Pazar, Kasım 15, 2009

 

Efsane Kadın Suat Derviş

Suat Derviş, Osmanlı'nın ünlü ailelerinden birinin kızı. İmparatorluğun son yıllarında yazarlığa ve gazeteciliğe başlamış. En önemli kadın gazetecilerden, yazarlardan olmuş. Çok okunmuş, çok sevilmiş. Kitapları yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlarından. 1950'lere kadar hem edebiyatın, hem de basının yıldızlarından olmuş. Suat Derviş, özellikle Fosforlu Cevriye romanı ile bugün de ismi bilinen yazarlardan ama yeterince tanındığını söylemek zor. Hele, oldukça hareketli ama çileli hayat hikâyesi hakkında hemen hiç bilgimiz yok.

Liz Behmoaras, Suat Derviş Efsane Bir Kadın ve Dönemi'nde (Remzi Kitabevi) eserlerinden, anılarından, arşivlerde kalmış belgelerden yola çıkarak ve dostlarının tanıklıklarına başvurarak Suat Derviş'in hayat hikâyesini yazmış.

Suat Derviş, 1901'de "çayırı, ormanı ve bağlarıyla ünlü" Moda'da dünyaya gelmiş. Dedesi Osmanlı'da kimya derslerini başlatmış olan Derviş Paşa, babası ilk jinekoloji profesörü İsmail Derviş. Annesi de saraylı bir ailenin kızı Hesna Hanım. Yazar sözlüklerinde 1905 diye geçse de Behmoaras'a göre Suat Derviş, 1901'de 10 Ağustos'u 11 Ağustos'a bağlayan gece doğdu. Derviş'in doğum tarihinden başlayarak, hayat hikâyesindeki birçok tarihin bu değerli çalışmaya bakılarak düzeltilmesi gerekiyor. Bebeğe, Hatice Suat adı kondu. Ama "Suat" erkek adı olarak kabul edildiğinden nüfusa Hatice Saadet olarak geçti.

Anababası ileri görüşlü kişiler olmasına rağmen dedesinin direnmesi ile özel hocalardan eğitim aldı. "Beyaz teni, ipeksi açık kumral saçlarıyla alımlı ve çok güzel kız" olmasının yanında kültüryle de dikkati çekiyordu. Çocukluğundan beri yazmaya özel bir merakı vardı. Aile dostları Hikmet Bey ve Celile Hanım'ın kendisiyle yaşıt çocukları, "Nâzım uzun boyu, kırmızımtrak yüzü, dalgalı sarı saçları ve çocuksu bir ifade taşıyan masmavi gözleriyle bir Viking'i andırıyordu." Suat ve kızkardeşi Hamiyet, bu yakışıklı çocukluk arkadaşlarına "şair" diye hitap ediyor, üç arkadaş karşılıklı şiirler okuyorlardı. Nâzım, Suat'ın ilk aşkı olduğu biliniyor. Nâzım Hikmet "Gölgesi" şiirini Suat Derviş için yazmış. Behmoaras, Nâzım'la Suat'ın aşklarını edebi bir dille anlatıyor ama ayrıntı veremiyor. Nâzım sevmiş ama Suat ona karşılık vermemiş gibi görünüyor. Ama Suat Derviş'in gazetecilik yıllarında Nâzım'ın yakın dostu olduğunu, şairin ona yardımcı olduğunu öğreniyoruz.

Birinci Dünya Savaşı bitmiş, İstanbul işgal altında. Anadolu'da Kuvayı Milliye hareketi başlamak üzere. Suat, bir yandan bu gelişmeleri izlerken, diğer yandan kadın hakları konusunda gelişen ilk harekete ilgi duymuş. Nâzım Hikmet'in aracılığıyla 25 Ocak 1919'da yayınlanan ilk yazısının başlığı "Anadolu Kadınlarımız." İlk şiirini de yine Nâzım Hikmet, Ekim 1920'de Alemdar'da yayınlatmış. İlk romanı Kara Kitap da 1921'de yayınlanmış. Behmoaras'ın verdiği doğum tarihine uyarsak, Derviş yazar sözlüklerinin belirttiği gibi çocuk yaşta değil, 19 yaşında bir genç kızken ilk romanın yayınlatmış oluyor ki bu mantığa daha yakın. Böylelikle ilk yazısını da 15 değil 18 yaşında yayınlamış oluyor.

Suat, ilk evliliğini grekoromen güreş ve av tutkunu bir genç olan Seyfi Cenap'la yapmış. Ama evinin kadının olmamış, gazetecilikten de yazarlıktan da vazgeçmemiş. Farklı ilgi alanları nedeniyle gençlerin anlaşması mümkün değilmiş, Suat, Seyfi Cenap'i sevmediğini anlamış. Boşanmışlar. Suat, kısa bir süre sonra tanıştığı "dikkafalı, zeki, gözüpek, romantik, Fransız edebiyatı, tiyatro ve futbol tutkunu" yakışıklı gazeteci Selami İzzet Sedes'le evlenmiş. Bu evlilik ilkinden de kısa sürmüş. Bu kez de aynı alanda olmanın getirdiği rekabetin, Suat'ın gazetecilik ve yazarlıkta başarıdan başarıya koşmasının boşanmaya neden olduğu düşünülüyor. Suat Derviş'in yazıları basılıyor, romanları tefrika ediliyor ve yeterince eviyle ilgilenemiyor. 1925'de kadın sayfası düzenleyen ilk kadın gazeteci oluyor.

Suat, ani bir kararla, kardeşi Hamiyet'le birlikte Berlin'e gidiyor. O zamanlar bir kültür başkenti olan Berlin'de edebiyat okumak amacında. Edebiyat çevrelerine girmesi için çok geçmesi gerekmiyor. İstanbul'da yazmaya başladığı Saray'ın Kadınları romanını Almanca'ya çevirttirip önemli yayınevlerinden Ulstein'da yayınlanmasını sağlıyor, aynı yayınevinin dergisi Tempo'da yazmaya başlıyor. O zamanlar bir Türk olarak Derviş'in kitaplarının yazılarının yabancı dillerde yayınlanması ilklerdendir. Derviş, aynı yıllarda Türkiye'de de romanlarını yayınlıyor.

1930'lar Derviş ailesi için iyi başlamıyor. Doğup büyüdükleri konak, küçük bir sandıkta sakladıkları altınlar ve tahviller de dahil içindeki tüm servetle birlikte yanıp kül oluyor. Babaları İsmail Derviş, bütün vücudunu saran kanserden ölüyor. Varlıklı aile bir anda beş parasız kalıyor. Suat, İstanbul'a dönüyor. Gazetecilik yaparak ailesine bakıyor. Serteller'in Resimli Ay dergisinde yazarken Nâzım Hikmet'in tanıştırdığı deli dolu ve yazarlığı kadar çapkınlığıyla da ünlü Nizamettin Nazif'e âşık oluyor, evleniyorlar.

Derviş'in, 1937'de yaptığı ilk SSCB gezisi mesleki hayatında olduğu kadar siyasi görüşlerinde de bir dönüm noktası oluyor. Moskova'da gördüklerine, yaşadıklarına hayran oluyor. Dönüşte izlenimlerini uzun bir röportajda açık yürekle yazıyor ve "kıpkızıl komünist" damgasını yiyor. İşinden oluyor, İçişleri bakanı tarafından azarlanıyor. Oysa o zaten kendi içinde bir dönüşüm geçirmiş, edebiyatta tercihinin toplumcu gerçekçilik olduğunu açıklamış, o yönde eserler vermeye başlamıştır. Gazete yazılarında, röportajlarında da toplumsal konulara daha çok eğilir. Arkadaş çevresi de değişir, Mihri Belli'yle, Hasan İzzettin Dinamo'yla tanışır. Gizli çalışan Türkiye Komünist Partisi teşkilat sekreteri Reşat Fuat Baraner'i güzelliği kadar, zekâsının gücüyle de kendine hayran eder. Neriman Hikmet'le çıkardıkları Yeni Edebiyat, TKP'nin gayri resmi yayını haline gelir. Dünya'da savaş patlamıştır, ülkede sola daima sert davranan tek parti yönetimi vardır. 15 günlük dergi 26 sayı sonra, 1941'de sıkıyönetim kararıyla kapatılır. Reşat Fuat, diğer sabıkalı komünistlerle birlikte askere alınır.

Derviş'in ikinci SSCB gezisinin yayınlatamadığı notlarını içeren "Niçin Sovyetler Birliği'ne Hayranım" broşürü, bir dönüm noktası daha olur. Emniyetin dikkatini çeker. 1944 tevkifatında yakalanan asker kaçağı kocasıyla birlikte yargılanır. Baraner, ve Derviş hapis cezası alır. Baraner tutuklanır, Derviş'in cezası ertelenir. Karı koca dokuz yıl ayrı kalacaktır. Afla hapisten çıkan Reşat Fuat, 1951 tevkifatı ile tekrar yakalanır ve 7 yıl hapis cezası alır. Suat Derviş, tüm uğraşmalarına rağmen kocasını kurtaramaz, kendisi de izlenmektedir. Gönüllü sürgünlüğe karar verir. 1953'de yurtdışına kız kardeşinin yanına gider. Emniyetçe izlenirken yurtdışına çıkmayı nasıl başardığı bilinmiyor.

Ablası Hamiyet'le birlikte Paris'e yerleşirler. Reşat Fuat'ın karısı olması kapıları açar, Fransız Komünist Partisi ile ilişki kurar. Romain Rolland'ın Europe dergisinde yazıları yayınlanır. Romanları önce Fransızca'ya sonra Bulgarca ve Rusça'ya çevrilir. Övgüler alır.

1960 darbesi ile Demokrat Parti iktidarı son bulmuş, siyasi tutuklular affedilmiş, bir özgürlük ortamı doğmuştur. 1961'de Türkiye'ye döner. Siyaseti bırakan Reşat Fuat'la birlikte, hâlâ izlendiklerinin bilinciyle, hastalıklarla ve geçim mücadelesi vererek yaşar. Romanlar yazar, yayınlatır. Reşat Fuat, ağır bir hastalığa yakalanır, kalp yetmezliği ve kan kanseri teşhisi konur. 1968'de ölür. Aynı yıl Derviş'in en ünlü romanı Fosforlu Cevriye yayınlanır. Fosforlu 69'da filme alınır.

"Türkiye adım adım 12 Mart Muhtırası'na doğru ilerlerken", 68'in etkisiyle gelişen sol hareketlerden etkilenen Derviş son siyasi atılımını yapar, Türkiye Devrimci Kadınlar Derneği'ni kurar. Sürekli gözaltında tutulan evini devrimci gençlere açar, onları gizler. 1971'in 19 Haziran'ında ev basılır, Suat Derviş hayatında son kez gözaltına alınır. Ertesi yıl, şeker hastalığının vücudunda yaptığı tahribata dayanamayarak hastaneye yatar. 23 Temmuz 1972'de yapayalnız ölür. Sessizce gömülür.

Liz Behmoaras, titiz ve iyi bir biyografi yazarı. Biyografileri hikâye ederek anlatmayı tercih ediyor. Yazdıklarını bir roman tadında okuyorsunuz. Suat Derviş'in hayatını da büyük bir emek vererek yazmış. Behmoaras'ın Derviş'in hayatı ile ilgili belge, bilgi, tanık bulmakta zorlandığı anlaşılıyor. Ulaşabildiği tüm kaynaklara ulaşmış, verebildiği kadar çok ayrıntı vermiş. Suat Derviş'in yaşadığı dönemin siyasi tarihini de gözönünde bulundurmuş, yani Derviş'i gerçekliğin içinde varetmiş.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?