Cuma, Eylül 16, 2011

 

Eski Arap Şiiri

Kaf Muamması’nın beni yönlendirdiği kitap Nihad M. Çetin’in Eski Arap Şiiri (Haziran 2011, Kapı yay.) adlı araştırması oldu. İki kitabı aynı anda yayımlayarak Kapı Yayınları’nın editörleri de sanırım böyle bir yönlendirme yapmak ya da okura yardımcı olmak istemiş olmalılar.
Nihad M. Çetin, 1924’de doğmuş (bazı kaynaklara göre 1923) Türkoloji’de okurken Fransız ve Arap-Fars Filolojileri’nin derslerini de izlemiş. 1953’de İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisi’ne sınavla asistan olarak girmiş. Birçok eser vermiş, 1971’de Eski Arap Şiiri ile profesörlük ünvanını almış, kitap 1973’de basılmış. Yüksek İslam Enstitüsü’nün ve Şarkiyat Enstitüsü’nün müdürlüğünü yapmış. Şarkiyat Mecmuası’nı yayımlamış. 1991’de vefat etmiş.
Nihad M. Çetin, şiir ve şair sözcüklerinin kökenlerini araştırarak işe girişiyor. Bu sözcüklerin “sezmek, sezişle bilmek” anlamına gelen “ş-a-r” kökünden geldiğini söylüyor. Bu sözcükler Farsçaya ve Türkçeye Arapça’dan geçmişler. Arap şiirinin köklerinin Cahiliye döneminde olduğunu vurgulayan Çetin “Cahilliye devri şiirlerinin hayata, topluluğun müşterek duygularına sıkı sıkıya bağlı olması” nedeniyle üç yüzyıl boyunca hafızalarda yaşadığını söylüyor. Şiir Arapların ilimlerinin en büyüğü olarak hem toplumsal hafıza rolü oynamış hem de sosyal ve fen bilimlerinde geçmişten bilgi aktarımı şiirlerle yapılmış. Toplumsal hayatta şiirin de şairin de çok önemli rolleri, işlevleri var. Şiirin gelişmesinde yılın belli günlerinde yapılan panayırlarda yapılan şiir yarışmaları çok etkili oluyormuş. O yarışmalarda zamanın en büyük şairinin hakemliğinde şairler şiirlerini okurlarmış. Sarayların, güçsahibi kişilerin koruyup kollaması da şairleri teşvik eden unsurlardanmış.
Eski Arap şiiri sözde kalan, hafızalarda kaldığı kadarıyla kuşaklardan kuşaklara nakledilen bir şiir. Birçok şiirin unutulması ya da zaman içinde değişikliklere uğraması normal sayılmalı. Şairlere eşlik eden râvîler şiirleri ezberler, gerektiğinde de okurlarmış. Cahiliye döneminden kalan şiirler ancak İslamiyet’le yazının gelişmesinden sonra kayda geçirilebilmiş. Kayda geçmenin gecikmesinde Arapça’nın yazılı olarak ifade edilmesindeki güçlüklerin etkili olduğunu belirtiyor Nihad M. Çetin. Ortak bir yazı sistemine, gramere ancak İslamiyet’ten üç yüz yıl sonra geçilebilmiş. Divanlar, yedi – on kasideden oluşan dergiler dönem şiirinin geleceğe kalmasını sağlamış. Nihad M. Çetin tek tek bunların ilk ve önemli örneklerinin isimlerini ve içeriklerini veriyor. Zaman içinde nasıl gelişip ayrıntılar kazandıklarını da anlatıyor. Arap yarım adasında birçok lehçe olmasına rağmen bu şiirlerde genellikle ortak bir şiir dili kullanılmış. Arapça’nın ortak gramerinin oluşmasında bu şiirlerin büyük katkısı olmuş.
1920’lerde Avrupalı Şarkiyatçılar Cahiliye dönemine ait olduğu söylenen şiirlerin ne kadarının gerçek, ne kadarının sonradan uydurulma olduğunu, şairlerinin karıştırılıp karıştırılmadığını tartışmaya başlamışlar. Nihad M. Çetin, bu duruma Arap yazarların çok daha önceden dikkati çektiğini yazıyor. Kuşkuların kaynağında bazı şiirlerin farklı beyit sayısı ve biçimde kaydedilmeleri de var. İddialar arasında uydurma şairlerin icadı da var ki bu da bizi Mussa’nın Kaf Muamması’na döndürüyor kaçınılmaz olarak. Nihad M. Çetin, tüm iddiaların geçerliliği olabileceğini kabul ediyor ama bunların küçük bir yüzde tuttuğunu ve adı geçen eserlerin bütün olarak eski olduklarını belirtiyor.
Eski Arap Şiiri’nde ayrıca dönem eserleri “genel” olarak biçim ve içerik açısından da inceleniyor. Yazım biçimleri, aruz, yapısal gelişmeler, işlenen konular, ilham kaynakları üzerinde de duruluyor.
Nihad M. Çetin,aldığı Arapça-Farsça eğitiminden midir bilinmez çok ağır, eskilerin deyimiyle ağdalı bir dil kullanıyor. Eski Arap Şiiri sanki 70’lerde değil de Tazminat döneminde yazılmış gibi bir Türkçeye sahip. Dil engelini aşabilirseniz Eski Arap Şiiri hakkında “genel” olarak çok değerli bilgilerie sahip oluyor, bu çok önemli ve zengim içerikli şiirin tek tek örneklerini merak ediyorsunuz. Yazık ki, bu büyük ve önemli şiir geleneği hakkında Türkçede pek fazla kaynak yok.

Yedi Askı
Eski Arap Şiiri deyince akla gelen ilk akla gelen kaynak İsmet Zeki Eyuboğlu’nun “Arap Şiirinin İlk Parlak Dönemi” alt başlığını taşıyan Yedi Askı (1985, Adam yay.) derlemesidir. Kitap şöyle tanıtılıyor; “Yedi Askı, Arap şiirinin İslam dininin doğuşundan yaklaşık yetmiş yıl önce yaratılmış yapıtlardır. İmrülkays, Tarafe, Haris, Amr, Ahtare, Zeheyr ve Lebid adlı ozanların sözlü edebiyat geleneği içinde ortaya koyan ilk parlak örneklerdir. Bu şiirlerde Arabistan yarımadasındaki göçebe yaşamının ayrıntıları, aşk ve savaş temaları, çölün yarattığı güç yaşama koşulları somut bir biçimde dile getirilir. Bu şiirlerin örülüşünde sevgi, yiğitlik ve övünmenin dışında yerginin de önemli bir yer tuttuğu görülür”. İnternette bulduğum daha yeni bir kaynak ise Kenan Demirayak, Doç. Dr. Nevzat H. Yanık ve Dr. Nurettin Ceviz’in çevirdikleri “Yedi Askı Arap Edebiyatının Harikaları” (2004, Ankara Okulu yay.).
28.07.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?