Pazartesi, Ocak 17, 2011

 

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü


Nimrod Çıldırışları ve Gazze Blues isimli kitapları ile tanıdığımız Etgar Keret, Dünya edebiyatının yeni parlayan isimlerinden. Kitapları 29 dile çevrilmiş, 34 ülkede yayımlanmış. Fransız kültür bakanlığı tarafından kültür sanat alanındaki sıradışı çalışmaları nedeniyle şövalyelik nişanına layık görülmüş. Etgar Keret İsrail edebiyatının genç kuşak yazarlarından sayılsa da 43 yaşında. 1967 yılında Tel Aviv’de doğmuş. Kısa öykülerinin yanı sıra resimli romanlar için öyküler ve sinema ve televizyon için senaryolar yazıyor. Tel Aviv”de üniversitede dersler veriyor. Yazıları The New York Times, Le Monde, The Guardian, The Paris Review and Zoetrope gibi uluslararası basında yayımlanıyor.

Keret’in ilk kitabı Pipelines 1992’de yayınlanmış ama okurların da, edebiyat çevrelerinin de ilgisini çekmemiş. 1994’de yayımlanan ikinci öykü kitabı Missing Kissinger’la tanınmış. İsrail’in en çok okunan yazarları arasına girmiş. 2004’de yayınlanan Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü İbranice’de yayınlanmış dört kitabından İngilizce çeviri için yapılmış bir seçme.

Etgar Keret çok kısa ve vurucu öyküler yazıyor. Kahramanları genellikle ilk gençlik çağlarını yaşayan erkek çocuklar. Onların dünyasında doğal olarak görülen sertlik, şiddet, cinsellik arayışlarını, yine onların günlük konuşma dilleriyle, argo ve küfürü doğalmışcasına kullanarak yazıya döküyor. Keret’in öyküleri fantastikle gerçeklik arasında gidip geliyor. Daha doğrusu son derece gerçekçi ortamlarda sıradan şeyler yaşanırken birden olay fantastikleşiyor ama doğal ve gerçekçi görünümünden bir şey kaybetmiyor.

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü’nde (Kasım 2010, çev. Avi Pardo, Siren yay.) yine birbirinden ilginç konuları işliyor Keret. Kitabın arka kapağından alıntılıyorum; “Prensip sahibi olduğundan otobüsünü asla bekletmeyen bir şoför, Interpol’ün peşine düştüğü küçük bir kız kılığına girmiş bir cüce, cehennem kapısındaki küçük delikten yakınlardaki bir kasabaya inen insanlar, sadece intihar edenlerin gittiği ve içinde yaşadığımızdan pek farkı olmayan sıkıcı bir öbür dünya, merhamet sahibi bir tetikçi ve merhametsiz bir Tanrı…”

3-5 sayfalık uzunluktaki öykülerde Keret’in ustaca bir kurgu, rahat okunan bir dil ve ironik, kara mizaha yaklaşan anlatımla oldukça başarılı olduğunu görüyoruz. Zeki ve esprili. Bu anlatım gücünü kazanmasında resimli roman senaryoları yazmasının etkisi de olduğunu düşünüyorum. Belki de tersine bir durum da söz konusudur, böyle yazabildiği için animasyonda ve resimli romanda da başarılı olmuştur.

Etgar Keret, edebiyat anlayışı olarak Y Kuşağı diye adlandırılan ve eserlerini 90’lı yıllarda yayınlamaya başlayan David Foster Wallace, Jonathan Lethem, A.M. Homes ve Jonathan Safran Foer gibi Amerikalı yazarlarla aynı çizgide. Geçtiğimiz yıl Zadie Smith'in sunumu ile yayımlanan Amerika'nın Yanık Çocukları’ndaki (çev. Özlem Gayretli Sevim, Everest yay.) çoğu sert bir gerçekçi uslüpla başlayıp ilerleyen sayfalarda fantastik ögelerin ağır bastığı öykülerle aynı kategoride. Sıradan olanın, gündelik hayatın içinden fantastik yanlar fışkırıyor. Zaten Keret de Kaya Genç’le yaptığı söyleşide (27.11.2010, Radikal Kitap) onlara yakınlık duyduğunu açıkça söylemiş.

Keret, genellikle İsrail’de geçen öyküler anlatsa da işlediği konular günümüz “modern” insanın yaşayacağı şeyler. Dünyanın hemen her yerinde rastlayabileceğimiz olaylar ve karakterler yaratıyor. İyilik, adalet, sevgi, dostluk gibi temel kavramları irdeliyor her defasında ve bu kavramları gündelik hayatın sıradan olayları içinde farklı, daha önceden denenmemiş açılardan sorguluyor, sarsıyor. Kahramanları da çeşitli güç ve içinden çıkılmaz koşullar ya da olaylarda bu kavramlarla sınanıyor, ya da bu kavramları kendilerince yeniden anlıyor, anlamlandırıyor. Sanıyorum 29 dile çevrilmesinin altında yatan da bu evrensel bakışı.

06.01.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?