Pazar, Ağustos 02, 2009

 

DUALAR KALICIDIR

Tuna Kiremitçi'nin yeni romanı "Dualar Kalıcıdır"ın (Doğan Kitap) ana fikri kapağında yazıyor; "Birini mahkûm etmeden, dualarını dinlemek lazım…" Kapakta yer alan bir ibare de "30.000 Adet." Kitabın çok basıldığını, dolayısıyla da çok satacağını bildiriyor. Aslında Tuna Kiremitçi'nin önceki kitaplarının satış rakamlarına baktığımızda mütevazı bir rakam. Altı rakamlı tirajlardan beş rakamlılara doğru bir iniş var sanki.

"Dualar Kalıcıdır"da da, önceki kitaplardaki gibi yayınevi sıkı bir reklam kampanyasını ve magazinel tanıtımı ihmal etmiyor. Daha önce yazmıştım; "Yöntem şöyle, yeni albüm, film ya da televizyon dizisi yayınlanacak sanatçıyı doğrudan o eseri tanıtarak değil de diğer yönleriyle haberleştirmek, gündeme oturtmak. Tabii bu diğer yön, sanatçının kişisel ilişkileri, aşkları oluyor. Çünkü magazin okuru özel hayatlara meraklı, kişinin özelinde neler yaşadığını öğrenmek istiyor. Magazin haberleri yoluyla tanıtım bir yazar için ilk kez etkili olarak Tuna Kiremitçi'nin A.Ş.K Neyin Kısaltması (Doğan Kitap) kitabının tanıtımında kullanıldı. Popstarlara uygulandığı gibi yazar özel hayatının en mahrem yanları ile gazetelerin manşetlerinde yer aldı. Daha önce aile hayatının güzelliğiyle, yeni doğmuş çocuğuna düşkünlüğüyle övülen Kiremitçi şimdi karısından ayrılmış, yeni bir aşkın tadını çıkartan bir yakışıklı çapkın halinde haber oluyordu. Üstelik aşık olduğu kadın da birkaç ay önce anne olmuş ve de kocasından henüz boşanmış bir gazeteci yazardı. İkisi de "edebiyatçı"ydı, ikisinin de gamzeleri vardı ama en önemlisi ikisi de genç güzel ve çekiciydi. Bu magazinel tanıtımla Tuna Kiremitçi, yeni bir okur kitlesine ulaşmış ve onlara aşktan söz ettiği kitabını aşk haberleriyle iyi bir biçimde tanıtmış oldu. Edebi kriterlerle değerlendirilen bir romancıyken herkesin tanıdığı bir yazar halini aldı. Bundan sonra gazetede köşe yazarlığı da yapabilir, CD'de çıkartabilir, hatta bir dizi filmde oynar ya da televizyon programı yapabilir."

"Dualar Kalıcıdır"da da benzer bir durum yaşandı. Ne kadar kasıtlı bilemiyorum ama Tuna Kiremitçi'nin özel hayatındaki önemli bir değişim romanın yayınlanmasına rastladı. 08 Haziran 2007 Cuma tarihli haberin başlığı "Tuna Kiremitçi ilk eşine döndü". Haberse şöyle; "Oğlu Can'ın doğumundan hemen sonra eşi Yasemin Hanım'dan boşanan Tuna Kiremitçi, ayrılığın üzerinden çok geçmeden İclal Aydın'la flört etmeye başlamıştı. Askerlik dönüşü Aydın ile nikah masasına oturan ünlü yazarın bu evliliği sadece 5 ay sürdü. Kiremitçi, ikinci evliliğinde aradığı mutluluğu bulamayınca oğlunun annesine geri döndü. Ünlü yazar Tuna Kiremitçi, "Ruh ikizim" dediği ilk eşi Yasemin Hanım'la yeniden nikah masasına oturabileceğini açıkladı." Bu eski eşe dönüş haberi tüm gazetelerde, televizyon magazin haberlerinde uzun uzun ele alındı, tartışıldı. Bu tavrın doğruluğu yanlışlığı hakkında anketler bile yapıldı. Tuna Kiremitçi ile kitabı vesile edilerek yapılan röportajlarda da bu "eski eşe dönme" konusu konuşuldu.

Bir kitabın çok satması, iyi olmasının ölçütü değildir. O nedenle, yayınevi ne kadar baskı sayısını gözümüze soksa da kaç sattığı ile ilgilenmiyorum. Romanın kapağını açana kadar reklamlarla, magazin haberleriyle ve de yazarın özel hayatını anlattığı röportajlarıyla koşullandırılmış olsak da, eğer okuduğumuz roman olarak sunuluyorsa edebi açıdan değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

"Lüzumundan fazla medeni" bir Orta Avrupa şehrinde (Zürih?), gençliğinde bir dönem İstanbul’da yaşamış yaşlı Yahudi bayan Rosella Galante (Yahudilik kitapta özellikle vurgulanıyor), bir yerel gazeteye “Türkçe bilen eleman aranıyor” ilanı verir. Bu ilanı, gazeteyi evlere dağıtırken tesadüfen gören Pelin para gereksinimi olduğu için müracaat eder ve işe kabul edilir. Bayan Rosella'nın ilanı verme amacı unutmaya başladığı Türkçesini hatırlamak için bir Türk'le sohbet etmektir. İki kadın haftada bir gün biraraya gelip sohbet ederler.

Romanın açılış cümlesi, romanların ilk cümlelerine meraklılar açısından dikkate ve kayda değer; "Ah, merhaba. Hoş geldiniz Küçükhanım." Yani diyaloga ortadan bir yerden, hatta "pat" diye giriyoruz. Pelin işe alınmış, ve işinin ilk gününde Rosella Galante ile konuşmaya başlamıştır. Romanın tamamı iki kadının diyaloglarından oluşuyor.

Tuna Kiremitçi, sadece diyaloglardan oluşan bir roman yazmanın yeni bir buluş olduğunu sanıyor. Sabah'ın Günaydın ekinde (16.06.07) kendisine "Türkiye'de böyle bir örnek yok bildiğim kadarıyla..." diyen Belgin Çoban'a "Ben de hatırlamıyorum" diye cevap veriyor. Diyaloglarla yazmak Antik Yunan'dan beri bilinen bir şey. Platon’un Devlet'inden beri bir çok kitap sadece diyaloglardan oluşuyor. Son zamanlarda da sık sık bu yöntemle yazılmış kitaplara rastlıyoruz. Örneğin 2003’de türkçede yayınlanan İngiliz yazar Gilbert Adair’in Kapalı Kitap'ında (Yapı Kredi yay.) görmeyen bir yazarla onun söylediklerini yazmak üzere görev almış bir kişinin konuşmalarında müthiş bir gerilim yaratılıyor. Refik Durbaş, sadece diyalogla yazılmış romanlara ilk örnek olarak Behzat Ay'ın 1973'de yayınlanmış Sis İçinde'sini gösteriyor. Ayşe Kulin'in Bir Gün'ünde de (2005, Everest) milletvekili seçildiği gün tutuklanan bir Kürt kadını ile İstanbullu bir gazeteci kadını buluşuyorlar ve roman onların diyaloglarından oluşuyor.

Dualar Kalıcıdır'a dönersek; Rosella, İkinci Dünya Savaşı sırasında kocasını Avrupa’da bırakıp kızıyla kocasının ailesinin yanına İstanbul'a kaçmış, burada Enver Rigan adında Nâzım Hikmet’in karikatürü sayılabilecek bir şairle aşk yaşamıştır. Bu aşk yüzünden aile içinde bir çok sorunlar yaşandığı gibi olayı çok sonra öğrenen kızıyla da arası bozuktur. Amerika'da yaşayan kızı onu arayıp sormamaktadır. Pelin de benzer bir olay yaşamıştır, annesi o daha iki yaşındayken birisine aşık olmuş evini ve çocuğunu terk etmiştir. O günden beri annesini görmemiştir. Kendisini bebekken annesine vermeyen babasıyla da arası iyi değildir. Aşka inanmamakta, kendisine aşık olan çeşitli milletlerden ve çeşitli huylardaki erkeklerden "tırnaklarını yiyor" gibi bahanelerle ayrılmaktadır. Pelin, Rosella'nın kızının konumundadır. Rosella da Pelin'in annesi. Söyleşirken bir anlamda kendileriyle hesaplaşırlar.

Rosella ile Pelin'in diyalogları ağır aksak yürürken, aslında Pelin'in yoksul olmadığını babasının zengin bir otelci olduğunu öğreniriz. Asi kızına baş eğdirmek için ona doğru dürüst harçlık vermeyen baba, merakından arkasına bir adam takmıştır. Pelin'in para kazanmak için gazete dağıtımı gibi işler yapmasına da babanın gönlü razı değildir. Zengin baba, kızını takip ettirmek için nedense profesyonel bir dedektif tutmak yerine Ermeni bir pastacıyı, Sarkis'i görevlendirmiştir. Ama Pelin daha ilk günden adamın kendisini izlediğini fark etmiş, hatta onun mesleğini bile tespit etmiştir. Pelin, birkaç ayda bir İstanbul'a gitmekte ve kendisini takip eden amatör ajan durumun farkına varmadığı için (takip ettiği kadının ortadan kaybolduğunu anlayamıyor herhalde) babası durumdan haberdar olmamaktadır (s.54). Böyle ilginç bir durum da Rosella ile ilgili, Rosella Almanya'dan İstanbul'a trenle gelmesine rağmen Sirkeci Garı'nda inmemiş ki şöyle bir cümle kuruyor; "O vakte kadar Ada dışında sadece Haydarpaşa Garı'nı ve Aldo'nun ailesinin yaşadığı Galata'yı görmüştüm" (s.79).

Konunun bir paragrafta özetlenebildiği gözönüne alınırsa, roman olabilecek malzeme yok, belki bir hikaye, o kadar. Konuda herhangi bir merak unsuru ya da gerilim de yok, sonunu merak etmiyorsunuz. Bu durumda, en azından anlatım açısından bir yenilik, değişiklik ya da edebi güç bekliyorsunuz. Yazar için bu yenilik diyaloglarla yazmak. Zaten yüzbinlerce okura ulaşması amaçlanan bir kitap için iyi bir seçim, zira okuma yoksunları kitaplarda betimlemeden hoşlanmaz. Sadece diyalogları okuyanlara da sık rastlanır.

Dualar Kalıcıdır'da, okura iki mesaj veriliyor. İlk mesaj, Yaşlı bir Yahudi kadınla, genç bir Türk kadının söyleşileri etrafında ve Pelin'in sevgililerinde simgeleşen (Rus, Yunan, Alman, Ermeni) "kardeş kardeş birarada yaşayabiliriz". Diğer yandan da gelişen muhafazakarlık cilalanıyor. Adıyla ve kapak düzeninde kullanılan gün batımı fotoğrafıyla dini öğütler veren kitapları hatırlatan roman “Dualar hep aynıdır” cümlesiyle tüm dinlerde duaların ortak olduğu mesajını veriyor. Yeter ki inanın ve de dua edin, hangi dinden olduğunuz önemli değil, diyor.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?