Pazar, Ağustos 02, 2009

 

DENİZLERİMİZDE RÜZGÂR

Tuncer Erdem, iyi bir çizerdir. Gırgır, Çarşaf, Limon, Nankör ve Deli dergilerinde yayınlanan karikatürleri, çizgi romanları ile tanıdık onu. Gırgır ekolündendir ama çizgisiyle ve özellikle anlatımıyla kolayca ayırd edilir. Özellikle Express ve Öküz dergilerinde yayınlanan çizimleri ile karikatürden ayrılıp kendine has bir anlatım yolu oluşturdu. Bir kaç karede anlatılan hikayeler bunlar. Önceleri sözsüz, daha sonra çizimlere eşlik eden bir kaç cümle ya da dize ile çok şey anlatan hikayeler... O çizgi hikayelerdeki şiirsel hava, çizim tekniği Tuncer Erdem'in edebi ilgisinin, kaygısının da işaretlerini veriyordu okurlarına. Zamanla çalışmalarında edebi ağırlık gittikçe arttı ve nihayetinde "Denizlerimizde Rüzgâr" (Yapı Kredi yay.) adlı bir hikaye kitabı ile okur karşısına çıktı.

Tuncer Erdem, gündelik hayatın karmaşası içinde dikkatimizi çekmeyen, görsek bile durup da bakmadığımız ayrıntıları görüyor, yazıyor, işaretliyor. Yanımızdan sakin sakin yürüyüp geçen bir adamın, kendi halinde bildiğimiz komşumuzun neler yaşadığına yoğunlaşıyor.

Denizlerimizde Rüzgâr'ın ilk hikayesinde geri dönüşümlü bir poşetin yaşadıklarını anlatıyor. Markette yeni hayatının başlaması için bekleyen geri dönüşümlü poşetin bakış açısından "tek başına çocuk yetiştiren bir babanın" dünyasına bakıyoruz. Biri on, biri yedi yaşında iki erkek çocuğa bakan şefkatli bir baba anlatılan. Poşetle birlikte o evin mahremine giriyoruz. Poşetin çöple doldurulup atılmasını, oradan çöplüğe yollanmasını izliyoruz.

Kitaba adını veren "Denizlerimizde Rüzgâr"da en önemli merakı televizyondaki "Hava Durumu" programlarını izlemek olan bir adamı tanıyoruz. Akşam yemeğe gelecek misafirler için balık almaya çıkan hikaye kahramanı bir kilo ucuz balık alacağım diye çıktığı yoldan denize ulaşıyor. Ve kendini denize atıveriyor.

Koku'da memur görünüşlü bir adamın minibüsle her akşam eve dönerken bir duvarın ardında gördüğü şehrin bildik görüntüleri arasında bir vaha gibi duran küçük göletin çekimine kapılması anlatılıyor. Hikaye kahramanı, minibüsten iniyor, duvarın ardına geçiyor. Artık cennete, düş alemindedir. Denizlerimizde Rüzgâr'ın kahramanının aksine bir süre orada kaldıktan sonra eve dönmüyor. Aksine, şehirle tek bağlantısı olan duvardaki deliği de taşlarla kapıyor ve orada kalıyor.

Dünyanın Muhteviyatı'nda elinde torbalarla eve gelen babanın, evinden hiç çıkmayan komşusuna heykel modelliği yapması anlatılıyor. Esintilerin Yarattığı Çırpıntılar'da "elindeki bond çantayla keskin kokulu otlar arasında amaçsızca dolaşın bir adam"dır hikaye kahramanı. Şemsiyesinin denize uçması ile olaylar gelişiyor.

Tuncer Erdem'in hikayelerinde kendini hayatın rutinine kaptırmış şehir insanlarının bir anlık kopmaları anlatılıyor. Onlar bazen bu bir anlık kopmadan yararlanıp şehri bırakıp gidiyorlar, bazen de rutin hayatlarına dönüyorlar. Ama hiçbirinin bir gerekçesi yok. Durumlarının üzerinde durup düşünmüyorlar. Belki bir rahatsızlıkları, sıkıntıları var bu rutinden, ama onu dillendirmiyorlar. Şehirden kopup kırlara doğru yönelmeleri sanki içgüdüsel bir hal. Tuncer Erdem, hemen hiç diyalog yazmadan, üçüncü tekil kişi ağzından anlatıyor hikayelerini. Anlatımı akıcı. Sessiz sakin bir köpeğin gördüğü bir adamı tutkuyla ısırma arzusu ile dolmasını anlattığı son hikaye Isırma Korkusu hariç karikatüristliğinden gelen mizah gücünü de hiç kullanmıyor. Tuncer Erdem, dikkatle üzerinde durulması gereken bir hikayeci.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?