Perşembe, Temmuz 14, 2011

 

Bir Evliliğin Öyküsü



"Sevdiklerimizi tanıdığımızı sanırız," diye başlıyor Bir Evliliğin Öyküsü (Mart 2011, çev. Dost Körpe, Everest yay.), “Onları tanıdığımızı sanırız. Onları sevdiğimizi sanırız. Ama sevdiğimiz şeyin, doğru dürüst bilmediğimiz bir dilden bizzat yaptığımız kötü bir çeviri olduğu ortaya çıkar. Orijinaline ulaşmaya çalışırız ama asla başaramayız. Her şeyi görmüşüzdür. Ama aslında ne anlamışızdır?”

Yıl 1953. İkinci Dünya Savaşı’nın yaraları daha yeni sarılmaya çalışılırken ABD yeni bir savaşa girmiş, 1950’den beri Kore’nin kuzey ve güney olarak bölünmesini engellemeye çalışıyor. Amerikalılar savaşın artık sonuçlanacağını düşünürken bir yandan da ülke içinde yaşananları izliyorlar. Senatör McCarthy öncülüğünde insanlar komünist suçlamalarıyla karşılaşıyor, işlerinden oluyor, yargılanıyor. Rosenbergler SSCB'ye atom bombası ile ilgili gizli bilgiler sızdırmakla suçlanıp idam ediliyor. Kuzeyde sona erdi denilen ırk ayrımı hayatın ayrıntılarında hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Bu ortam içinde, yaşananlarla pek fazla ilgilenmeden, kabullenmelerle kendince güvenli bir yuva kurmuş olan Pearlie’yi, hassas bünyeli kocası Holland’ı, çocuk felci hastalığı ile savaşan oğlu Sonny’i tanıyoruz. Pearlie ile Holland ilk gençlik yıllarında tanışmış birbirlerini sevmiş, sonra Pearlie’nin bir hatası nedeniyle asker kaçağı Holland’ın yakalanıp orduya katılarak İkinci Dünya Savaşı’na yollanması ile ilişkileri kopmuş. Savaş sonrası tesadüfen karşılaştıklarında tekrar birleşmişler ve hemen evlenmişler.

Bir cumartesi sabahı bir yabancı kapısını çalana dek de tüm zorluklara rağmen mutlu bir hayat sürmüş Pearlie. Kocasının eski bir dostu olduğunu ve savaştan beri görüşmediklerini söyleyen Buzz önce genç kadının dostluğunu kazanıyor sonra da yavaş yavaş Pearlie’nin o güne dek sorgulamadığı Holland’ın geçmişinde karanlıkta kalmış noktalar hakkında bilgiler vermeye başlıyor. Pearlie, kocasını hemen hiç tanımadığını fark ediyor. Tüm değerleri sarsılıyor ve Buzz’un kocasını terk etmesi için teklif ettiği 100.000 doları (günümüzün 1 milyon doları) çocuğunun geleceğini güvence altına almak düşüncesi ile kabul ediyor.

Andrew Sean Greer, 1970 doğumlu, önemli dergilerde yayımlanan kısa öyküleri ile tanınmış. 2004’de yayımlanan yaşı büyüdükçe gençleşen Benjamin Button’un hikayesini hatırlatan ikinci romanı Max Rivoli’nin İtirafları (2005, Bilgi yay.) yılın en iyi kitabı seçilmiş. Bir Evliliğin Öyküsü ile de hem meşhur olmuş hem de çok satan yazarlar arasına girmiş.

Andrew Sean Greer Bir Evliliğin Öyküsü’nde bize tanıdık gelen bu konuyu ve “bir insanı ne kadar tanırız?” sorusunu oya gibi işlemiş. Olayları ve konuyu yavaşça açarak, tamam artık anlatı kanalını buldu derken şaşırtacak yeniliklerle tekrar sarsıp romanı merak ve ilgi ile okunacak bir hale getirmiş. Greer bir insanın hayatı nasıl görüp algılayacağını ve yorumlayacağını son derece inandırıcı bir biçimde kuruyor. Bir Evliliğin Öyküsü’nü överken Amerikan eleştirmenler “lirik dil”inden söz ediyor ama bence yanlış bir tanımlama. Çünkü “lirik” deyince bizim aklımıza şiirsel/soyut bir anlatım geliyor oysa Greer’in anlatımı son derece somut. Bana daha çok Güneyli Amerikan yazarlarını, Tenesse Williams’ı, Carson McCullers hatırlattı. O duru ve edebi tad var Bir Evliliğin Öyküsü’nde.

12.05.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?