Salı, Eylül 28, 2010

 

Hamdi Koç: Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası

“Karımı sokakta bir adamın kolunda gördüğüm zaman ilk hissettiğim şey korku oldu. Ölüm korkusu. Ölüyorum sandım. Çok korktum. Oysa ölmesi gereken karımdı. Ölmesi gereken karımın yanındaki adamdı. Ama ben ölüyordum.” Hamdi Koç’un romanı Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası (Mayıs 2009. Doğan Kitap) bu cümlelerle başlıyor. Anlatıcının ölme, öldürme duygularına kapılmasına yol açan aslında eski karısıdır. Ama “çocuklarının annesi” olarak kadını o kadar sahiplenmiştir ki, ayrılmış olsalar bile, karısını başka erkeklerden kıskanır, namusu olarak görür. “Karım karımdır. Eski meski. Uslu duracak. Boyu kadar iki tane çocuğu var. Hem de benim çocuklarım.”; “Vücudunun vasisi bendim. Kadınlığının velayeti bana aitti.”

Eski karısını yanında genç bir erkekle görmesi öylesine derinden etkiler ki hastanelik olur. Anlatıcının hastane günleri hem onun ruh halini, hem de ekonomik durumunu anlamamızı sağlıyor. Murat, lüks içinde yaşamaktan zevk alan zengin bir iş adamı… Genç yaşta, kendi emeğiyle ulaştığı zenginlik, ona parayla her şeyi yapabileceği, satın alabileceği inancını vermiş. Terbiyesiz denebilecek bir küstahlıkla, dayanılmaz bir şımarıklıkla insanlara davranıyor. Küfür ağırlıklı bir konuşma biçimi var. İnsanların onun bu davranışlarına ses çıkartmamasının tek nedeni ortaya saçtığı paralar. Hâlâ sahiplenmek istediği eski karısıyla da ilişkisine bakışı böyle. Zengin, güçlü ve erkek olmanın bilinciyle kendisinin her şeyi yapabileceğine inanıyor. Ama karısı onun bu terbiyesizce tavırlarına, bir gecelik ilişkilerine, gözüne sokarcasına açıkça kendisini aldatmasına artık dayanamamış kapının önüne koymuş.

Murat’ı belki de en çok çileden çıkartan bu durum. Parayla her şeyi yapabileceğine inanırken, karısı Gül’ün bavulunu eline verip kapının önüne koymasına ve bir kaç gün içinde boşamasına engel olamamış, çocukları alamamış. Çünkü Gül eğitimli (doktor), onun paralarını reddebilecek kadar onurlu ve eski kocasını çok iyi tanıdığı için aralarında hiç bir bağ olmaması gerektiğini biliyor. Tazminat ya da nafaka olarak bir kuruş almış olsa eski kocanın bunu sürekli kafasına kakacağının farkında. Mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor. Ama Murat sinir krizi geçirince, onun çalıştığı hastaneye kaldırılmıştır ve Gül, uzak durmaya çalışsa da Murat’a ilgisiz kalmaz, arada sırada ziyaret eder. Murat derin uykudayken elini tutar, üşümesin diye ayağına çorap giydirir.

Erken gelen ve hazmedemediği başarı ve zenginlik Murat’ın egosunu öylesine şişirmiştir ki karısının kendisini kapı dışarı edip boşaması büyük bir darbe olmuş, onu derinden sarsmıştır. Üzerine bir de sokakta başka bir erkekle, üstelik genç ve yakışıklı biriyle görmesi öldürücü etkide olmuştur. İnsanların hayatında vazgeçilmez bir yeri olmadığını fark eder. Kendini bir türlü toparlayamaz. İşine dönse de eskisi gibi konsantre olamaz. Eski haline dönmesi için karısının üzerinde tekrar iktidar kurması, bunun için de karısını yalnız ve umarsız bırakması gereklidir.

Aslında Murat, çevresindekilerle, onlara yapıp ettikleri ile var olan bir kişi. Yalnız kaldığı anda güçlü ve kudretli görünümünün sadece bir maske olduğu anlaşılıyor. Bir gecelik de olsa kadınlara ihtiyacı var. Sekreteri, şoförü, koruması olmasa bir hiç olacak. Karısına, çocuklarına ve tabii bozulan aile yapısı ile birlikte onu bırakıp memleketine giden hayatındaki tek varlığı babaannesine ihtiyacı var. Ne kadar aile yapısından kurtulup zenginliğinin ve gücünün tadını çıkartsa da döneceği bir ev olması gerekli. Bunu kendi kendine açıkça itiraf edemese de iyi biliyor. Karısını başka bir erkekle görüp panik atak geçirmesinin sebebi de bu ikilem.

Hamdi Koç, kahramanının karakterini çok güçlü bir şekilde okurun da kavramasını istiyor, lafı uzatsa da bunu başarıyor. Sonuç olarak Murat’ı “kötü kahraman” olarak kavrayıp, sevmiyoruz, tepkilerini aşırı buluyoruz, kendini nasıl bitirip yok edecek diye bekliyoruz. Hamdi Koç’un Melekler Erkek Olur romanlarında benzerine rastladığımız bir tip Murat. O romanı bıraktığı yerden devam ediyor Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası.

Romanın anlatıcısı Murat olduğu için onun bakış açısını ve davranışlarının nedenini kolayca kavrıyoruz. Karısı ve çocuklarının ruh hallerini anlamak içinse sadece onun anlatımı ile yetinmek durumundayız. Bu durum özellikle Gül’ün bazı davranışlarının nedenini anlamamızı geciktirse de ilerleyen sayfalarda onlar da roman içinde birer karakter olarak var oluyor, yaşıyor. Final bölümlerinde Gül’ün kocasına iyice yakınlaşmasının ise sevgilisinin zaten önceden bildiği sağlık durumunun ağırlaşması ile açıklanması yetersiz, biraz daha izaha ihtiyacı var. Roman tek anlatıcılı olmasaydı ve Gül’ün bakışından da olayları izleyebilseydik daha güçlenirdi anlatım. Tabii, o zaman ortaya başka bir roman çıkardı, okuduğumuz değil.

Hamdi Koç’un ironik diyebileceğimiz, akıcı bir anlatımı var. Bazen lafı uzattığını düşündürse de merak ettirmeyi, en sıkıcı bölümleri bile okutmayı başarıyor. Romanı hızla okuyorsunuz. Kurgu da oldukça başarılı... Eski kocanın öğleden sonrasından başlayıp bir yandan doğrusal, kronolojik olarak ilerlerken, zaman zaman yaşanan durumların ya da görülen şeylerin yarattığı anımsamalarla bu doğrusal akış içinde geçmişe uzanıyoruz. Sayfa 158’in sonu ile 159’un başındaki Sibel’in iş yerinde telefonda mı, yoksa Murat’ın karşısında mı, geçmişte mi, bugünde mi olduğunu bir an çözemediğim karmaşa dışında da kurguda bir aksama, karışıklık olmuyor. Belki de romanın en çok şey anlatılan bölümü olan 15. Bölüm biraz daha uzun tutulsa ya da birkaç bölüme ayrılsa iyi olacakmış. Konular çok şıkışmış, birbirinin üzerine binmiş.

Yazarın dil tercihlerine katılmak ise mümkün değil. “Ona gösterdiğim bir anlık şiddetli tepki üzerinde bile düşünmedi. Ki düşünmeliydi. Acaba biliyor mu? diye bile merak etmedi. Ki etmeliydi.” (s.66), “Belki o zaman onu sorumsuzlukla filan suçlardım. Ya da kaçışı sırasında başına bir şey gelmiş olsaydı. Ki kötü ihtimalleri düşününce insanın korkudan başı dönüyordu.” örneklerinde olduğu gibi ‘Ya da’ ile, ‘Ki’ başlayan ile cümlelerinin bolluğu, bunun bilerek yapıldığını, virgül yerine nokta kullanmayı sevdiğini düşündürüyor.

Murat’ın değişimi ise oldukça net, görülebilir ama radikal ve hızlı oluyor. İlk işaret oğlunun evden kaçıp ona sığınmasında veriliyor. İyi, oğlunu kazanmak isteyen babayı oynuyor ama karısına karşı kazanılacak bir mevzi olarak değerlendirdiği çocuk tüm jestlere ve hediyelere rağmen gecenin bir vakti annesine dönmek istiyor. Eski karısını öldürtmeye karar verip, karısı ve sevgilisini izletmeye başlayınca bu evrimi daha kuvvetli yaşamaya başlıyor.

Eski polis yeni güvenlik müdürü Hasan’a karısını ve aşığını izletmesi bir polisiye parodisi gibi gerçekleşiyor. İnsanların kanundışı olarak dinlenmesi, özel hayatlarının, mahremiyetlerinin izinsiz kayıt altına alınmasının parodisi bu. Hasan, patronunun karısının her anını izliyor, telefon görüşmelerini kayıt altına alıyor. Ama Murat bu kayıtları dinleme, gerçeği tüm netliğiyle öğrenme cesaretini gösteremiyor. Karısı ile aşığının görüşmelerini anında dinleme olanağı çıkınca tüm merakına rağmen reddediyor. Karısıyla tekrar birlikte olma ihtimaline karşı her şeyi bilmesinin, hatırlamasının pek iyi bir şey olmadığını düşünüyor olmalı.

Öldürme emrinin hayata geçirileceği gece ve ertesinde yaşadıkları, öğrendikleri değişimini iyice hızlandırıyor. Hayatta hiçbir şey görünenden ibaret değildir. Gül’le henüz bir eseri yayınlanmamış yoksul bir yazar olan genç adam arasındaki ilişki de böyledir. Murat karısıyla ilişkisinden önce iş hayatında değişmeye, iyi ve şefkatli bir patron olmaya başlar. Sekreteri ile pek uğraşmadan bir aşk hayatı yaşayabileceğini hisseder ama biraz onun hayat hikayesini, yaşadığı zorlukları öğrenince bunu engeller. Kendisinden yardım isteyen eski dostu Fındıkoğlu’na yardımcı olmaya çalışır. Genel müdürü Nubar Bey’in karısının hastalığını duyunca kalkıp Paris’e onu ziyarete gider. İyileşmenin melekleşmeye evrildiği nokta ise bir vakıf kurup başarılı yoksul çocukları yurtdışında okutmak istemesi ve bunu hayata geçirmesidir.

İkinci kez hastaneye yatışı ve karısı ile yeniden ilişki kurması ona eski günlerine dönebileceği umudunu veriyor. Karısı da Murat’ın ruh halini çözmüştür. Ayrı evlerde ama yine çocuklar ve babaanne ile birlikte yaşanacaktır ki zaten Murat’ın da sonunda iyice idrak ettiği gibi asıl istediği budur. Onun krallığı ailesidir. Ailesi olmadan ne parasının verdiği güçle küstahlıklar, şımarıklıklar etmesinin, ne de bir gecelik ilişkilere girmesinin anlamı vardır. Ama karısı tarafından onaylanmış, kontrol altında tutulurken böyle davranmak ne kadar keyiflidir. Sanırın o da başka bir romanın konusu.

25.06.2009, Cumhuriyet Kitap

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?