Pazar, Temmuz 19, 2009

 

Ninatta'nın Bileziği

Ahmet Ümit'in yeni kitabı "Ninatta'nın Bileziği" (Doğan Kitap), 3300 yıl öncesinden, Hititler'den bir hikaye anlatıyor. Kadeş Savaşı sırasında yaşanan bir aşk. Aşkın ve hikayenin kadın kahramanı Ninatta'nın anlatımıyla yaşananları öğreniyoruz. Soylu bir aileye mensup bir genç kız olan Ninatta, ülkenin en başarılı komutanı, kralın en çok güvendiği ve danıştığı kişi, babası yaşındaki Nuvanza'ya aşık oluyor. Hititler'in ahlaki yapısı içinde kabul görmesi olanaksız olan bu aşk başta Ninatta olmak üzere herkesin felaketi oluyor. Felaket bir kabus gibi Hitit ülkesinin üzerine çöküyor.

Hititlerin varlık mücadelesi olan Mısırlılarla giriştikleri Kadeş Savaşı sanki bu lanetli aşkın bir sonucu. Anlatıcı Ninatta'ya bakarsak, yasak aşkı nedeniyle tanrıların kendisine duyduğu öfkeyle Hititliler bu savaşa girişmek zorunda kalıyorlar. Kadeş, bilinen ilk büyük savaş. Nuvanza savaşırken, Ninatta'nın kendisine tutkusunun getirdiği laneti de yenmeye çalışıyor.

Kadeş Savaşı'nı anlatırken savaşların kazananı olmadığını, tüm insanların kazansa da kaybetse de savaşın yarattığı yıkımdan, acılardan, ölümlerden payını aldığı mesajını veriyor anlatıcı. Bu anlamda Kadeş Savaşı simgesel, çünkü iki taraf da, Mısır da, Hitit de savaşı kendisinin kazandığına inanmış. Ninatta ise sadece taraf devletlerin değil herkesin kaybettiğini söylüyor.

Ninatta, günahkardır, lanetlidir, savaşın çıkmasına neden olan aşkı yaşatandır. Ama içindeki umudu öldürmez, bir gün sevdiğine kavuşacağına inanır. Sevdiğine kavuşması için tanrıların lanetinin üzerinden kalkması gerekmektedir. Lanetin kalkması için de Nuvanza'nın yaptırdığı ve on iki ayrı şehire gömdüğü on iki bileziğin toplanması... Bilezikler toplanırsa Ninatta, Nuvanza'ya kavuşacaktır. Anlatıcı Ninatta bu görevi okura veriyor, "sen, beni yiğit Nuvanza'ya kavuştur, / ben de sana mutlu bir ömür dileyeyim. / Çünkü âşıkların dileği kabul olur" diyor.

Ahmet Ümit, bu lanetli aşk hikayesini iyi bir araştırmayla Hitit tarihine oturtmuş. Kurmacayla gerçeği birleştirmiş. Hikayesini kurarken Hititlerin günlük yaşamını, siyaset ve adalet sistemini, ahlaki yapıyı, dinin kurumsal işleyişini de anlatıyor. Hitit tarihi hakkında pek bilgi sahibi olmadığımız için gerçekle kurmacayı ayırd etmemiz kolay değil, bu da inandırıcılık açsından yazara avantaj sağlıyor. Tarih sorgulanacak bir olgu olarak önümüze çıkmıyor, kafamıza takılmıyor.

"Ninatta'nın Bileziği" (Doğan Kitap), "bir Hitit Destanı"olarak tanıtılıyor. Ve bu tanıtım arka kapakta "bir epik roman" denilerek pekiştiriliyor. Ninatta'nın Bileziği, dizeler halinde yazılmış. Ses uyumu, uyaklar ve tekrarlar dikkati çekiyor. Lirik bir yapısı var. İmgesel bir anlatım söz konusu. Biçimsel olarak uzun bir şiir olarak görülüyor, algılanıyor. Bu açıdan günümüzün bakış açısıyla yazılmış bir "Hitit destanı" demek olanaklı. Çünkü tanımda "tanrıların, yiğitlerin, ulusların başından geçen olağanüstü halleri anlatan manzume"lere destan diyoruz. Ninatta'nın Bileziği'nde bu unsurların hepsi gözetilmiş ve çağdaş bir bakış açısıyla yeniden anlamlandırılmaya çalışılmış.

Ama "Epik roman" olduğu konusunda kuşkuluyum. Zira, Ahmet Ümit'in kullandığı destansı anlatım biçimi yazılanın romanlaşmasına önemli bir engel. Ninatta'nın Bileziği, bir bakışla epik şiir olarak anlaşılabilir ama roman olduğu söylenemez. O zaman Türk şiirinin ustaları Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday gibi şairlerin yazdığı bu türde bir çok eseri de "epik roman" olarak yeniden kategorize etmemiz gerekir. Öte yandan Ninatta'nın Bileziği'nde romanın temel ögelerini oluşturan olaylar, kişiler, çevre ve düşünceler açısından derinleşme de bulamıyoruz. Lirik anlatım ister istemez imgesel kalmayı, bir çok olguyu anlamayı okura bırakmayı gerektiriyor. Ne de olsa destan (epope), şiirden romana giden yolda geçilen bir aşamadır. Lukacs, "Epik, kendi içinde tamamlanmış bir hayatın bütünselliğine biçim verir; roman ise biçim vererek hayatın gizlenmiş bütünselliğini açığa çıkarıp inşa etmeye çalışır" dememiş boşuna. "Epiğin dünyası ya istikrarlı, geleneksel normların ihlal edilmesinin cezalandırılması ve bu cezalandırılmanın da hep yeniden öcünün alınması gereken tümüyle çocuksu bir dünyadır, ya da suç ve cezanın dünya adaletinin kefelerinde eşit ve homojen ağırlıklar olarak bulunduğu kusursuz bir teodisedir." (Lukacs, Roman Kuramı, Metis yay.)

Sanıyorum "Epik Roman" deyimi okura kitabı satın aldırmak için kullanılmış. Çünkü, günümüz okurlarının çoğunda şiirden kaçış, uzak durma arzusu güçlü bir eğilim. Şiir sanki okurun elini yakıyor. Herhangi bir eserin şiir türünde olduğundan kuşkulandıkları anda hemen ellerinden bırakıyorlar. O nedenle yazdığınızın çok okunmasını istiyorsanız onu "roman" diye tanımlamak durumundasınız. Ninatta'nın Bileziği'nin arka kapağında da bu güçlü bir biçimde vurgulanıyor.

Ahmet Ümit, polisiye romanları, hikayeleri ile tanınmış bir yazar. Ninatta'nın Bileziği ile bu kimlikten sıyrılmayı edebiyatçı olarak tanınmayı arzuluyor. Çünkü polisiye yazarlığı sınırlayıcı bir tanımlama olmasının yanı sıra nedense ülkemizde pek de önemsenen bir konum değil. Ciddiye alınmıyor. Popüler kültürün bir parçası olarak algılanıyor.

Yazarların kendi alıştıkları türlerin dışında alanları denemeleri hoş bir şey ama aynı zamanda da zor. Çünkü kalıplar okurun bakış açısını belirliyor, yazarın farklı yönelimleri iyi karşılanmıyor. Genellikle bu tür denemeler muhafazakar okur tarafından ilgisizliğe mahkum ediliyor. Sanıyorum Ahmet Ümit, bu kalıpları en azından okur gözünde kırmayı başarmış, kitabın satış grafiği oldukça iyi, çok satanlar listelerinde yer edinmiş. Polisiye okurundan gerçek edebiyat okuruna doğru yapılan bu hamle bakalım arzu edilen cevabı alabilecek mi?


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?