Cumartesi, Temmuz 25, 2009

 

Orhan Duru'dan KAZI

"Trende giderken telgrafı düşünüyordum. 'Teyzen ağır hasta, acele gel." Bu telgraflar hep böyle yazılır. Ağır hastaymış. Aklıma başka şeyler geliyordu. Kendimi hazırlamam gerekiyordu. Bir süre sonra teyzemin ölmüş olması gerektiğine inandım düşüne düşüne. 'Teyzen öldü, gel" yazacak, değillerdi ya." Orhan Duru'nun son hikaye kitabı Kazı'nın (Dünya) kahramanı çocukluğunda kendisine bakmış olan teyzesine son görevini yapmaya gidiyor. Bu yolculuk ve evde geçirdiği zaman onun geçmişi kazısı oluyor aynı zamanda.

Teyze telgrafta yazıldığı gibi ağır hastadır. Komadadır. Bilincini kaybetmiş durumda günlerdir yatmaktadır. Hastanın başında beklerken çevresinde gördüğü şeyler kahramana çocukluk günlerinden küçük küçük anı parçalarını hatırlatır. Aslında bunlar birer küçük hikayedir. Tek başlarına da okunabilirler. Çocukluk yıllarından olgunluk dönemine kadar geçen sürede yaşadıklarından küçük an parçaları… Yoksullukla, yoksunlukla geçen bir çocukluktur bu. Savaş yılları bu yoksulluğu daha da artırır. Uyuz, zatülcenp, sıtma nöbetleri, ekmek karneleri… Hepsi çocuk gözünden ama biraz mesafeli bir bakışla anlatılıyor. Abartma, arabesk yok, acılar hayatın doğallığıyla karşılanıyor. Zaten çevrede de imrenilecek başka hayatlar yok. Hemen herkes aynı durumda. Araya giren yıllar da çok şeyi değiştirmiyor. Eniştenin ölümü, teyzenin hastalığı, ilaç karaborsası, kahramanın uzak bir şehirde tifo tehlikesiyle yaşaması… Albert Camus'ün Yabancı'sındaki anlatımı hatırlatıyor. Kendi hayatına yabancı bir gözle, dıyarıdan ve nesnellikle bakıyor.

Bu küçük hikayelerde kronolojik bir sıra gözetilmiyor. Daha çok kahramanın gözüne çarpan eşyanın yarattığı çağrışımlar getiriyor hikayeleri. Ama bu hikayeleri bütün olarak değerlendirdiğinizde bir hayat öyküsü ortaya çıkıyor. Hikaye kahramanının çocukluktan teyzesini ziyarete geldiği güne dek geçen hayatını kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Zaman akışındaki bu gel gitler hastayı beklerken yaşananlarda da görülüyor. Kahramanın telgrafı alıp yola çıkması, teyzesini yatakta görüşü, iğnecinin çağrılması, kimsenin tanımadığı bir kadının hasta ziyaretine gelmesi gibi bazı olaylar bir kaç kez tekrar ediliyor ve her defasında biraz değişikliğe uğruyor.

Orhan Duru, kısa cümlelerle, yalın bir anlatımı tercih etmiş. Bu kısa cümleler biraraya geliyor ve derin bir gözlemi ortaya koyuyor. Kitaba adını veren uzun hikaye Kazı'yı izleyen kısa hikayeler de böyle. Birinci tekil kişi ağzından güncel, sıradan bulduğumuz olaylara ironik bakışlar atıyor yazar. Sanki bizimle, okurla oturmuş sohbet ediyor. O doğallıkla, rahatlıkla anlatıyor. Önceki kitaplarından bildiğimiz, sevdiğimiz satırların arkasına gizlenen mizah bu. Usulca kara mizaha el atıyor. Aslında hikaye ile deneme arasında bir yapı var. Her iki gözle de okuyabilirsiniz bu hikayeleri; hem deneme, hem de hikaye olarak.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?