Pazartesi, Ağustos 01, 2011

 

Hanımların Dikkatine



Seray Şahiner, Hanımların Dikkatine’de (Mayıs 2011, Can yay.) bir Cumartesi günü aynı mahallede geçen dokuz öykü anlatıyor. “Hanımların dikkatine; overlok makinesi, ayağınıza geldi. Halı, kilim, yolluk, paspas kenarına, halıfleks kenarına overlok çekilir. Beş dakikada yapılır, hemen teslim edilir...” anonsunun duyulduğu öyküler.
Bir Cumartesi günü, İstanbul’un en eski semtlerinden Samatya. Belediyenin sahilde kurduğu açık hava spor aletlerinde eskisi kadar güzel olmak, daha genç ve dinamik görünmek için spor yapan Reyhan hanımla tanışıyoruz ilk öykü Ceylan Yürüyüşü’nde. Çocuk yaşta okuldan alınıp yatalak bir ihtiyara bakıcı olarak başlayan hayat hikayesini Türkan Şoray’a öykünüp Türk filmlerine benzeterek anlatıyor. On yedisinde bir memurla evlenerek kurtuluyor bu hayattan. Hayranı olduğu Cüneyt Arkın’a benzeyen bir adamla evlenememiş filmlerdeki gibi bir hayat kuramamıştır ama kötü bir hayatı da olmamıştır. Bu küçük umutlarla, endişelerle geçen evlilik hayatı bir gece kocasının ortada hiçbir neden yokken yatakları ayırıp salonda yatmaya başlaması ile kara bulutlarla kaplanır. “Başka bir kadın mı var?” endişesi ile ipuçları arayan Reyhan Hanım, kocasını tekrar kazanmanın, yeniden yanına yatırmanın yollarını arar. Bu yollardan en önemlisi de gençleşmek, eskisi gibi güzelleşmektir. Sonunda ipucunu bulur, başka kişinin varlığını kanıtlar. Seray Şahiner bu melodramik öyküyü gerçekçi ve ironik bir dille anlatıyor ve Reyhan Hanım’ın öykündüğü Türk filmlerinden diyalogları anlatıma katarak hayatın neden filmlerdeki gibi olamayacağının da altını çiziyor.
Seray Şahiner, Reyhan Hanım’ın öyküsünü belki de sonraki öykülerde kahramanı olan ve aynı evde yaşayan “genç bekar kadınların” aşk hikayelerinin nereye varacağını göstermek için kitabın başına koymuş. Çünkü Hanımların Dikkatine’nin diğer sekiz hikayesinde yirmili yaşların sonunda, artık ilişkilerini uzun süreli hale getirmek mümkünse bir imza ile kalıcılaştırmak isteyen Sibel, Nergis ve Elif’in ilişkilerinde neler yaşadıklarını anlatıyor.
Reyhan hanım kocasıyla ilişkisini Türk filmlerinden öğrendikleriyle şekillendirirken, daha genç kuşaktan ve eğitimli komşuları “günümüzün çağdaş kadını”na reklamlar, TV dizileri, kadın dergileri ve kitaplarla önerilen yaşam biçimlerinden kendilerince dersler çıkartarak ilişkilerini kuruyor ve yürütmeye çalışıyorlar. Sonuç olarak hedefledikleri bir ömür boyu sürecek bir evlilik kurmak. Aynı mahallede yaşadıkları ama hiç tanımadıkları Reyhan Hanım’ı uzaktan görseler belki ona da özenecekler ama hikayesini öğrenseler yaşamlarını nasıl şekillendirirler merak konusu.
Çapkınlıkta sınır tanımayan Mehmet’in kaç numaralı sevgilisi olduğunu bilemeyen yine de umutla bekleyen Sibel’in öyküsü en ağır basan, en derinlemesine ve tüm boyutlarıyla anlatılanı. Sibel’in tüm Cumartesi günü boyunca Mehmet’i “belki arar”, “belki gelir” diye bekleyişini, o beklerken Mehmet’in birlikte olduğu diğer (ve de esas) sevgilisi Ayşe’nin onu elinde tutmak için nasıl stratejiler geliştirdiğini, Mehmet’in maceralarına nereye kadar göz yumduğunu, ne zaman müdahale ettiğini ve onun da Sibel gibi aranmayı bekleyen sevgili konumuna düşmek üzere olduğunu üç (hatta dört) ayrı hikayede okuyoruz. Hayatının büyük bir bölümünü sayısız sevgilisi arasında geçirdiğini anladığımız Mehmet’in öyküsünün tamamını merak etmemek elde değil. Şahiner onu hep kadınların gözünden ve göründüğü kadarıyla anlatmış ama anladığım kadarıyla kendileri başlı başına bir roman kahramanı olmayı hak ediyor.
Aynı evde yaşayan Sibel, Nergis ve Elif son hikayeye kadar birbirlerine tam olarak açıklamasalar da ve de farklı açılımlarla gelişse de benzer yapılarda kırık aşk hikayeleri yaşıyorlar. Sevmek, sevilmek isteyen ama sevdikleri, ilgi duydukları erkeklerden aynı oranda karşılık bulamayan kadınlar...
Seray Şahiner, bekleyen kadınları anlatır onların ruh hallerine bizi ortak ederken öykülerini ilk kitabından bildiğimiz dobra ve samimi anlatımıyla, iyice ustalaştığı, kendine has ayırdedici bir yöntem haline getirdiği yazarın anlatımıyla üçüncü tekil ve kahramanın içsesiyle birinci tekil yöntemlerini harmanlayarak kurmakla kalmıyor, hikayeye epik unsur katan overlokçu anonsuna benzer kitaplardan, prospektüs ya da soru formlarından alıntılarla biçimsel olarak güçlendiriyor.
69 sayfalık son öykü Kısa Metraj Rüyalar Limited Şirketi’nde ise Sibel, Nergis ve Elif’i evde buluştururken tüm bu anlatım yöntemlerini kullanmakla kalmıyor diyaloglarla geliştirdiği yapı ile bizde “bir tiyatro eserini öyküleştirmiş gibi” düşüncesini oluşturuyor. Bu öykü tek başına da ele alınabilir, ayrı olarak da okunabilir ve tabii sahnelenebilir. Çünkü Kısa Metraj Rüyalar Limited Şirketi Sibel, Nergis ve Elif’in kitap boyunca anlatılan öykülerinin birbirine düğümlenip, benzerliklerinin ve ayrı noktalarının vurgulandığı uzun bir içdökümü, hesaplaşma.
Seray Şahiner, kadınların kırık aşklarını, bekleyişlerini anlatırken gündelik hayata ilişkin birçok küçük ayrıntıyı da ince ince işleyerek öykülerine katıyor. 2000’li yılların, hatta 2011’in İstanbul’unu sıkı bir gözlemcinin bakışından izliyor, ironik anlatımın verdiği kolaylıkla yaptığı ağır eleştirileri de okuyor, katılıyorsunuz. Bir başka deyişle Şahiner’in öykülerinin arka planında anlattığı İstanbul’u ve insanlarını da ayrıca ele almaya, getirdiği eleştiriler üzerinde düşünmeye gerek var. Hanımların Dikkatine yılın en önemli öykü kitaplarından...
09.06.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?