Pazar, Ağustos 02, 2009

 

"Edebiyatçılar, Yaprak Dökümü'ne duyarsız"

Reşat Nuri Güntekin'in aynı adlı romanından televizyona uyarlanan 'Yaprak Dökümü'nün Fikret'i Bennu Yıldırımlar, 'Yaprak Dökümü' ile diğer dizileri karşılaştırarak değerlendirmiş. "Bir romanı gerçek anlamda uyarlarsınız. O, edebiyatın televizyona yansımasıdır. Ama film formatındadır. Fakat televizyon filmi olduğu zaman birçok şeyin daha genişletilerek anlatılması lazım. Mesela 'Yaprak Dökümü'nde çok güzel kamera hareketleri var. Ama bu bizim televizyon dizisi formatında yaptığımız bir iş. Bir sürü uyarlama yapıldı zamanında, özellikle TRT'ye. Biz çok daha farklı ve yeni bir şey yaptık" demiş. Gazete haberine göre, (Zaman, 5.6.2007) "Yaprak Dökümü izleyiciden gereken karşılığı görse, reytingleri en üst noktalara çıksa da Yıldırımlar kafasını önemli bir ayrıntıya takmış durumda. Bir edebiyat uyarlaması olan 'Yaprak Dökümü'ne edebiyat çevrelerinden gereken desteğin verilmediğinden yakınıyor. Özellikle köşe yazarlarına ve edebiyatçılara sesleniyor: 'İnsanlara ulaşan bir iş yaptığımız kesin. Bilimsel açıdan yaklaşması gereken insanların da bir şeyler yazması gerekiyor.'"

Bennu Yıldırımlar'ın bu çağrısı üzerine izleyicinin büyük ilgisini çeken, izlenme rekorları kıran bu diziye edebiyat açısından yaklaşmaya çalıştım. Türk edebiyatının klasikleşmiş bir romanının televizyon dizisi olarak uyarlanması söz konusu. Edebiyat uyarlamaları çok tartışılan işler. Yazılı bir eseri görsel bir sanatla ifade etmek demek okurun belleğindeki görüntüleri canladırmak demektir. Esere ne kadar sadık kalınabileceği, eserin mesajının ne denli ekrana yansıtılabildiği gibi bir çok tartışma konusu vardır. Yaprak Dökümü, bir çok kez sinemaya, tiyatroya ve televizyon dizisine uyarlanmış bir eser. TRT'de izlediğimiz uyarlaması hâlâ belleklerde. Hatırladığım kadarıyla TRT'nin uyarlaması esere tamamen sadık bir anlayışla çekilmişti. Senaryosunu Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu'nun yazdığı, Mesude Eraslan'ın yönettiği Kanal D'de yayınlanan yeni çekimin ise daha farklı bir anlayışta olduğu görülüyor.

Reşat Nuri Güntekin, Muhsin Ertuğrul'a yazdığı bir mektupta Yaprak Dökümü için şöyle demiş; "Bizim inkılâbımız ikidir; içtimai müesseselerimizdeki inkılâp, aile hayatımızdaki inkılâp. Yahut istersen eski, kapalı ve muhafazakar hayattan yeni hür hayatımıza geçiş de. Birincisinin mucize denebilecek kadar kolay geçmiş olmasına mukabil, ikincisi güç olmuştur ve hele büyük şehirlerin aile hayatında büyük sarsıntılar yapmıştır ki böyle olması zaruridir de. Üstelik bu inkılâbın harp sonu adı verilen bütün dünya için karmakarışık bir devreye tesadüf etmesi, vaziyetimizi büsbütün güçleştirmiştir. Yaprak Dökümü ufak tefek serpintileri hâlâ devam eden o fırtınanın devamıdır." (Alıntılayan Ahmet Oktay, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, 1993). Bu alıntıdan da anladığımız gibi Reşat Nuri, Yaprak Dökümü'nde, yaşlıların muhafazakarlığı ile gençlerin modernleşme arzusunun çatışmasını ve bunun doğurduğu mutsuzluğu " Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi"nin yaşandığı günlerde anlatıyor.

Yaprak Dökümü'nün özeti şöyle; "Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Ahlaki anlayışına ters insanlarla çalışmak istemediği çalıştığı şirkettenden istifa eder, Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket adlı bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten ayrıldığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur, evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adlı bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, modernleşme arzusundaki Neclâ ve Leylâ'yla birlikte evde eğlence ve moda düşkünlüğü başlatır. Evin büyük kızı Fikret, babası gibi yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı için bu durumdan hiç memnun değildir. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen kendisini bu hevese kaptırmıştır. Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için gereksiz para harcanan evde maddî sıkıntılar başlar, kavgalar, rezaletler birbirini izler. Evdeki bu havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. İlk yaprak düşer. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Neclâ evden ve babasından kurtulmak için bir Suriyeli ile evlenir. Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ bir avukatın metresi olur, babası onu evden kovar. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Ev artık ıssızdır. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Ama aradığı huzuru orada da bulamaz. Kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır."

Bennu Yıldırımlar'ın oynadığı TV uyarlamasında ilk yapılan iş, zamanı günümüze kaydırmak olmuş, ki bu da aslına sadık kalmayı olanaksızlaştırmış. Onunla da yetinmemişler dizinin anafikri olarak "değerlerine bağlı bir ailenin sosyal ve ekonomik şartlara direniş öyküsün"de karar kılmışlar ki Reşat Nuri'nin Yaprak Dökümü'nde göstermek istediğinin muhafazakarlıkla modernleşmenin, değerlerine bağlı yaşlılarla dejenere olan gençlerin çatışmasını yansıtmak olduğunu okumuştuk. Eserin baş karakteri baba Ali Rıza'nın tiplemesi de bu değişikliğe göre yeni bir kimlik kazanmış. Romanda, otoriter, sözü dinlenen bir babanın maddi gücünü yitirmesiyle ipleri elinden kaçırınca, inatçı yapısıyla kızlarının dejenere olmasında büyük payı oluşu anlatılırken, dizide Halil Ergün'ün önceki dizilerinden aktardığı baba tiplemesinin de katkısıyla ailesinin iyiliğini, mutluluğunu isteyen, büyük şehir yaşamına nispeten ayak uydurabilmiş, baskıcı tutumunu dizginleyebilen, daha yapıcı bir insan karakterini almış. Karakterlerde yapılan değişiklikler yetmemiş olmalı ki, romanda olmayan yeni tipler ve olaylar eklemişler.

Ekşi Sözlük’ün “jamsession” takma adlı yazarı durumu çok iyi çözümlemiş; "romanın vermeye çalıştığı mesajla dizininki arasındaki bariz fark da tam burada ortaya çıkıyor. roman dejenere olan kızları hedef gösterir ve muhafazakar düşünce yapısındaki okuyucuya “vay şıllıklar vay. ne hale geldi adamcağız sizin yüzünüzden puuuu!” dedirtirken ve özellikle de kötü karakter olarak Ferhunde’yi ön planda tutarken dizi tuhaftır ki, Hayriye hanım’ın anlamsız kapris ve hırslarını, Fikret’in mutsuzluğunu, Ferhunde’nin özde kötü olmayan fakat hayattan esaslı bir sille yediği için şirazesini kaybeden şirin ve fakat entrikacı karakterini ön planda tutuyor. Her şeyden önemlisi de, Ali Rıza Bey romanda aciz ve mazlum gösterilirken dizide fedakar, yerine göre katı, ama yerine göre de şeker gibi olabilen, çoğu yerde empati kurabildiğim ve beni duygulandırabilen bir baba profili çizmekte. Bu açıdan bakıldığında dizi, romanın bire bir ekrana aktarılmış hali değil, ona, belli başlı noktalarda tüyo almak suretiyle sadık kalmayan bir uyarlama şeklinde karşımıza çıktı. Bire bin katarak anlatma hadisesi bir bakıma."

Yaprak Dökümü romanı 144 sayfalık kısa bir roman. Bir sinema filmi, tiyatro eseri ya da 3-4 bölümlük televizyon dizisi olmaya uygun.Mesude Eraslan'ın yönettiği uyarlaması ise benim izlediğim hafta 36. Bölümündeydi ve henüz romanın 76. sayfasındakı Fikret'in evlenme kararını anlatıyordu. Her bölümün en az 60 dakika olduğunu düşünürseniz 2000 sayfa civarında senaryo yazıldığını tahmin edebilirsiniz. 76 sayfaya karşılık 2000 sayfa çok fazla değil mi? Değil. Çünkü ülkemizde televizyon dizilerinin uzunluğu uyarlandıkları esere göre değil izleyici oranlarına (reyting) bağlı olarak belirleniyor. Yaprak Dökümü bu günlerde çok seyredilen bir dizi olduğu için mümkün olduğunca uzatılacak, izleyicisini kaybetmeye başlayıp izlenme listelerinde aşağılara düştüğünde de anında son nokta konulacak. Televizyon kanalarında sistem böyle işliyor, önemli olan kaliteli, güzel bir dizi yapmak değil, olabildiğince çok izleyiciye ulaşmak. Bu nedenle Bennu Yıldırımlar'ın "Bir edebiyat uyarlaması olan 'Yaprak Dökümü'ne edebiyat çevrelerinden gereken desteğin verilmediğinden yakın"masını anlamak olanaksız. Aksine yapılan işi ilgili kimselerin görmemesine, değerlendirmemesine sevinmesi gerek. Tabii Reşat Nuri mirasçılarının Yaprak Dökümü’nün bu hale gelmesine ne dedikleri de merak konusu?

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?