Cuma, Temmuz 22, 2011

 

2011 Evliya Çelebi yılı (mı?)




Unesco’nun Türkiye’den bir yazar ya da düşünürü yılın adamı olarak ilan etmesi her zaman heyecanla karşılanır. 2011’in Evliya Çelebi yılı olacağı haberi de aynı coşku ile karşılandı. Sanılıyor ki 2011 sadece Evliya Çelebi’ye adanmış ve Unesco öncülüğünde Dünya çapında kutlanacak. Oysa Unesco tek bir isim seçmiyor. Hemen her yıl uzun bir liste yayımlıyor. 2010 ve 2011 yılında yıldönümleri kutlanacaklar listesi de gayet uzun. Tam 63 kişi ya da kurum yer alıyor. Listede sadece önemli kişiler de yer almıyor, örneğin bu yıl ilk sırada Afganistan’ın ilk bağımsız gazetesi Serâj-ul-akhbâr var. Struga Şiir Akşamları da listede. Schopenhauer, Kleist, Schumann, Chopin gibi Dünya çapında bilinen adlar da Tilman Riemenschneider, Toros Roslin, Ivan Khrutsky gibi bu vesile ile adlarını duyduğumuz sanatçılar da var. Listenin 58 ve 59. sıralarında da Türkiye’den iki isim var; 2010’da yüzüncü ölüm yılı olan Osman Hamdi Bey ve 2011’de 400. doğum yıldönümü olan Evliya Çelebi. Anladığım kadarıyla Unesco üyesi ülkeler adlar öneriyorlar, onları tanıtıyorlar ve Unesco genel kurulu da bunların arasından bir seçme yapıyor ve listeyi yayımlıyor. Başka da bir şey yapmıyor. Unesco'nun internet sitesinde bu isimleri anmak için ne yapılacağından söz edilmiyor. Unesco Türkiye Milli Komisyonu sitesinde anmalarla ilgili bilgi yok.
Evliya Çelebi’nin önemini düşündüğümüzde gönül tüm dünyada bu yılın bu büyük gezgine adanmasını dilerdi. Ama kendi ülkemizde bile Evliya Çelebi’nin öneminin farkında değilsek Dünya’dan ya da Unesco’dan böyle bir şey beklemek haksızlık değil mi?
Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2011’i Mehmet Akif Ersoy yılı ilan etmiş. Web sitesinde Evliya Çelebi yılı ile ilgili bir bilgi de, çalışma da yok. Bakanlık böyle davranınca İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri de bir faaliyete girişmemiş. Sadece Malatya İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Mehmet Kazancı Evliya Çelebi'nin 400.doğum yıldönümü nedeniyle bir yazı yazmış, il müdürlüğünün sitesinde yayınlamış.
Bakanlığın tek etkinliği "Doğumunun 400. yılında Evliya Çelebi Ankara'da" isimli Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu konseri. Koro, "17. Yüzyıl Besteleri"ni seslendirmiş. Evliya Çelebi ile ilgili en çok yapılan şey sempozyumlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü, Ankara Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırma Merkezi sempozyumlar düzenlemiş. Mutlaka başkaları da vardır.
Unesco Milli Komitesi ne kadar kendi web sitesinde duyurmasa da bir etkinliği var. Desteklediği (belki de organizasyonuna katıldığı) “Doğumunun 400. Yılında Evliya Çelebi Sempozyumu” 23-26 Martta Kütahya’da Kütahya Valiliği’nin organizasyonu ile yapılmış. Belediye de bu vesile ile Kütahyalı olduğuna inandığı Evliya Çelebi için çok anlamlı bir yere, Şehirlerarası Otobüs Terminali girişindeki kavşağa bir anıt dikmiş. Bu sempozyumun açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Mahmut Evkuran; “Bakanlık olarak biz de son yıllarda bu konuda önemli başarılara imza attık. Unesco'ya geçen seneyi Osman Hamdi Bey Yılı, 2009'u Katip Çelebi Yılı, ondan önceki yılı Kaşgarlı Mahmud Yılı ilan ettirdik ve yurt içi ile yurt dışında önemli tanıtım faaliyetleri gerçekleştirdik. (...) Bu yıl da Bakanlığımızın girişimleriyle Evliya Çelebi yılını kutluyoruz" demiş (maxihayat.net’den). Bu sözlerden Kültür ve Turizm Bakanlığı 2011’i resmen Mehmet Akif Ersoy yılı ilan etmiş, Evliya Çelebi’nin adını hiç anmamış olsa da çalışmaların yürüdüğünü ve yılın ilk altı ayı geçmişse de Evliya Çelebi için bir konser dışında başka etkinlikler de yapılacağını anlıyoruz. Bir program açıklanmamış olması hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmiyor, başka şey akla gelmeyeceği için bakanlıktan da en azından bir sempozyum bekliyorum.

Seyahatname’nin yayım öyküsü
Marco Polo, İbni Batuta, Vasco de Gama, Kristof Colomb gibi önemli bir gezgin Evliya Çelebi. Ailesi Kütahya kökenli olsa da 1611’de İstanbul’da Unkapanı’nda doğmuş. Medresede okumuş, babasından tezhip, hat ve nakış öğrenmiş, Kuran'ı ezberleyerek "hafız" olmuş. Enderuna alınmış, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan IV. Murad'ın hizmetine girmiş. 1635’de İstanbul ve çevresini adım adım gezip, görüp duyduklarını kaleme alarak gezginliğe başlamış. İstanbul dışına ilk seyahati 1640’da Bursa’ya olmuş. Devlet büyükleriyle yolculuklara çıkmış, elçi kafilelerine katılmış, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katılmış, bu görevler de birçok yer görmesini, önemli savaşlara, isyanlara şahit olmasını sağlamış.
Yaklaşık elli yıl boyunca süren seyahatlerinin sonucunda on ciltlik büyük bir eser çıkmış ortaya. Evliya Çelebi gezip gördüğü yerlerin çokluğunun yanında anlatımı ile de dikkati çeken bir gezgin. Günlük konuşma diline yakın akıcı, eğlenceli, alaycı bir anlatımı var. Zamanın içinde serbestçe hareket edip geçmişle bugünü birbirine katıyor. Öykülerden, efsanelerden yararlanıyor, yorumlar yapıyor, izlenimlerine kendi görüşlerini de katıyor. Gittiği yerin tarihini, coğrafyasını, mimarisini anlattığı kadar kültürünü, sanatını, insanların yaşam biçimlerini de yazıya geçiriyor. Okurun ilgisini çekmek için abartmaktan, garip, mucizevi olaylar aktarmaktan çekinmiyor. Bizim kültürümüzde bir ilk olan bu seyahatname, Dünya gezi edebiyatında da az rastlanır örneklerden. Tarihçiler açısından çok önemli bir kaynak olmasının yanında gezi edebiyatının seçkin bir örneği de. Gerçek anlamda bir klasik.
Seyahatname’nin el yazmaları 1742’de Evliya Çelebi’nin ölümünden önce son yaşadığı yer olan Kahire’den İstanbul’a getirilmiş. Seyahatname’nin ilk sekiz cildinin basımı 1898’den1928’e dek Arap harfleriyle, son iki cildi 1935-1938 yıllarında Latin harfleriyle gerçekleştiriliyor. Bu baskı sansürlü olduğu ve çok sayıda düzelti hatası içerdiği için güvenilir bir kaynak olarak kabul edilmiyor. Sonraki yıllarda Seyahatname’den seçmelerin yer aldığı birçok kitap yayımlanmış. Topkapı Sarayı’ndaki orijinal elyazması kaynak olarak alınarak yapılan sansürsüz ve tam baskının yayımına başlandığı tarih 1996. Yapı Kredi Yayınları (Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yapmadığı işi yapıp) büyük bir kültür hizmeti olarak Seyahatname’nin transkripsiyonunun (çevrimyazı) yayımını 2007’de, günümüz türkçesine çevrilmiş halinin yayımını 2010’da tamamladı. Bunu Evliya Çelebi ile ilgili çeşitli çalışmalarla destekledi. YKY ile birlikte Merhum Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankoff’u kutlamalıyız.

Seyahatname Dünya’da bilinmiyor
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si gezi edebiyatının başyapıtlarından olmasına rağmen kademik çevreler dışında Dünya’da hemen hiç bilinmiyor. Kuşkusuz bunun en önemli nedeni Seyahatname’nin tam olarak basımının çok geç gerçekleşmiş olmasıdır. Seyahatname 2000’lere kadar onlarca yıl sadece Türkologların ve 17. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nu araştıran tarihçilerin ilgi alanında kalmış. Günümüzde de Seyahatname’nin yabancı dillerde çevirilerine çok az rastlıyoruz ve bunların tümü akademik yayımlar. Robert Dankoff’un “An Evliya Çelebi Bibliography” (bilkent.edu.tr/~tebsite/kaynaklar/kaynakcalar.htm, 2nd Edition: March 2011) başlıklı çalışmasına göre 16 dilde Seyahatname’den seçmelere ulaşmak mümkün.
Evliya Çelebi, devlet katında ilgi görmüyor, önemsenmiyor. Seyahatname’nin Türkçede tam olarak yayımına özel bir yayınevince Evliya Çelebi’nin ölümünden 311 yıl sonra başlanabilmiş olması bunun somut örneği.
Kültür ve Turizm’i aynı bakanlık çatısı altında toplayıp kültürü turizmi destekleyen bir disiplin olarak gören anlayış nedense Evliya Çelebi’nin turizm açısından ne denli önemli bir kaynak olduğunu da anlayıp, kullanamamış ya da benim bilemediğim nedenlerle Evliya Çelebi’yi tanıtmayı uygun görmemişler. Gerçi Unesco nezdindeki girişimler bu düşüncemi yalanlıyor ama bakanlığın 2011’i Evliya Çelebi yılı ilan etmemesi de teyit ediyor, yani ikircikli bir durum var. TEDA yöneticilerinin Orhan Pamuk’un İstanbul kitabının edebiyat okurunun ilgisini nasıl İstanbul’a çektiğini görüp Seyahatname’nin yabancı dillerde normal okura ulaşmasını sağlayacak girişimleri olmasını beklerdim.
2009’da İngiliz tarihçi Dr. Caroline Finkel ve akademisyen arkadaşları, Evliya Çelebi’nin 1671 yılındaki Hac yolculuğunun rotasını at sırtında izleyerek bir seyahat yapmışlar. Yani hükümetin kültürel varlıktan yararlanıp turizmden para kazanma politikasına Evliya Çelebi’li bir örnek vermişler. “Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin tam baskısını yapmayan bir bakanlıktan bu tür girişimleri desteklemesini bekleme” diyeceksiniz ama ben yine de Evliya Çelebi’nin gezginleri Türkiye’ye gelmeye özendiren bir yanı olduğuna dikkati çekmek istedim.

26.05.2011

Etiketler: , ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?