can) ABD’den önce Türkiye’de yayımlattı ve çoksatanlardan oldu. Eduardo Galeano’nun bir takvim formatında yazdığı Ve Günler Yürümeye Başladı (Çev. Süleyman Doğru, Sel yay.) 1 Ocak’tan 31 Aralık’a 365 gün için 365 kısa deneme, çözümleme, öngörüler içeriyordu. Türk okurun en sevdiği eleştirmen ve kuramcı olan Terry Eagleton’un bu yıl Türkçede yayımlanan kitaplarından belki de en önemlisi edebiyatın doğasına ve yapısına ilişkin sorulara cevaplar aradığı Edebiyat Olayı’ydı (çev. Başak Yüce, Sel yay.). Mario Vargas Llosa Genç Bir Romancıya Mektuplar’da (Emrah İmre, Can yay.) yazar adaylarına önemli öğütler verirken deneme tadını da ihmal etmiyordu.

Roman
Yılın son dakika sürprizi James Joyce’un çevrilemezliği ile ünlü Ulysses'inin yeni bir çeviri ile Türkçede yayımlanmasıydı (Norgunk). Çevirmen Armağan Ekici “Ulysses'in zor, okunaksız, soğuk bir kitap olduğu yönündeki büyük ölçüde haksız ününü yıpratmayı amaçlıyor”muş. Vladimir Nabakov’un bir aşk öyküsü anlattığı ilk romanı Maşenka (çev. Esra Birkan, İletişim) ve yine Nabokov’un ölüm döşeğinde yazmaya çalıştığı bir roman için tuttuğu notlardan oluşan kartların 32 yıl sonra saklı tutulduğu banka kasasından çıkartılıp oğlu tarafından sıralanması ile sunulduğu Laura’nın Aslı (çev. Fatih Özgüven, İletişim yay.) ilgiyle okuduğum romanlardı.
Dünya Edebiyatı’ndan seçtiğim 11 romansa şöyle;  1. Hermann Broch’un bilinçakışı tekniği ile yazdığı ve çevrilemezliği ile ünlü Vergilius’un Ölümü (Çev. Ahmet Cemal, İthaki); 2. Roberto Bolano’nun ölümünden önce son noktayı koyduğu aslında beş romanı biraraya getiren başyapıtı 2666 (çev. Zeynep Heyzen Ateş, Pegasus yay.) 3. Haruki Murakami’nin “Orwell’in 1984’ü çıkış noktası alan” hem bir aşk hikayesi hem bir arayış romanı 1Q84 (çev. Hüseyin Can Erkin, Doğan Kitap);  4. Jonathan Franzen’in bir ailenin öyküsünü anlattığı çoksatan romanı Özgürlük (çev. Sevin Okyay. Sel); 5. Per Petterson’un sade ama şiirsel anlatımıyla etkileyen Lanet Olsun Zaman Nehrine (çev. Aslı Biçen, Metis); 6. Vasili Grossman’ın İkinci Dünya Savaşı’nda Stalingrad Savunması’ından Stalin’in Sovyetlerine uzanan 1200 sayfalık romanı Yaşam ve Yazgı (Çev. Ayşe Hacıhasanoğlu, Can yay.); 7. Tim Parks’ın bir yargıcın iki ayrı hayatını anlattığı Yargıç Savage (çev. Çiğdem Banguoğlu Aka, Geniş Kit.); 8. Sigfried Lenz’in “insanın görev duygusunun takıntı halini almasını” anlattığı Almanca Dersi (çev. Ayşe Sarısayın, Everest); 10. Javier Marias’ın “muazzam diliyle tam bir edebiyat ziyafeti çeken, düşünsel yönüyle zihne bol malzeme sunan, okura yoğun ve sıradışı bir tecrübe yaşatan bir eser” diye tanıtılan Yarınki Yüzün Cilt 3: Zehir, Gölge, Veda (çev. Roza Hakmen, Metis); 11. John Fowles’un bir üslup şahaseri olarak niteleyebileceğiz, kendi yaşamından otobiyografik unsurlar da taşıyan ve başyapıtı olarak nitelenen Daniel Martin (çev. Nuray Yılmaz, Ayrıntı yay.).  
03.01.13

This page is powered by Blogger. Isn't yours?