Çarşamba, Ağustos 17, 2011

 

Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger



Salinger, kült bir yazar olması ve hayatının onlarca yılını meraklı gözlerden geçirmesi nedeniyle özel hayatı hep merak edilmiş, deşilmiş, dürtülmüş, rahatsız edilip sinirlendirilmiş bir ünlü. Yaşarken çok az röportaj vermiş, özel hayatı hakkında hemen hiç bilgi vermemiş ya da kasten insanları yanıltmış, pek fotoğraf çektirmemiş. Hakkında yazılan kitaplara, incelemelere de sıcak bakmamış. Biyografilerinin yayımlanmasını engellemeye çalışmış, davalar açmış.
Kenneth Slawenski, 2004’de Salinger’in hayatı ve eserlerine adanmış www.deadcaulfields.com adlı siteyi hazırlayarak işe başlamış. Salinger yaşarken bu siteden haberdar mıydı, nasıl karşılamıştı bilemiyoruz. Slawenski, kendi deyimiyle “amatör bir okur” olarak giriştiği Salinger araştırmalarını üstad için bir site kurması sayesinde oldukça derinleştirmiş ve sonunda 398 sayfalık Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger (Haziran 2011, çev. Hülya Öklem Süloş, Sel yay.) ortaya çıkmış. Slawenski, Salinger’ın hayatını ihtimamla bir bilim adamı dikkati ile incelerken bir hayranı olarak onun mahremiyet arzusuna da özen gösteriyor ama özel hayatı hakkında önemli bilgiler vermeyi de ihmal etmiyor. Slawenski’nin en önemli avantajı Salinger’in hayatta olmaması. Salinger yaşasaydı Slawenski’nin ihtimamını ciddiye alır mıydı, yaşam öyküsünün yayımlanmasına izin verir miydi bilemiyoruz. Ama Slawenski’nin işin medyatik yanına kaçmadan ama en küçük ayrıntısına bile girmeye çalışarak, çeşitli kaynaklarla doğrulamadan da rahat etmeyen bir anlayışla Salinger’in hayatını kaleme aldığını söylemeliyim.
Jerome David Salinger, 1 Ocak 1919’da New York’da doğmuş. Yahudi bir babanın, İrlandalı Katolik bir annenin çocuğu. Babası başarılı bir işadamı. ABD’nin yaşadığı ekonomik bunalımlara rağmen her geçen yıl daha da zenginleşiyor. Salinger babasının işine ilgisiz. Okulu da pek sevmiyor. İte kaka okuyor. Ne olacağını, ne yapacağını pek bilmiyor. Okullar değiştiriyor. Ancak bir askeri okula gidince derlenip düzene giriyor. Öğrencilik yıllarında tiyatroyla ilgileniyor, okul oyunlarında roller alıyor. Edebiyatla da ilgilenmeye, yazmaya başlıyor. Askeri okulu bitirdikten sonra New York Üniversitesi’ne kaydoluyor ve tekrar tembel ve ilgisiz bir öğrenci halini alıyor. İkinci dönemin sonunda aldığı notlara bakan babası okuldan kaydını alıp onu işleriyle ilgilenmesi ve dil öğrenmesi için Avrupa’ya yolluyor. İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde Avusturya ve Polonya’da yaşıyor. Dönüşte kaydolduğu Ursinus Fakültesi'nde okul tarihinin en başarısız öğrencilerinden biri olarak görülse de o dil ve edebiyat derslerinde çok şey öğreniyor. Okul dergisinde yazmaya başlıyor. Yaşamını profesyonel yazar olarak sürdürmeye karar veriyor. Yazarlık eğitimi almak amacıyla Colombia Üniversitesi’ne kaydoluyor ve orada öykü dersleri veren Story dergisi editörü Whit Burnett’le ve şiir dersleri veren bir çok ünlü derginin editörü şair Charles Hanson Towne’la tanışması ile ilk öykülerini yazmaya başlıyor. Burnett’in onayı ile bunları dergilere yolluyor ve uzun bir reddedilme dönemi başlıyor. Burnett’in Story dergisinde yayımlanabilmesi için bile çok uğraşması, yazdıklarını defalarca düzeltmesi gerekiyor. Kendine hedef olarak seçtiği The New Yorker’dan ise sürekli red mektupları alıyor. İlerleyen yıllarda en önemli yazarı olacağı, öyküleri yayımlandığında tiraj kazandıracağı The New Yorker’la yaşadıkları yazarlar için gerçek bir ders niteliğinde ve başlı başına bir kitap olabilecek önemde.
Salinger’in hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri İkinci Dünya Savaşı’na ABD’nin katılması ile onun asker olmaya karar vermesi olsa gerek. Hayata bakışı, felsefesi, innaçları değişiyor. Savaşı sonuçlandıran Normandiya Çıkartması’na da katılan Salinger, cephenin en ön saflarında ölümle burun buruna askerlik yapmasına rağmen yazmayı sürdürüyor. Bir yandan ilk romanını yazmaya çalışırken diğer yandan askerlik yaşamı ile ilgili öyküleri ile tanınmaya başlıyor. Ama hâlâ her yazdığını yayımlatabilen bir yazar değil, reddedilen öyküleri çoğunlukta.
1941’de kabul edilen bir öyküsü 1946’da The New Yorker’da nihayet yayımlanınca Salinger’ın yazarlık yaşamı yeni bir evreye giriyor. 1949’da edebiyat dünyasında iyice tanınıyor, öyküleri hakkında eleştiriler çıkmaya başlıyor. 1951’de Çavdar Tarlasında Çocuklar yayımlanana kadar yaşadığı editoryal mücadele, romanı editörlerin önerileri ile defalarca elden geçirmesi de günümüz yazarları için önemli bir ibret hikayesi. Çavdar Tarlası kültleştikçe medyanın özel hayatını didikleyen ilgisi artıyor ve Salinger içine kapanıyor. Dinle ilgileniyor. Hint felsefesi okuyor, Zen Budizme bağlanıyor. 1953’de artık New York’da yaşamayacağına karar verip 240 mil kuzeydeki Cornish Köyü’ne yerleşiyor. Evleniyor, çocuk sahibi oluyor. Köylülerle, çevredeki gençlerle dostluklar kuruyor. Ama medya Cornish’de olduğunu öğrenince tamamen inzivaya çekiliyor. Görüştüğü insanların sayısını oldukça azaltıyor. Son öyküsünü 1965’de yayımlattıktan sonra tamamen susuyor. Ölümüne kadar sürekli yazdığı bilinse de herhangi bir eserini yayımlatmıyor.
Üzüntü, Muz Kabuğu ve J.D.Salinger iyi çalışılmış, iyi yazılmış, oldukça ayrıntılı bir biyografi. Salinger’i tanımak ve anlamak için birebir.
07.07.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?