Cuma, Ekim 15, 2010

 

Forbes Cinayetleri

Mehmet Anıl’ın yeni romanı Forbes Cinayetleri (Aralık 2009, Can yay.), “Forbes’te Vahşet” başlıklı bir haberle başlıyor. “İzmir, 7 Aralık 1974 – Dün akşam saatlerinde aynı apartmanda 6 cinayet birden işlendi. (...) Dört kat, sekiz daireli apartmanın beş dairesine giren saldırgan (ya da saldırganlar) o sırada evlerinde bulunan, Behiye Karagülle (38), Latife Yelkenci (78), Yıldız Yelkenci (53), Banu Coşkulu (32), Hülya Aksoy (28) ve Sevinç Börekçi (75) adlarında 6 kadını katletti.” Haberin sonrasında “Ben bir özgürlük savaşçısıyım” diye söze giren, kendinin diğer insanlardan farklı olduğuna inanan, “Beni bana göre yargılayın” diyerek varolandan farklı, özel bir hukukla yargılanmak isteyen bir sanığın savunmasını okuyoruz.

İlerleyen sayfalarda, gazete haberleri ile paralel bir okumayla polisin bütün çabalarına rağmen cinayetler çözülemediğini, 30 yıl dolup dava zaman aşımına uğramak üzereyken, cinayet gününden 29 yıl 11 ay 29 gün sonra emekli bir doktorun ortaya çıkıp bu cinayetleri kendisinin işlediğini itiraf ettiğini öğreniyoruz. İlk bölümlerde adalet, hukuk, suç kavramları ve özgürlük tanımı uzun uzun ele alındığı için romanın havasına girmek pek kolay olmuyor. Yazar, gazete haberleri ile ilgiyi çekmeyi, denge kurmayı denemiş, ama cinayet soruşturmasında bir gelişme olmadığı için haberler de ilginçliğini yitiriyor. Sanığın uzun tiradlarını geçince roman havasına giriyor, akıcılaşıyor.

Doktor Ferit, İzmir yakınlarında Tepehisar adlı bir kasabada babasıyla yaşamaktadır. Babası aksi, huysuz, aşırı kontrolcü, disiplinli ve titiz bir adamdır, oğluyla pek fazla ilişki kurmaz. Karısı bu yüzden evi terk etmiştir. Diğer oğul da zaman zaman gelip ziyaret etmektedir. Ferit’in gelişiminde, kişiliğinin belirmesinde babasının önemli etkileri olmuştur. Annesiyle ise hemen hiç ilişkisi yoktur. Ferit, daha çok yatılı okullarda, evinden uzakta, yalnız bir çocukluk ve gençlik geçirmiştir. Kendi deyimiyle başarılı bir cerrah adayı olmasına rağmen ihtisas yapmamış, pratisyen hekimliği yeğlemiş, hükümet tabibliklerinde çalıştıktan sonra kendi muayenehanesini açmıştır. Kasabada sevilen bir doktordur. Hemen herkes ona muayene olur. Bunda, belirli bir muayene ücreti olmaması, hastaların çıkarken gönüllerinden ne koparsa kutuya atmaları da etkili olmuş olabilir. Çok para kazanır, çok harcar.

Genç ve başarılı bir doktor olarak gelinlik çağında kızı olan ailelerin de gözdesidir. Çeşitli bahanelerle sürekli akşam yemeklerine davet edilir, kızları görüp beğenmesi için fırsatlar yaratılır. Bu kızlardan bazılarını beğense de özgürlüğünü kaybedeceği endişesi ile evlenmeye yanaşmaz. Başından geçen iki tatsız olay ve kısa süren nişanlılığı yalnız yaşama kararında önemli etkiler yapar. Genelevde tanıyıp, hüzünlü halinden etkilendiği ve içinde cinsellik olmayan bir ilişki kurduğu Şengül’le sonu kendisinden para sızdırnaya, tehditlere varan olaylar, kasabanın Ferit’in deyimiyle “arsız” kadınlarından birinin 16 yaşındaki fettan kızı Kalbiye ile kurduğu ve “küçük yaştaki kıza tecavüz ve kızlık bozma” davalarına varan ilişkisi ve nihayet Almancı bir alilenin kızıyla nişanlanması ertesinde evlenip bir kadınla birlikte yaşayamayacağına iyice emin olur.

İş dışında tamamen yalnız bir hayatı vardır. Kimseyle pek ilişki kurmaz, arkadaşı yoktur. Evinde içki içip kendisiyle evlendirmek üzere tanıştırılan kızların yer aldığı hayaller kurarak ya da uyuyarak zamanını geçirir. Bu düzene daha sonra yalnız başına uzun yürüyüşler de eklenecektir. Ferit’in psikolojik yapısının bozulmasının işaretleridir bunlar. Ferit’in hayat hikayesinin anlatımında zaman içinde gelgitler var. Bir olayı anlatırken birden kendinin on yıl sonraki halini anlatmaya başlıyor. Sanıyorum bu da düzgün olmayan ruhsal yapıyı belirtmek için tercih edilmiş. Ama zaman içindeki sıçramalar belirgin olmadığı için okurun bunu takip etmesi zorlaşıyor. Konuları karıştırabiliyoruz. Bu da polisiye ağırlıklı bir roman için handikap. Yazar bu açmazı görmüş olmalı ki, bir dış ses ya da epik unsur olarak avukatın açıklamalarını dipnot olarak koymuş. İlk başlarda pek anlamlı gelmese de daha sonra avukatın dipnotları akışı izlemeye kısmen yardımcı oluyor.

Geçirdiği ağır kabakulak hastalığı sırasında uzun süre yatmak zorunda kalması Ferit’i düşlerine daha çok bağlar, babasının ölümü ile tamamen yalnız kalınca da kendini iyice alkole ve düş dünyasına bırakır. Kendini çok mutlu hissettiği beş yıllık bir dönemdir bu. Hayallerinde her erkeğin aradığı mükemmel kadını, Rüya’yı yaratır. Bir gün İzmir’de şehir hatları vapurunda hayaller kurarak yolculuk ederken Rüya’nın yaşayan haliyle, Hülya ile karşılaşır. Ayağı burkulan genç kıza yardımcı olur, onu kaldığı yurda götürür. Ama tekrar buluşma olanağı olmasına rağmen hoşnut olduğu hayat biçiminden fedakarlık etmek istemediği için kızı aramaz. Ama bir yıl sonra, hiç aklından çıkmayan ve düşlerinin yeni kahramanı olan Hülya tekrar karşısına çıkınca bu kez ona karşı ilgisiz kalamaz..

Bu arada Hülya okulunu bitirip öğretmen olmuş, doğu’da görev yaptıktan sonra Buca’da Şirinyer’de bir ilkokula tayin olmuştur. Hülya, Ferit’e rüya gibi bir hayat yaşatır. Düşlerini kurduğu kadın gerçek olmuştur. O da kızı mutlu etmek için elinden geleni yapar. Sürprizler yapar, hediyeler alır. Okullar tatil olunca Hülya sürekli Tepecik’e gelir, akşama kadar Ferit’le kalır, ona yardım eder. Hülya’sız yapamayacağını anlar ama yalnız kalmaya, düş kurmaya da ihtiyacı vardır. Yaz bitip okullar açılınca Hülya, Ferit’e onunla hep birlikte olmak, yani evlenmek istediğini, sürekli yakınmalarla önce hissettirir, sonra da açıkça söyler.

Ferit bir türlü karar veremez, hem Hülya ile birlikte olmak istiyordur hem de düş dünyasını yaşamaya devam etmek. Karar anını sürekli erteler ve sonunda Hülya’nın sabrı taşınca evlenme teklif etmek durumda kalır. Ama karasızlığında hiçbir değişiklik olmaz. Durumu fark eden Hülya Ferit’ten ayrılır. İlk zamanlar bu gelişmeye sevinen Ferit sonra Hülya’sız yapamayacağını anlar. Tekrar birlikte olmak için uğraşır, diller döker, yalvarır, af diler ve barışmayı başarır. Ferit’in tercihi gündüz Hülya ile gece düşleriyle yaşamaktır ama artık bu ikili hayat mümkün görünmemektedir. Hülya kesin olarak evlenmek istediğini söyler, Ferit karşı çıkamaz, yüzük tekrar takılır. Evlilik günü yaklaştıkça Ferit paniklemeye başlar.

Annesine evleneceğini bildirmeye giden Hülya’nın dönüşünü otogarda beklerken ilk kez aklına “Hülya otobüsü kaza geçirse ölüm haberi gelse hayatının nasıl değişeceği” sorusu düşer. Büyük bir rahatlama hissedeceğini fark eder.

Hızla kararını verir, planını yapar ve Forbes caddesine Hülya’nın oturduğu apartmana gider. Bistürü ile acı çektirmeden, tek darbe ile Hülya’yı öldürür. Kapıdan girerken kendisini gören, tanıklık edebileceğini düşündüğü komşu kadın ikinci kurban olacaktır. Daha sonra polisin kafasını karıştırmak, iz sürmesini önlemek amacıyla yukarıdan aşağı apartmanda kim varsa öldürmeye karar verir. Bistürü yetmeyince tabanca kullanır ve toplam altı kadını öldürür.

Yaklaşık otuz yıl boyunca da yakalanmamayı başarır. Çok fazla da suçluluk duygusu çekmez. Sonuçta bu cinayetler özgürlüğüne ve düşlerine kavuşmak için yapması gereken bir iştir. Artık hiç düş kuramadığını, yolun sonuna geldiğini hissettiğinde de zaman aşımına bir gün kala teslim olur, suçunu itiraf eder.

Bir polisiyesever olarak ilk takıldığımız nokta katilin otuz yıl yakalanmamayı nasıl başardığı. Kasabalıların yalancı şahitlik etmeleri bu durumu izaha yetmiyor. Belki Ferit’in cinayetlerden sonra sorgulandığı bölümler daha ayrıntılı işlenerek bu durum aşılabilirdi. Mehmet Anıl, tercihini polisiyeden yana değil de suçlu psikolojisinden yana yaptığı için katilin yakalanmayı nasıl başardığı üzerinde yoğunlaşmamış. Forbes Cinayetleri, Patricia Highsmith’in insanın doğasındaki suç eğilimini, suç işlemenin psikolojisini araştırdığı romanlarını hatırlatıyor ve o tadı yakalıyor.

7 Ocak 2010

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?