Pazartesi, Ekim 25, 2010

 

Kalpazanlar

Andre Gide modern klasiklerden. 1869’da Paris’te doğmuş.1951’de yine Paris’te ölmüş. Bir yanıyla 19. yüzyıla, edebiyatın temelini atan büyük yazarlara Balzac’a, Zola’ya bağlı, diğer yanıyla modern edebiyatın ilk öncülerinin kuşağından, Proust’un çağdaşı. Yaşam öyküsünde de benzer bir durum var. Dindar, kurallara bağlı, ahlakçı, evli barklı bir görünümde ama sapkın sayılan ilişkilere de açık. Yaşadığı dönem için oldukça cesur sayılabilecek bir tavırla eşcinselliğini de beyan etmekten sakınmıyor. Zamanla toplumun özgürlüğünün bireyin kendini tanımasına ve özgürlüğünü sakınmadan yaşamasına bağlı olduğunu savunan görüşler ileri sürüyor. Genel ahlaka karşı çıkıyor. Bu nedenle de Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak Kitaplar Listesi'ne koymuş. 1947’de kazandığı Nobel Ödülü ile yazarlığını taçlandıran Gide bizde daha çok Pastoral Senfoni, Dünya Nimetleri gibi eserleriyle tanınıyor. Hemen tüm edebiyat alanlarında elliden fazla eser veren Gide’in sanatsal ilgi alanının ne kadar geniş olduğunu belirtmek için Türkçede yayınlanan son eserinin Chopin Üzerine Notlar (Can yay.) olduğunu belirtmek yeterli sanırım.

10.06.2010

Türkçeye henüz tam olarak çevrilmemiş ve tüm eserlerine kaynaklık eden Günlük’ünün yanında 1925’de yayınladığı Kalpazanlar (Çev. Tahsin Yücel, 2. Basım 2009, Can yay.) ve 1914 tarihli Vatikan Zindanları sanıyorum kendi onayıyla da en önemli eserleri sayılıyor. Birçok eseri roman başlığıyla yayınlanmış olmasına rağmen Gide, sadece Kalpazanlar’ı roman olarak nitelemiş. "Bach'ın füg sanatıyla müzikte gerçekleştirdiğini, edebiyatta gerçekleştirmeyi amaçladığını" söylemiş

Kalpazanlar dönemi için oldukça modern bir eser. Aynı zamanda hem roman, hem roman üstüne düşüncelerini ve romanın yazılış sürecini anlatan bir yapıt. Gide bir yandan romanı anlatırken diğer yandan romanın başkahramanlarından Edouard’ın anlattıkları ile yazılma sürecine de bizi şahit ediyor. Yine Edouard’ın günlüğünden aktarılan sayfalarla romanın bir anlamda anlatılmayan yüzünü de bize gösteriyor. Kahramanlarının kendi aralarındaki tartışmalarla da roman sanatına nasıl baktığını bize anlatmış oluyor.

Kalpazanlar’ın 1925’de yayınlanmış olduğunu gözönüne alırsak dönemin roman anlayışına tamamen aykırı bir yapı bu. Bir eseri yaratma sürecinin anlatılmasının da bir eser olabileceği düşüncesi kuşkusuz daha sonra eser verecek olan Robbe-Grillet gibi Yeni Romancılar için ufuk açıcı olmuş. Kalpazanlar yapı itibariyle, kullanılan teknikleriyle “postmodern roman nedir?” diyenlere örnek verilebilecek bir yapıt. Kalpazanlar konusuyla da oldukça ileri görüşlü ve sarsıcı. Gide, yasak aşklar, zina, eşcinsel ilişkiler gibi olguları ele alarak aile hayatını ve aileyi dayatan ahlak görüşlerini sorgulamakla kalmıyor, derinden eleştiriyor da. Kalpazanlar bize bu ahlakı dayatanlar ve onu uygulayanlardır.

Roman Bernard’ın gayrı meşru bir çocuk, bir piç olduğunu öğrenmesi ile başlar. Annesinin gizli bir aşkının ürünü olduğunu öğrenen Bernard evi terk eder ve arkadaşı Olivier’in yanına sığınır. Olivier, ağabeyi Vincent’in evli bir kadınla aşk hayatı yaşadığını ve kadının hamile olduğunu anlatır. Duygusal olarak yakınlık hissettiği üvey dayısı, Edouard’ın geleceğinden söz eder. Edouard, Vincent’in beş parasız terk ettiği Laura’ya yardımcı olmak için gelmektedir. Bu arada Olivier’i göreceği için de sevinçlidir. Edouard, Olivier’le yakınlık kurmayı başaramaz ama Bernard’la aralarında bir ilişki başlar. Çocuğu yakınında bulundurmak amacıyla sekreteri olarak göreve alır. Laura’yı da alıp İsviçre’ye giderler. Bu arada Bernard, Laura’ya aşık olur. Sayfalar ilerledikçe ilişkilerin iyice karmaşıklaştığını, herkesin bir şekilde birbiri ile bağlantılı olduğunu görürüz. Ve hemen herkes bir şekilde birbirini aldatmakta, kalpazanlık yapmaktadır.

Kalpazanlar çok kahramanlı, çok fazla ayrıntılı bir roman. Hemen her satırının ince ince işlenmiş olduğu görülüyor. Bu çok kahramanlı hikaye bir de yenilikçi roman teknikleri ile işlenince ortaya oldukça ilginç bir yapıt çıkmış. Kalpazanlar’ın Türkçedeki son baskısının tükenmesi için 20 yıl gerekmiş. Önceki baskı 1989 tarihini taşıyor. Andre Gide’in birçok eserinin defalarca basıldığını göz önüne alırsak en önemli ve en keyifle okunan eserinin bu kadar gözden ırak kalması, az okunması şaşırtıcı.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?