Cuma, Ekim 15, 2010

 

47 Numaralı Kamara

Hikmet Hükümenoğlu’nun 47 Numaralı Kamara’sı (Ocak 2010, Everest yay.), son seferine çıkmış bir gemide geçiyor. Edebi nitelikteki kitaplarıyla tanınmış ama son romanıyla çok satanlar arasına girmiş bir yazar olan Hikmet Bey, asistanı ve eşi romanın ana kahramanları. Sefer dönüşü sökülüp parçalanacak olan geminin çok az yolcusu var. Zaten gemi de yavaş yavaş boşaltılmaya başlanmış. Issız koridorlar, boş salonlar, eşyasız kamaralar yolculara kasvet veriyor, sıkıntı aşılıyor. Okurlara da gerilimli bir atmosfer vaad ediyor. Ama gerilim Hikmet beyle asistanı arasında. Çok satan romanı Ölene Kadar’ın yazım sürecinde Hikmet Beyin bileğindeki sakatlık nedeniyle işe alınmış asistan. Yazarın bileğinin iyileşmesine rağmen görevine devam etmiş. Hikmet Beyin dolma kalemle kaliteli kağıtlara yazdığı roman taslağını bilgisayara geçiriyor.

Asistan Murat, Hikmet beyin başarısının esas sahibinin kendisi olduğunu iddia ediyor. Her zamanki gibi can sıkıcı ve okuru az olacak bir eser yazan Hikmet beyin yazma sürecinde tıkanması nedeniyle devreye girdiğini ve Ölene Kadar’ı kendisinin tamamladığını söylüyor. Hikmet beyin asistanını bu yolculuğa dahil etmesinin nedeni de büyük avanslar aldığı yeni romanını zamanında yetiştirme telaşı. Çünkü henüz yazılmamış romanın film hakları bile satılmış. Film yapımcıları senaryo yazma işlemini başlatmak istiyor.

Murat’a göre yazma işlemi şöyle gerçekleşiyor; önce el yazısı ile romanın bir bölümünü yazıp Hikmet’e veriyor. Hikmet bir - iki küçük düzeltme yaptıktan sonra kendi el yazısıyla onun yazdıklarını temize çekiyor ve bilgisayara geçirmesi için yazdıklarını Murat’a veriyor. Murat’ın el yazısıyla yazılmış orijinali de yakıp yok ediyor.

Deniz yolculuğu sürer, başta kaptan ve fazlasıyla girişken karısı olmak üzere gemidekileri tanıyıp, Hikmet, karısı Merve ve Murat arasındaki gerilimli ve biraz da sırlarla dolu ilişkileri izlerken yeni romanın Murat tarafından yazılan bölümlerini de okuyoruz. Murat romanda kendi hikayesini anlatıyor. Lise yıllarında başlayan bir aşk hikayesi bu. Romanın erkek kahramanı Ali kendisi, kadın kahramanı Ayşe ise Hikmet beyin karısı Merve. Roman ilerledikçe lise çağlarında başlayan bu aşkın daha doğru deyişle ilişkinin kesintilerle sürdüğünü anlıyoruz. Murat üniversiteyi kazanıp İstanbul’a giderken Merve ile ilişkisini nedensiz bir şekilde ilk kez kesmiş. Araya başka aşklar girmiş. Murat, Merve’yi aklından bile geçirmemiş. Yıllar sonra Murat babasının ölümü üzerine memleketine gittiğinde tekrar karşılaşmışlar ve Merve Murat’ı affetmiş. İlişkileri bir süre devam ettikten sonra Murat bu kez Merve’ye “Seni hayatım boyunca görmek istemiyorum” demiş, eşyasını verip evin kapısını göstermiş. Murat’ın ruh halini, Merve ile ilişkisinin niteliğini pek anlayamıyoruz. Aşk denemeyecek bir şey, ayrılıklarında özlem duymadığına göre tutku da yok ama iki karşılaşmalarında da bir süre birlikte oluyor ve sonra bir bahane ile ayrılıyor. Çünkü kendini aşık olamaya hazır hissetmediğini düşünüyor. Aralarında yaşanan şey Ayşe’ye göre aşk ona göre değil. Murat’ın marazlı bir ruh hali olduğu gemide sürekli kendini izleyen biri olduğunu sanmasından biraz anlaşılıyor ama bu hali biraz daha açmak, derinleştirmekte fayda varmış diye düşünüyorum.

Üçüncü karşılaşmaları Beyoğlu’nun arka sokaklarında oluyor. Murat’ı bir barın korumalarından dayak yedikten sonra tesadüfen bulan Merve yine insafa geliyor ve ona yardım elini uzatıyor. Kocasının yanına asistan olarak girmesini sağlayan da Merve.

Murat bu öyküyü romanlaştırarak hem Hikmet’ten öç almak, onu küçük düşürmek, hem de ona karısıyla nasıl bir geçmişleri olduğunu bildirerek tahrik etmek, gemi İstanbul’a dönmeden son hamleyi yapmak istiyor. Niyeti yanına Merve’yi de kocasından ayırıp, onunla yeni bir hayata başlamak.

Merve, Murat’ın yakınlaşma girişimlerine olumlu bir cevap vermiyor. Hikmet de romanda Merve’nin Murat’la geçmişinin yazıldığını anlamamış gibi davranıyor. Gemi son durağına doğru yol alırken zamanının kalmadığını düşünen Murat, Merve’ye birlikte İzmir’de inmeyi teklif ediyor ama olumlu bir cevap alamıyor. Hikmet’le konuşmaya, tüm gerçekleri anlatmaya karar veriyor.

Hikmet’le 47 numaralı kamaradaki konuşmaları Murat’ın baştan beri anlattığı bir çok şeyin tam olarak doğru olmadığını anlamamızı sağlıyor. Hikmet, Ölünceye Kadar’ı Murat’ın yazdığı iddiasını reddettiği gibi, yeni romanı da Murat’ın notlarından yararlanarak kendine göre yazdığını söylüyor ve “Bu senin öykün değil” diyor. Murat’ın koz olarak kullanacağı Merve’yle geçmişi ise Hikmet için sır değil. Kendi yazdıklarını Murat’a okuyor, ki önceden okuduğumuz parçaların biraz düzeltilmiş hali olan bu bölümü gereksiz gördüğümü, hızla akan romanda bir sarkma yarattığını söylemeliyim. Ama, Hikmet’in kendi yazdığı romanda gemideki hayatın da olduğunu, iç içe iki roman oluşturduğunu yani aslında yazılan romanın 47 Numaralı Kamara olduğunu söylemesi hoş. Buna postmodern tarzın iyice aşikarlaştırılması diyebiliriz.

47 Numaralı Kamara Hikmet Hükümenoğlu’nun üçüncü romanı. Yazar her romanında değişik konuları iyi bir kurgu, akıcı bir anlatımla işliyor. Her yeni romanında da yazarlığını geliştirdiğini kanıtlıyor. 47 Numaralı Kamara’daki kahramanı Hikmet gibi çok satan bir yazar olmasa da Hikmet Hükümenoğlu’nun daha çok ilgiyi ve okuru hak ettiğini düşünüyorum.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?