Cumartesi, Eylül 26, 2009

 

İnceldiği Yerden

Aslı Biçen'in yeni romanı İnceldiği Yerden (Metis, Şubat 2008), "yirmi yıldır Türkiye'nin dört bir yanında kayıp babasını arayan ve çocukluk aşkı Saliha'yla evlenme hazırlıkları içinde olan bakkal Cemal ve anababasını yıllar önce bir kazaya kurban verdiği için ninesiyle yaşayan, amatör futbolcu sevgilisi Erkan'la gerilimli bir ilişki sürdüren lise öğrencisi Jülide'nin etrafında gelişiyor." Roman, Ege'de hayali bir kasabada geçiyor. Andalıç, karayla incecik bağlantısı olmasa ada denebilecek bir coğrafi konumda. Bu haliyle Cunda Adası'nı düşündürüyor. Belki de bu esinlenmeyi yaratan kapaktaki fotoğraf. "Eski taş evler, arnavut kaldırımı yokuşlar, araya sıkıştırılmış minicik bahçelerde tek tük ağaçlar"ıyla güzel bir kasaba. Görüntüyü tek bozan belediyenin halktan topladığı zoraki bağışlarla inşaata yasak bölgeye yaptırdığı ve kasabaya tepeden bakan, devasa bir blok halindeki Huzurevi.

Cemal'in babasını aramak için çıktığı son yolculuktan dönüşü ile başlıyor roman. Cemal, babasını bulamadan dönmüş, bakkal dükkanını açmıştır. Üniversiteyi bitirip, iyi bir işte çalıştıktan sonra bilinmeyen bir nedenle, yıllar sonra kasabaya dönen çocukluk arkadaşı Saliha'ya evlilik teklif edecektir. O sırada belediye hoparlöründen babasının öldüğünü duyar. Yirmi yıldır aradığı babası kasabadadır ve tam da Cemal'in döndüğü gün cenaze töreni yapılacaktır. Cemal camiye gider, cenaze namazına katılır. Tabut, cenaze arabasına yüklenir, mezarlığa götürülür. Tam gömülecekken tabutun boş olduğu anlaşılır.

Cemal derin bir hayal kırıklığına uğrar, canlıyken bulamadığı babasının ölüsüne de ulaşamamıştır. Anonsun yapıldığı belediye gider. Babası gerçekten Andalıç'ta ölmüştür, cenazesi gerçekten kaldırılmış ve mezarlığa gömülmüştür ama ikindi değil öğle namazında. Hatta, törene karısı da katılmıştır. Cemal, babasının bir karısı da olduğunu öğrenir. Yazar, bu sahte cenaze töreni, boş tabut hikâyesine neden gerek duymuş anlayamadım. Cemal, gerçek cenaze törenine katılsa ve babasının karısı ile orada karşılaşsa ne değişirdi? İlerleyen sayfalarda boş tabut olayını tamamlayıcı bir şey de yaşanmadığına göre, bana gereksiz bir olay gibi göründü.

Cemal, belediyeden aldığı adresle babasının yaşadığı evi bulur, üvey annesi ile tanışır. Bir kız kardeşi olduğunu ve kızın evden kaçmış olduğunu öğrenir. Kadın, Cemal'den kız kardeşini bulmasını ister. Cemal bu kez de hiç tanımadığı üvey kız kardeşini bulmak için yola düşecek midir?

İzleyen bölümde doğaüstü güçleri olan, bir şeyi çok isteyince hükmedebilen Jülide ile tanışırız. Jülide, kahve fallarıyla ünlü ninesiyle yaşamaktadır. Arkadaşıma gideceğim diye ninesini aldatan Jülide, baskıcı, kıskanç, buyurgan, tam bir maço karakteri gösteren sevgilisi Erkan'la buluşur. Sonra da okuldan verilen bir ödevi yapmak üzere gittiği kasabanın gazetesinde Muzaffer hanımla tanışır. Muzaffer, babadan miras dört sayfalık gazetesinde yolsuzlukları, yanlışlıkları yazarak halkı uyarmaya çalışmaktadır.

Çocukluk arkadaşı Saliha'yla nişan hazırlıkları yapan Cemal, üvey annesinin üvey kızkardeşi Cemile'den bir mektup aldığını öğrenir. Babasının ölüm haberini duyan Cemile mektup yazmıştır, mektupta adresi de vardır. Şimdi iş Cemal'e düşmektedir.

Cemal, hayatında iki kez gitttiği İstanbul'a gider. Mektupta adresi verilen pavyonu bulur. Dayak yiyip kapının önüne atıldığında "orta yaşı çoktan devirmiş, açık renk takım elbiseli, yakası kırmızı karanfilli bir adam," Hakkı Baba yardımına koşar. Aslında Cemal aynı isimde başka bir pavyona gitmiştir. Sokakta "Ayışığı" adında iki pavyon vardır. Hakkı Baba, Cemal'i evine götürür. Bu küçük ve fakir bekâr evinde ona hikâyesini anlatır. Zengin bir babanın oğludur, "Paranın yapabileceği her şeyi yapmış, parayla elde edilebilecek bütün kadınları elde etmiş"tır. Formalite gereği bir zengin kızı ile evlenecekken Cemal'in dayak yediği pavyonda bir kadınla tanışınca hayatı değişmiştir. Hakkı Baba, nikahı unutur, bütün parasını kadınla yer. Kadın pavyonda bir kavgada bıçaklanınca da kendini içkiye verir (s. 107-109). Daha sonra Andalıç'a gelip Cemal'i bulduğunda ise başka bir hikâye anlatır Hakkı Baba. Otuz beş yıl önce Andalıç'a balayına geldiğini söyleyerek başlar anlatmaya. Güzel Cevriye'ye sesini duyup âşık olmuştur. Evlenirler, iki çocukları olur. Mutlu bir hayatları vardır. Çocuklar liseye başladığı sıralarda Hakkı Baba bir kadına âşık olur, evini ihmal eder. Durumu fark eden karısı da onu boşar. Kendini eve hapseden kadın gönüllü yatalak olur ve böbrek yetmezliğinden ölür. En sevdiği insanın ölümüne neden olduğunu düşünen Hakkı Baba da kendini içkiye verir (s. 176-179). İlk hikâye ile ikincisi birbirini tamamlıyor mu, yoksa Hakkı Baba, her defasında farklı hikâye mi anlatıyor, anlayamadım. Hikâyeleri dinleyen Cemal de merak edip sormuyor.

Romana dönersek, Cemal, bu kez doğru adresi bulur, kız kardeşini pavyondan kurtarır. Birlikte Andalıç'a dönerler. Bu arada matbaadaki işlere yardım etmeye başlayan Jülide, sevgilisi Erkan'dan ayrılır. Ama bu ayrılık ondan tamamen kurtulduğu anlamına gelmez. Erkan hep kızın peşindedir. Belediyedeki kömür yolsuzluğunu yazan gazeteye yapılan saldırılarda Erkan'ın da yer aldığını düşünür Jülide. Ardından da "Halk Eğitimde Büyük Skandal" başlığıyla, Milli Eğitim Müdürü'nün kızların dokuduğu kilimleri onların onayını almadan, üst düzey yetkililere hediye ettiği haberi çıkar. Bu olaylar, bize Andalıç'ı yönetenlerin yapısını anlatmaktadır aynı zamanda.

Düğün hazırlıkları yapan Cemal'i ziyarete gelen üvey kardeşi Cemile pezevenginin peşinde olduğunu, belki Cemal'e de kötülük edebileceğini haber verir. Cemile'nin huyundan vazgeçmediğini, emniyet müdürünün metresi olduğunu öğreniriz. Ama aklı Cemal ağabeyindedir. Ona âşık olmuştur. Emniyet Müdürünün karısının ise gazetenin basıldığı matbaanın ustası ile ilişkisi vardır. Hatta ondan bir çocuk doğurmuştur.

Cemal'le Saliha'nın evlenmelerinden bir gece önce büyük bir deprem olur. Deprem paniği atlatıldıktan sonra Andalıç'ın karadan koptuğu, Ege'de yüzmeye başladığı fark edilir. Böylece 13. bölümden, 181. sayfadan itibaren roman farklı bir hal alır. Kasaba romanı yerini fantastik bir hikâyeye bırakır. Okur, Cemal'in ve Jülide'nin hikâyelerinin izindeyken onları kaybeder ve Andalıç'ta karadan kopma ile kurulan yeni hayatı okumaya başlar. Andalıç'ın yönetiminde bulunan kaymakam, belediye başkanı ve emniyet müdürünün giderek diktatörleşmeleri ve halkın bu değişime tavrı anlatılır. Aslında roman bu bölümden de başlayabilirdi diye düşünüyorum. Cemal'in ve Jülide'nin geçmişleri geriye dönüşlerle bu hikâyeye katılabilirdi. Bu haliyle, yöneten yönetilen ilişkileri anlatılırken genelleşen hikâyede Cemal de, Jülide de birey olarak yerlerini bulamıyorlar.

Karadan kopup Ege'de rüzgâra göre hareket etmeye başlayan Andalıç'ta önce sular kesilir, sonra elektrik. Zamanla yiyecek maddeleri azalır. Her şey karneye bağlanır, Halk homurdanmaya başlar. Andalıç'ın rüzgâra kapılıp Yunanistan'a yakınlaşması da milliyetçi duyguları körükler. Yönetim bundan yararlanır ve kendi milislerini kurar. Soğuk hava depolarının yiyecekle dolu olduğunu duyan halkın ayaklanma teşebbüsü de bu milislerle bastırılır. Yönetime karşı çıkışı örgütleyen Cemal'in arkadaşı Halil öldürülür. Gazeteci Muzaffer de elebaşı olduğu kuşkusuyla izlenmeye başlar. Hapis edileceğinden korkan Muzaffer, Jülide'nin yardımıyla gizlenir ama sonuçta yakalanıp huzurevinin mahzenine atılır.

Soğuk hava deposundaki yiyeceklerin elektrik jenarötürünün durması sonucunda kokup çöp haline gelmesi, yönetimin Yunan gemisinin yardım teklifini reddetmesi isyan ateşini tekrar körükler. Bir gece, sanki sözleşmişcesine halk ayaklanır.

Aslı Biçen'in büyülü gerçekçi diyebileceğimiz bir anlatımı var. Bu anlatım konuya da uyduğu için romanın akışını olumlu etkilemiş. Betimlemeler, tiplerin oluşuturulması ustaca. Yitik ada hikâyesinin başka romanları çağrıştırmasını pek sakıncalı bulmuyorum, çünkü yazar bu fikri şahsileştirmeyi, yerelleştirmeyi başarmış. Tek takıldığım romanın yapısındaki ortadan ikiye bölünmüşlük. Aslı Biçen, Andılıç'ın depremden önceki ve sonraki hallerini belirtmek için bu bölünmeyi bilerek tercih etmiştir diye de düşünülebilir. Ama ben okur olarak, tek ve bütün bir yapıyı tercih ederdim.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?