Salı, Haziran 28, 2011

 

Türkiye’de E Kitap



Elif Tanrıyar’la Söyleşi (sabitfikir dergisi için)

e-kitap Türkiye’ye geleli bir sene oldu. Bu süre zarfında siz olumlu ve olumsuz anlamlarda neler gözlemlediniz? Sizce ne gibi eksiklikler var? Süreç tamamlandı mı?

e-kitap’ı yayıncılığın dijital çağa geçmesinin en somut adımlarından biri olarak görüyorum. Çünkü dijital medya ortamı hem okurlar, hem de yayıncılar için çok önemli avantajlar sağlıyor. Okur olarak çok daha kolay ve hızlı bir şekilde bilgiye ulaşabiliyoruz. On binlerce kitabı bir dizüstü bilgisayarda ya da e-okuyucuda saklayıp, taşıyabiliyorsunuz. Özellikle araştırmacılar ve öğretim üyeleri açısından işlerini çok kolaylaştıran bir şey bu. E- kitaplarda hızlı arama yapıp binlerce sayfa okumaya gerekmeden aradığınız konu ya da kavrama sadece bir arama komutu ile ulaşabiliyorsunuz. Dijital medya ortamı yayıncılara basılı kitaba göre birçok kolaylıklar sağlıyor. Bunlardan ilki ve en önemlisi dağıtım ve depolama kolaylığı. Dijital ortamda üretilen kitapların kağıda basılarak çoğaltılması, depolarda saklanması, kitapçılara ulaştırılıp sergilenmesi gerekmiyor. Tüm bu işlemler bir bigisayar ve internet bağlantısı ile hallediliyor. Basma, depolama, dağıtma, kitapçıda sergileme işlerinin ortadan kalkması da kitabın okura ulaşmasının hızlanması ve maliyetlerin ucuzlaması anlamına geliyor.

Okurlar için de, yayıncılar için de dijital ortam ve e-kitap çok yeni gelişmeler. O nedenle ilk yıl bence tanışma, alışma zamanıydı. Medyanın gösterdiği yoğun ilgi ile okurlar e-kitap’tan yaygın olarak haberdar oldular. Yalnız bu haberdar olmada yanlış algılamalar da oluştu sanıyorum. E-kitap’ın sadece e-kitap okuyucuları (e-reader’lar) ile okunabileceği gibi bir izlenim var okuyucularda. Bu da e-kitap okumak için yeni bir araç almak yani masraf yapmak, bilgisayarın yanında bu aracı da taşımak demek. Oysa biliyoruz ki e-kitap okuyucular e-kitabı okumak için faydalanılacak araçlardan sadece biridir. Bilgisayardan, tabletlerden, cep telefonlarından ve daha birçok dijital medya aracından e-kitap okumak mümkün.

İkincisi, yapılan tanıtım kampanyaları. Tanıtım mevcut okura odaklı oldu. Tercih edilen tanıtım mecraları, gazete, dergi, kitap fuarları vb. ile kısıtlı kaldı. Kitap okuru oldukça muhafazakâr. Kağıda basılı kitaba alışmış okur, kitabı elinden tutmadan, selüloz kokusunu duymadan, sayfa çevirmeden okuyamayacağını söylüyor. Alışkanlıklardan kolay vazgeçilemiyor. Yeniliğe, özellikle teknolojik gelişime açık değiller. Öte yandan ülkemizde teknoloji meraklısı büyük bir kitle var. Bu kitlenin yeni okurlar olarak kazanılması gerekiyor. İphone’ların, İpad’lerin, tablet pc’lerin alıcılarına ulaşmanın yolu ise kitap okurunun mecralarından çok farklı. Teknoloji marketleri, bilgisayar ya da iletişim fuarları, onlarla ilgili yazılı ve görsel medya daha çok kullanılmalı. Yeterince güçlü bir tanıtım yapılmadığı için bu tür ürünlerin ilk alıcılarına ulaşılamadı.

Diğer yandan, pazara hemen girip yer kapma endişesi ile altyapı ve mevzuat (telif hukuk ve vergi mevzuatı) tam anlamıyla hazırlanmadan e-kitap satışlarına başlandığı için okura sunulan ürün sayısı az oldu. Az ürün de az satış demektir. Ürün çeşitliliğinin azlığı okur gözünde e-kitabın bir fantezi olarak algılanmasına neden olabileceği gibi, üretici konumundaki yayıncılar için de satış sayılarının düşük olması nedeniyle bu alanın emek vermeye değmeyen bir alan olduğu algısını yaratabilir. Öte yandan, her eli kalem tutanın yazar olabileceği, her bilgisayar kullananın yayımcı olabileceği, zamanla yayıncıların devre dışı bırakılabileceği yani yayıncıya ihtiyaç olmadığı gibi gerçekle hiç uyuşmayan açıklamalar da yazarları ve yayımcıları tedirgin etti. Yazarlar dijital ortamda zaten varolan internet siteleri ve forumlar aracılığıyla yapılan izinsiz yayımların artacağı, tek gelir kaynakları olan telif haklarından mahrum kalacağını düşünmeye başladılar. Yayıncılar da dijital alanın gelişmesinin klasik ticari yollardan elde ettikleri geliri azaltacağını, hatta süreç içinde işsiz kalabilecekleri endişesini hissetmeye başladı. Yazar ve yayıncılarda yaratılan bu yanlış algılar, bu alandaki üretime ket vurabileceği için e-kitap gibi müthiş bir geleceği olan bir ürünün ölü doğmasına neden olabilir.

Bizde çok yaygın bir anlayış vardır; “Kervan yolda düzülür” derler. Altyapı ve mevzuatla ilgili hazırlıkların e-kitap satmaya başlandıktan sonra tamamlanacağı anlaşılıyor. Tüm dünyada bu konuda birçok belirsizlikler var ve her yerde gelişmeler bekleniyor, gözleniyor. Yani taşlar henüz hiçbir yerde yerine oturmadı. Dünyada bu alandaki gelişmeler arttıkça, insanlar bu konuda daha çok doğru bilgi aldıkça, e-kitap daha çok ilgi görecek ve layık olduğu yeri alıp geleceğin kitap üretim tarzı olacaktır. Ben şahsen umutluyum.

Birlik olarak e-kitap konusunda özel bir çalışmanız oldu mu? (mevzuat, teşvik, vs)

Dijital alan çok yeni olduğu için çözümlenmesi gereken birçok sorun var. Eser sahipleri ve çevirmenlerle yapılacak sözleşmelerin, gelecekte bir sorunla karşılaşmamak için, hukuki açıdan nasıl yazılması gerektiği, telif ödemelerinin oranları, dijital ortamda yayımlanacak eser seçimi, vergilendirme, dağıtım anlaşmalarında dikkat edilecek hususlar, dağıtım indirim oranları gibi düzenlenmesi ve belirginleştirilmesi gereken birçok konu var. Biz tüm bu sorunları yayıncılığın mevcut yapısını bozmadan nasıl çözeriz onu bulmaya, yayıncıları bilgilendirmeye çalışıyoruz.

Bunlardan birincisi ve en önemlisi Korsan Yayın tehlikesi. Müzik ve sinema sektörlerinde yaşananları, dijital ortamdaki yaygın korsanlığın o kültür alanlarını nasıl küçültüp bitme noktasına getirdiğini büyük bir endişe ile izledik ve onların deneyimlerinden dersler çıkarttık. Telif haklarının korunması amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasının yanında mevcut Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda dijital alanı düzenleyen, hakları net olarak tanımlayan ve koruma yöntemlerini öneren düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşmelerimiz sürüyor, sanırım seçim ertesi mecliste ilk ele alınacak kanun değişikliklerinden olacak.

Dijital dolaşıma sokulacak yayınların her araçla erişilebilir olmasını sağlamak gerekiyor. Tüm bilişim platformları, işletim sistemleri üzerinde, donanım ve yazılım bağımsız olarak çalışacak biçimde yapılandırılmış olup ilerde ortaya çıkabilecek donanım ve yazılımları da kapsayacak biçimde geliştirilecek bir içerik yönetimi sistemine ihtiyaç var. İçerik yönetimi sisteminin tek merkezli mi yoksa birden fazla merkezden mi yapılmasının sektörel açıdan daha yararlı olacağını araştırıyoruz.

İş yönetimine ilişkin çeşitli iş modelleri önerileri var, bunları tartışıyoruz. Yayınevleri dijital yayınlarını kendi web sitelerinde oluşturacakları satış sistemleri aracılığıyla doğrudan okura perakende satış yapabilecekleri gibi internet kitapevleri, erişim sağlayıcıları, mobil iletim operatörleri, kütüphaneler vb kurumsal aboneler ve donanım/yazılım sağlayıcıları ile anlaşmalar yaparak da toptan satabilirler. Yayıncılık açısından hangi yöntemin daha verimli olabileceğini araştırıyoruz.

Yayıncıların dijital dolaşıma sunacakları eserlerin haklarını kayıt ve güvence altına alacakları, eserleri depolayacakları, istenen formatlara dönüştürebilecekleri, belirledikleri koşullarla iletebilecekleri, bu işlemlere ilişkin veri ve bilgilere ulaşabilecekleri, üzerinden tek tek ya da diğer katılımcılarla birlikte yeni iş modelleri ve ürün çeşitleri geliştirebilecekleri en uygun koşulları sağlamaya çalışıyoruz.

KDV oranı mevzusu nedir? (bu konuda bir sıkıntı var, Bakanlık e-kitabı kültür ürünü yerine hizmet olarak görüyor ve vergisini %8 yerine %18'den hesaplıyor)

E-kitabın, kağıda basılı ya da CD’ye kaydedilmiş kitaplar gibi bir format olduğunu, çoğaltma ve yayma haklarına sahip yayıncıların e-kitap üretmek ve satmak için ayrıca umuma iletim hakkını devralmalarına gerek olmadığını, bu çerçevede e-kitap için %8 KDV uygulanması gerektiğini savunuyoruz. Devlet kitap okumayı özendirmek için nasıl kağıda basılı kitaba genel uygulama olan %18 yerine %8 KDV uyguluyorsa e-kitaba da aynı oranı hatta daha düşük bir oranı uygulamalıdır ki yayıncıların üretimi de okurların tüketimi de bu alana kaysın, daha çok insan daha kolay yolla kitap okuyabilsin.

e-kitapta telif hakları meselesi hakkında yurt dışında Wylie ajans ve yayıncılar arasında bir tartışma yaşanmıştı. Türkiye’de telif hakları ne şekilde işliyor? Bu konuda yayıncılar-ajanslar ve yazarlar arasında gözlemlediğiniz sıkıntılar oldu mu?

E-kitap çok yeni olduğu için henüz Dünya’da farklı telif ödeme uygulamaları ve arayışları var. Uluslar arası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) görüşü e-kitap satışı üzerinden elde edilecek net gelirin eser sahibi ve yayıncı arasında sırasıyla %25 ve %75 olarak paylaşılmasıdır. Eser ve hak sahiplerine e-kitabın üst satış fiyatı üzerinden kağıda basılı kitaplara uygulanan oranlarda telif ödemesi de yapılabilir. Ama genel eğilim net gelirin paylaşılması yönünde çünkü e-kitap kağıda basılı kitaptan çok daha farklı yöntemlerle satışa sunulabilir, internet sitelerinden tek tek satılabileceği gibi Turkcell, TT Net gibi servis sağlayıcıların abonelerine abonelik ücreti dahilinde verilebilir, ya da promosyon amacıyla dağıtılmak istenebilir, yani birçok olasılık mümkün ve her gün yeni bir satış yöntemi çıkıyor. E-kitap satışı yapılırken bu yöntemler gözetilerek fiyatlandırma yapılması gerekiyor o nedenle net gelir üzerinden teliflendirme tüm tarafların haklarını koruması ve ürünlerin hızlı bir biçimde satışa sunulabilmesi için daha ideal görünüyor.

E-kitaba en önemli eleştiri dijital ortamda yazarın ve yayıncının telif haklarının nasıl korunacağının tam olarak netleşmemiş olması ya da anlatılamaması. E-kitabın kolay kopyalama ve dağıtma avantajı izinsiz çoğaltmaları ve korsan yayını hem kolaylaştırıyor hem de takibini, cezalandırmasını güçleştiriyor. Biz de birlik olarak öncelikle telif haklarını koruma konusunda yoğunlaştık. Yayıncıların telif haklarını korumak amacıyla kurulmuş olan kardeş örgütümüz YAYBİR Yayıncılar Meslek Birliği’nin organizasyonu ile bir Hakyönetimi modülü oluşturma çalışmalarını yaklaşık bir yıldır sürdürüyoruz. Hakyönetimi modülü önümüzdeki günlerde çalışmaya başlayacak.

Hak Yönetimi modülü, oluşturacağı telif hakkı kayıt ve izleme sistemiyle; satışa sunulan dijital içeriğin telif hakları bakımından sorunsuz olmasını, yani yayıncıların, dağıtıcı ve satıcıların eser sahiplerinin veya üçüncü şahısların telif hakları ihlallerine ilişkin hak ve menfaat talepleriyle karşılaşmamalarını güvence altına alacak. Eser sahipleri, çeviri eserlerde yabancı yayıncılar, kendilerine ait eserlerle sınırlı olmak üzere, haklarının kullanım yetkisinin kimde olduğunu, eserlerinin dijital nüshalarının kaç adet yüklendiğini, indirildiğini ya da çevrimiçi okunduğunu hak yönetim sistemine bağlanarak gerçek zamanlı olarak öğrenecekler. Bu uygulamayla yazarlar, çevirmenler, ajanslar ve yabancı yayıncılar nezdinde sağlanacak güven ortamında, çeviri eserler başta olmak üzere çok daha fazla sayıda eser daha hızlı ve telif hakları bakımından sorunsuz olarak dijital alana sunulabilecek.

Etiketler: ,


Pazartesi, Haziran 27, 2011

 

Kasabalı Lorca



Dergilerin dönüp dönüp işlediği konulardandır “Edebiyatımızın unutulmuş adları”. Yapılan soruşturmalarda bazı isimler sayılır, yayıncılar, araştırmacılar vefasızlık etmeseydi hâlâ onları okurduk denir. Ben kıymetli olan hiçbir eserin unutulmayacağına, unutturulamayacağına inanırım. Belki bir dönem gözden ırak olur ama bir gün yeniden çıkar gelir ve yine değerlendirilir.

Bugünden baktığınızda Abdülkadir Bulut bu unutulmuş, unutturulmuş adlardan biri. Antolojilerin saramış sayfalarında terk edilmiş bir şair olarak görünüyor. Ancak iyi şiir okurlarının, okuması olan şairlerin adını andığı biri... 1942’de doğmuş, şiir yazmaya ortaokulda başlamış, 70’li yılların toplumcu şiiri içinde, Akdenizliliği, yerel kültürü işleyişi, özgün imgeleri, kendine has duru ve sıcak şiir söyleyişi ile dikkati çekmiş, sevilmiş. 1976’da yayımlanan ilk şiir kitabı Sen Tek Başına Değilsin’den itibaren 1985’de ölümüne dek verimli bir şiir yaşamı olmuş bir şair. 43 yaşında pis bir kazada öldüğünde yedi şiir kitabı yayınlanmıştı, şiirinin olgunluk çağındaydı. Cemal Süreya, Bulut’u şöyle değerlendiriyor; “Her şeyi türkü tadında eritiyor. Yerel görünümlere, durumlara dayanıyor. Ordan soylu imgeler yaratıyor. (...) Kasabalı bir Loca. Her şiirinde şiir var.”

Bütün şiirleri daha önce yayımlanmamış şiirler de eklenerek Ülkemin Şiir Atlası adıyla 1987’de Can Yayınları’nda çıkmıştı. E Yayınları 23 yıl aradan sonra Ülkemin Şiir Atlası’nın ikinci baskısını yapmakla kalmadı, Abdülkadir Bulut’un yaşam öyküsü ile birlikte daha önce kitaplaşmamış 33 şiir, 30 yazı ve 5 söyleşisinden oluşan, Ali ve Saadet Bilir’in hazırladıkları Abdülkadir Bulut Kasabalı Lorca ve Bulut hakkında yazılmış yazılardan oluşan Abdülkadir Bulut’a Sevgi Sözleri adlı kitapları da yayımladı. Böylelikle okurlar 70’li yılların önemli şairlerinden Abdülkadir Bulut’la yeniden hem de tüm yönleriyle tanışmış, hasret gidermiş olacak.
21.04.2011

Etiketler: ,


 

Kemal Özer İçin Anı Fotoğrafları


Kemal Özer İçin Anı Fotoğrafları (Mart 2011, Yordam yay.) şairin sağlığında tasarlanmış, 75. yaşında kendisine armağan edilmesi planlanan bir kitap. Kemal Özer, en verimli dönemlerinden birinde Sivas kıyımını konu alan Temmuz İçin Yaralı Semah’ın ardından 1970 yılı 15-16 Haziranında yaşanan büyük işçi direnişinin şiirini yazarken 30 Haziran 2009’da ölünce kızının hazırladığı bu güzel armağanı görememiş.
Simge Özer Pınarbaşı’nın hazırladığı kitapta Kemal Özer’in hayat öyküsü fotoğraflarının eşliğinde anlatılıyor. Kitap bu özelliğiyle de Kemal Özer’e bir mesaj verecekti eğer yetişseydi. Çünkü Kemal Özer, fotoğraflardan yola çıkarak anılarını yazıyordu. Söylediğine göre, baktığı, yazdığı fotoğraflar onun belleğindeki başka fotoğrafları canlandırıyor, hatırlatıyordu. Bu kitap Kemal Özer’in o projesine bir cevap, nazire gibi.

Simge Özer Pınarbaşı, Kemal Özer’in yaşam öyküsünü ilginç bir yöntemle kaleme almış. Kemal Özer’in daha önce hayat öyküsü ile ilgili olarak yazdıklarını izler, onlara yeni bilgilerle katkıda bulunurken yeri geldiğinde dostlarına sözü veriyor, araya onların dönemle ilgili anıları giriyor, yeri geldiğinde de şiiri üzerine değerlendirmelere yer veriyor. Adnan Özyalçıner, Refik Durbaş, Mustafa Bayram Mısır, Burcu Turan, Hüseyin Duygu, Turgay Fişekçi, Peter Poulsen ve Mustafa Özmen'in Kemal Özer'in şiiri üzerine değerlendirmeleri var. Kitabın son bölümünde de Kemal Özer’in ardından Doğan Hızlan, Özdemir İnce, Ülkü Tamer, Sennur Sezer, Cengiz Gündoğdu, Afşar Timuçin, Ataol Behramoğlu ve B. Sadık Albayrak’ın yazdığı yazılar yer alıyor.

Kemal Özer’le Yordam Yayınları’nın çok özel, sıcak bir ilişkisi vardı. Kitabın girişinde Hayri Erdoğan’ın içtenlikle anlattığı gibi Kemal Özer isim babalığı yaptığı bu yayınevinin sırf bir yazarı değil, editörü, danışmanı, emekçisi gibi hissediyordu kendini. Bu sıcaklık, yakınlık kitabın bütününe yansımış. Kemal Özer İçin Anı Fotoğrafları, Savaş Çekiç’in tasarımı ile, baskısıyla, kağıdıyla güzel, Kemal Özer’e yakışan bir kitap. İyi yazılmış, iyi sunulmuş, keyifle okunan ve fotoğraflarla izlenen bir yaşam öyküsü.

21.04.2011

Etiketler: ,


 

Çiğnenmiş Gül


İlhan Berk çağdaş şiirimizin en verimli ustalarındandı. Sürekli arar, kendini yeniler, her kitabı okur için yeni bir sürpriz, açılım olurdu. Doksan yılı aşkın ömrünü onlarca şiir kitabı ile değerlendirdi. Şiirin yanında denemeler yazdı, çeviriler yaptı, ressam olarak tanındı. 2008’de kaybettiğimizde çalışma masasının başında olduğunu biliyorduk. Çünkü o, her zaman şiirle yaşamış, hatta şiir için yaşamış şairlerdendi ve defterlerinde yayınlanmamış daha nice şiirler olduğunu umuyorduk. Çiğnenmiş Gül (Şubat 2011, Yapı Kredi yay.) onun ölümünden sonra yayımlanan ilk kitabı. Kitabı yayıma Gonca Özmen hazırlamış. 60 sayfalık kitapta altı bölümde 19 şiiir yer alıyor. Gül’e ot, taş, su eşlik ediyor. Şairin bakışındaki huzurla doğa dupduru dizeler halinde yansıyor şiire. Her bir sözcüğün tek başına birer imge olabildiğini düşündürüyor. Doğayla karışıp bir oluyor sesizce.

Çiğnenmiş Gül ilk bakışta sanki İlhan Berk hayattaymış ve yeni bir kitabını yayımlamış hissi veriyor. Kitabın hiçbir yerinde Berk’in ölümünden sonra derlendiği belirtilmiyor. Büyük usta vefatından önce hazır bir dosya mı bıraktı, dergilerde yayınlanmış şiirleri mi derlendi yoksa defterlerinden mi bulundu bu şiirler? Kitabın öyküsünü bilirsek değerini de daha iyi tartarız diye düşündüm ve Gonca Özmen’e Çiğnenmiş Gül’ü yayına nasıl hazırladığını sordum.

“İlhan Berk’in ölümünün sonrasında ailesinin ricası üzerine İlhan Berk’ten kalan malzemelerin derlenme, yayımlanma sorumluluğunu üstlendim. Ölümünden sonraki süreçte de yaklaşık iki haftalık bir çalışmam oldu Berk’ten kalanları elden geçirdiğim. Yayınevi, aile ve ben öncelikle şiirlerin yayımlanmasına karar verdik.

“İlhan Berk ölümünden önce Çiğnenmiş Gül’ü hazırlıyordu. Kitapta yer alan -Eve Doğru, Suydum Ben Geçiyordum, Gök Boş, New York Şiiri 1995- gibi bazı şiirler Kitaplık dergisinde yayımlanmıştı zaten. Oldukça düzenli biri olan Berk’in evinin belirli raflarında defterleri, belirli raflarında resimleri, eskizleri vardır. Çiğnenmiş Gül’ün taslağı da bu raflardaydı. Kitabın adını kendisi koymuştu. Çatısı da büyük ölçüde hazır sayılırdı. Kağıtların üzerlerinde yapmış olduğu çizgiler, notlar, işaretler üzerinden giderek hazırladım kitabı. Bölümleme, noktalama, imla, sıralamayı vs. bunların çözümlenip yorumlanmasıyla gerçekleştirdim. Ancak şu bir gerçek ki yaşıyor olsaydı şiirler dahil kitapta değişiklikler-oynamalar yapacağı kesindi. Zaten sürekli elinin altında idi bu dosya ve üzerinde çalışıyordu.

“Hiçbir şiirde yazım tarihi yer almıyordu. Sadece az önce de yazdığım gibi bazılarının yayımlanma tarihleri var. Bu yüzden de tarih koymayı tercih etmedim. Berk’in kalan şiirlerinin tümü bu kadar. Her şeyi -kitap araları dahil- detaylıca ve dikkatle inceledim. (Ama kim bilir belki bir şiir-eskiz bir yerlerden bir sürpriz yapıverir bir gün.)

“Berk’ten yeni kitaplar gelecek ama şiir kitabı değil… Okuma notları, şairler üzerine çalışmaları, günlükler gibi çalışmaları yayımlanacak. Kitabı hazırlayan başka bir isim olması ve özgeçmişinde de ölüm tarihinin yer alması nedeniyle okur İlhan Berk’i yaşıyor sanmaz diye umuyorum. Zaten kitabı önsözsüz, bu tarz bilgilerin yer almayışıyla sunma gerekçelerimizden biri de evet Berk, şiirleriyle hâlâ aramızda – yaşıyor…”

21.04.2011

Etiketler: ,


Cuma, Haziran 17, 2011

 

Okunacak Kitaplar


Hemen her gün birbirinden değerli kitaplar yayınlanıyor. Kitaplıklarımızdaki okunacak kitapların sayısı durmaksızın artıyor. Tüm zamanımızı kitap okumaya ayırsak bile bu hıza, üretim yoğunluğuna yetişmek olanaksız görünüyor. Geçtiğimiz aylarda da birbirinden değerli kitaplar birikti okunacak kitaplar rafımda. 16- 24 Nisan tarihleri arasında kitabın yolculuğunun süreceği İzmir Kitap Fuarı öncesi bu kitaplardan söz etmek istiyorum.

İzzet Yasar, şiiri bıraktığını açıkladıktan sonra üretimi hızlandırdı. Yeni kitabı Başka Akıl Peşinde de (Aralık 2010, Komşu yay.) yer alan 12 şiirinde rahat ve ironik bir söyleyişle günlük hayata, yakın geçmişte yaşadıklarımıza başka bir akılla, daha doğrusu alışılmışın dışında bir bakış açısıyla bakıyor. Eğlenceli ve kışkırtıcı bir söyleyişi var. Hem söyleyişiyle, hem de temalarıyla okunmayı, tartışılmayı, üzerlerinde düşünmeyi gerektiren şiirler...

Kopuk (Şubat 2011, Yapı Kredi yay.) Baki Ayhan T.’nin dördüncü kitabı. Baki Ayhan, “ben oldum” demeyen, her kitabında kendini yenilemeye, geliştirmeye çalışan şairlerdendir. Kitabın girişindeki biyografide “Poetik meselelere yenilikçi çağrışımlarla bakmayı isteyen, popülerlikten şiddetle kaçan, sezginin gücüne inanan bir şair. Şairin imgelemine gerçekten nüfuz edebilmek için, şiir kitaplarının, roman okunur gibi, ara verilmeden okunması gerektiğini düşünüyor” deniyor. Kopuk, 152 sayfalık hacmiyle alıştığımız şiir kitaplarına göre oldukça kalın bir oturuşta okunabilir mi, bilemiyorum.

Ahmet Murat az yayınlayan şairlerden. İyi, kalbe dokunan şiirleri ile hatırlanıyor. Yedi yıl aradan sonra yeni kitabı çıkmış ve şiir kitaplarında az rastlanır bir biçimde kısa zamanda ikinci baskısını da yapmış kitap. Bir Şair Bisikletle (2. Baskı Şubat 2011, Profil yay.), daha adından başlayarak okuru kendine çekiyor.

Osmanlı kaynaklarında Osmanlı’nın ilk hekimbaşısı olarak gösterilen, 1376 – 1431 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Şeyhî’nin Türkçe Divan’ı ve Hüsrev ü Şirin mesnevisi ile tanınmış. En bilinen eserlerinden Harnâme (Mart 2011, Haz. M.Özdemir, Kapı yay.) ise Türkçede yazılan ilk mizah kitaplarından. Mesnevi formunda yazılan eser toplumsal eleştirinin ilk ve en iyi örneklerinden sayılıyor. Bilge eşeğin sözleri ile yaşadığı toplumun aksayan yanlarını bayalığa düşmeden anlatmasıyla da dikkati çekmiş, yüzyıllardır kalıcı olmuş bir eser. Kitapta Harnâme’nin orijinal yazımı ve günümüz türkçesine çevirisi karşılıklı sayfalarda yer alıyor.

Can Yayınları, otuzuncu yılını kutlamaya birbirinden güzel ve önemli öykü kitapları yayınlayarak sürdürüyor. Stefan Zweig’ın Hayatın Mucizeleri (Mart 2011, çev. Esen Tezel, Can yay.), “Birinci Dünya Savaşı öncesinden İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar yayımlanmış öykülerini bir araya getiren bir seçki. Psikolojik çözümlemelerle derinleşen bu öykülerde Zweig, tuhaf yazgıların savurduğu insanların izini sürüyor. Savaş karşıtlarının ve kurbanlarının, hayatın baskısı altında ezilenlerin, her daim azınlıkta kalanların, beklenmedik tutkuların tutsağı olanların, kapana kısılan ruhların öyküleri bunlar” diye tanıtılıyor. Bugünlerde yayımlanan Zweig’ın ikinci derleme öykü kitabı Unutulmuş Düşler de (Ocak 2011, çev. B.Arpad – A.Arpad, Everest yay.) şöyle tanıtılıyor; “bu öykülerde Zweig bir kez daha insan ruhunun derinliklerine iniyor. Çocukluk ve gençlik hayallerinin, unutulmuş düşlerin saklandığı karanlıklara benzersiz üslubuyla ışık tutuyor. Etraflarındaki "yabancı, ateşli" dünyayla aralarında bir bağ kurabilmek için kabuklarından çıkmaya çabalayan tutkulu erkekler, kadınlar ve çocuklar bu öykülerin kahramanları.”

Eylül’le tanıyıp sevdiğimiz Mehmed Rauf’un Üç Hikaye’si ilk kez 1919’da yayımlanmış. Rauf’un unutuluşa terk edildiği dönemde yayınlanan eser tekrar okurla buluşuyor. Üç Hikaye (Şubat 2011, Özgür yay.), Mehmed Rauf'un sade bir dille kaleme aldığı "Girdap", "Bir Hikâye-i Hüsran" ve "Hediyeler" başlıklı üç uzun hikâyesinden oluşuyormuş. Kitabı yayıma hazırlayan Mehmed Rauf uzmanı Rahim Tarım giriş yazısında, “II. Meşrutiyet'ten sonra yayımlanan bu hikâyelerin sırasıyla Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Fazıl Ahmet Aykaç'a ithaf edilmesi, yazarın edebî anlayışındaki değişikliği göstermenin yanında ülkenin o yıllarda geçirdiği ekonomik krizden, jurnalciliğe kadar toplumsal yaşamda derin izler bırakan sosyolojik konulara ışık tutması bakımından da göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir” diyor.


Flannery O'Connor, Amerikan edebiyatının özgün isimlerinden. 39 yıllık hayatı deri veremi ile mücadele ederek geçmiş. Yaşarken iki romanı ve bir öykü kitabı yayımlanmış. Sıradan görünen hayatları, basit olayları güçlü bir edebi dille anlatması ile tanınıyor. "Güneyli gotik" türde eserler verdiği, yöresel unsurlara yer verdiği ve "grotesk karakterler" yarattığı söyleniyor. O'Connor’un türkçedeki yeni kitabını Metis şöyle tanıtıyor; “Her Çıkışın Bir İnişi Vardır'da (Ocak 2011, T.Uyar, N. Dikbaş, F. Özgüven, Metis yay.) yine dokuz güzel öykü var. Karakterlerin hepsi insani zaaflardan fazlasıyla nasibini almış saplantılı tipler: Kimi erdemli olmayı, kimi iyilik yaparak başkalarını "kurtarmayı", kimi değişime ve ilerlemeye ayak uydurmayı, bazıları da ırkçılık gibi sosyal sorunları dert edinmiş ya da ölüme kafayı takmış insanlar. O'Connor bu karakterlerin kendilerini içine düşürdükleri durumları tasvir ederken, anlatı kazanına bolca ironi, epeyce gerilim, biraz trajedi, bir çimdik de komedi katıyor.” Özlemle andığımız usta öykücü Tomris Uyar çevirileri de kitaba başka bir çekicilik katıyor. Yaşasaydı 70 yaşını kutlayacak olan Tomris Uyar’ın 1966-2007 yılları arasında dergilerde yayımladığı yazılar, söyleşiler, soruşturma yanıtlarından Handan İnci’nin derlediği Kitapla Direniş (Mart 2011, Yapı Kredi yay.) de geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

Yaşamak Üç Defa (Aralık 2010, Everest yay.), Seyit Göktepe’nin dördüncü kitabı. Seyit Göktepe, 2000’li yılların üretken ama seviyeyi hiç düşürmeyen, dilini, anlatımını, temalarını koruyarak her yeni kitapta daha ileri gitmeye çalışan bir yazar. Kitabın arka kapağında Göktepe’nin “İnsan alemin içindedir. Alem insanın içinde” sözünün izini sürdüğü belirtiliyor. Öyküden şiire doğru uzanan üslubuyla ne yazdığını merak ettiren bir yazar Göktepe.

Vecdi Çıracıoğlu, ard arda iki kitap yayımladı. Gemileri Sayan Kedi (Şubat 2011, Everest yay.), “yazarın deyimi ile güzdarbesi döneminden açılan yeni bir pencere (...) yazar, roman kahramanının hesaplaşmalarını kendine özgü dil ve anlatımıyla okurla buluştururken, öte yandan bir kez daha güzdarbesinin ruhlarda yarattığı fırtınaları gözler önüne seriyor...” diye tanıtılıyor. Mayhoş Zamanlarda (Mart 2011, Marjinal Kitap) ise Bursa, İstanbul Rumeli Hisarı ekseninde Celal Sılay, Sait Faik, Şevket Süreyya Aydemir, Ali Kemal, Edip Cansever, Oltacı Miran, Metin Kurt, Anatole Francé, Orhan Veli Kanık, Necati Ayden, Oğuz Atay ve Süha Tuğtepe’nin anıldığı öyküyle deneme arasında bağlar kuran yazılarını biraraya getirmiş Çıracıoğlu.

Haydar Ergülen, iyi bir şair olmasının yanında edebiyatımızın en az ürün verilen alanı olan denemede de usta bir yazar. Yeni kitabı Trenler de Ahşaptır’da (Şubat 2011, Kırmızı Kedi yay.) trenleri, tren yolculuğunu, istasyonları, garları özellikle şairin hayatında önemli yer tutan Eskişehir, Haydarpaşa, Ankara garlarını ve bu mekânların kendisinde bıraktığı izlenimleri, anılarıyla birlikte anlatıyor.

Nurdan Gürbilek, günümüz eleştirmenlerin en kaydadeğerlerindendir. Her yeni kitabını merakla okurum. Benden Önce Bir Başkası’nı (Mart 2011, Metis yay.) giriş yazısında, “bir yazarı bir başkasının ışığında okuyan denemelerden oluşuyor. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Kafka'nın Dönüşüm'üyle, Kafka'nın Babama Mektup'unu Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"uyla, Tanpınar'ın günlüklerini Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla, Benjamin'in Pasajlar'ını Tanpınar'ın Beş Şehir'iyle birlikte okuyan ikili denemeler. Peyami Safa'nın "Şark Nedir?"ini Cemil Meriç'in Bu Ülke'siyle, Cemil Meriç'in Bu Ülke'sini Edward Said'in Şarkiyatçılık'ıyla birlikte ele alan, bir çapraz okuma perspektifiyle birbirine bağlanan karşılaştırmalı denemeler” diye tanıtıyor Nurdan Gürbilek.

Barthes’ı Niçin Seviyorum (Şubat 2011, çev. Ayşe Ece, Sel yay.), Yeni Roman akımının kurucularından Alain Robbe – Grillet’in yakın dostu denemeci, eleştirmen Roland Barthes’ı edebi açıdan neden sevdiğini ve tabii önemsediğini anlattığı dört metinden oluşuyor. Barthes’ın yapıtlarını edebiyatçı bakışıyla değerlendirmesi ve övgünün nasıl yapılacağını örneklemesi açısından dikkate değer bir kitap.

Cumhuriyet’in kuruluşundan 60’lı yıllara kadar ülkenin kaderini belirleyen isimler arasında yer almış önemli bir isim Burhan Asaf Belge. Aytaç Yıldız, Üç Dönem Bir Aydın: Burhan Asaf Belge (2011, İletişim yay.) adlı çalışmasında Kadro Dergisi ile birlikte adı anılan Belge’nin 68 yıllık hayatında siyasi ve düşünsel açıdan yaşadıklarını araştırmacı titizliği ile anlatırken Cumhuriyetin kuruluş devresini ve ertesinin panoramasını çizip analizini de yapıyor.

14.04.2011


This page is powered by Blogger. Isn't yours?