Cuma, Ağustos 05, 2011

 

Masumlar


“Benim vatanım çocukluğumdu ve ben büyüdükçe uzaklaştım ondan, uzaklaştıkça da o büyüdü içimde” cümlesiyle başlayan Burhan Sönmez’in Masumlar’ı (2011, İletişim yay.) bir sürgün romanı. Çeşitli zamanlardan, çeşitli coğrafyalardan, duygulardan sürgünlerin romanı, gurbette olma hali.
Masumlar’da, paralel bir yapıyla 40’lı yıllarda Haymana Ovası’nın ücra bir köyünde yaşananlarla Cambridge’de günümüzde yaşananlar anlatılıp görünmeyen ama ince ve sık bağlarla birbirine bağlanıyor. Romanın ana kahramanı Brani Tawo kendi hikayesini belirsiz bırakmaya çalışsa da Haymana ile Cambridge arasındaki bağın kurulmasını sağlıyor.
Burhan Sönmez, Haymana’da yaşanan aşkları, ayrılıkları, ölümleri anlatırken duru ve sade anlatımla, kısa cümlelere simgeler ve imgeler yükleyerek masalsı bir anlatı kuruyor. Haymana bölümleri Brani Tawo’nun büyükannesi Kewe’nin öyküsü çerçevesinde çok kahramanlı, çok öykülü bir biçimde gelişiyor. Onların öykülerini aşklar, düşmanlıklar, hainlikler belirliyor. Ahmed Arif şiirinin duruluğunu ve imgesel yoğunluğunu hissediyorsunuz. Yaşar Kemal aynı öyküleri yazsaydı aynı anlatımı korurdu ama roman yüzlerce sayfa sürerdi diye düşünüyorsunuz.
Annesini ve yedi ağabeyini kaybeden Kewe küçük yaşta evlendirilmiş, çok geçmeden dul ve yapayalnız kalmış. Hayatta ve ayakta kalmak için yeniden evlenmiş, amelelik ve hizmetçilik yaparak çeşitli kasabalarda, köylerde yedi yıl yaşadıktan sonra tekrar köyüne dönmüş. Elinde radyosuyla dolaşan Hatip dayı’nın, aşkı uğruna kendini dağlara vuran Ferman’ın, kocasından kaçıp köye sığınmış Pençeyüzlü Kadın ve delişmen kızlarının, tüm bu hayatları belgeleyen Tatar fotoğrafçının ve nicelerinin öykülerini okuyoruz.
Batı Cephesine ve günümüze gelince, Cambridge’de bu anlatım modern hayatın yoğunluğuna uygun kısa, kesik cümleler halini alıyor ama bir yandan da felsefileşiyor. Haymana’dan çıkıp gelmiş siyasi mülteci Brani Tawo’nun yaşadıklarını okuyoruz. Brani Tawo, yalnız bir adam, çevirmenlik yaparak geçiniyor, uykusuzluk hastalığı çekiyor. Uyumak için uğraştığı saatlerde telefonunu kapadığından ya da uzun mücadelelerden sonra derin uykulara daldığından bu hastalık gündelik hayatını da romanın gelişimini de belirliyor.
Brani Tawo’nun öyküsünü İngiliz edebiyatı üzerine doktora yapan İranlı göçmen Feruzeh’le tanışıp, dost ve sevgili olması ekseninde okuyor, anlıyoruz. Anlıyoruz diyorum, çünkü Tawo öyküsünü tam ve açık olarak anlatmıyor olayların akışı içinde parçaları yakalayıp öyküyü tamamlamayı okura bırakıyor. Tawo, Feruzeh’in arkadaşlarıyla, annesiyle tanışıyor. Humeyni’nin iktidara gelmesi ile babalarını katbetmişler, İran’ı terk etmişler, bir gün döneceğiz umuduyla yaşamışlar. İran’la hep bağları olmuş. Tawo onları bize anlatıyor ama kendi arkadaşlarını, Feruzeh’ten önce nasıl bir yaşamı olduğunu anlatmıyor. Feruzeh’le ilişkisi aşka doğru derinleşirken önemli bir kırılma yaşanıyor. Feruzeh, hastalanan kardeşini görmek üzere İran’a gidiyor. Tawo, uyumak arzusuyla sık sık telefonunu kapadığı için Feruzeh’in gittiğini öğrenemiyor, annesiyle, arkadaşlarıyla görüşüp bilgi alması da kolay olmuyor, zaman gerektiriyor. Tawo, Feruzeh’siz yaşayamayacağını anlıyor, onu bulmak için sahte pasportla İran’a gitmeye karar veriyor.
Burhan Sönmez, Sabah’ta (17.05.2011) ve Birgün’de (29.05.2011) yayımlanan röportajlarında Marquez ve Salinger'ı örnek aldığını söylese, hatta romanda Marquez’e gönderme yapsa da romanını “Büyülü Gerçekçilik” akımı ile bağdaştırmak pek mümkün değil. Hele Salinger’le nasıl bir kan bağı kurduğunu anlayamadım. Bence, Yaşar Kemal’in ketum bir evladı sayılabilir.
Masumlar yalın dilli ama yoğun bir roman. Akıcı ve çok ekonomik bir anlatımı, ince düşünülmüş bir kurgusu var. Burhan Sönmez, kısa cümlelerle arı bir dille masalsı bir anlatım oluşturmuş. Bazı bölümlerde daha çok anlatsa, ayrıntılara, ruh çözümlemelerine girse diyorsunuz. Bazan da, bu yalın, ekonomik anlatımda Wittgenstein’ın mezarına gittiği bölümde olduğu gibi “bu kadar felsefe fazla değil mi” diye düşünüyorsunuz. Masumlar memlekete, çocukluğa ve aşka özlemin romanı. Sürgünün, yaşlanmanın ve ölümün insanı nasıl bir ruh haline getirdiğini felsefi göndermelerle sorguluyor. İyi de ediyor.
16.06.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?