Cuma, Ekim 07, 2011

 

Emmaus


Alessandro Baricco Emmaus’da (Temmuz 2011, çev. Şemsa Gezgin, Can yay.) dindar gençlerin kahramanı olduğu bir değişimin öyküsünü anlatıyor. 16-17 yaşlarında dört genç; anlatıcı, Boby, Luca ve Santo. Dindarlar, yürekten tanrıya ve kiliseye bağlılar. Katolik eğitim katı kurallarla büyütülmüşler. İyilik yapmak için hastaneye gidiyor, kilisede görev alıyor, kurdukları grupla yine ayinler sırasında konserler veriyorlar. Çok normaller, normal olmaktan da başka plan yok hayatlarında. Aileleri manevi anlamda olduğu kadar maddi olarak da muhafazakârlar. “Odalardan çıkarken ışığın söndürüldüğü, salondaki koltukların selofonla kaplı olduğu bir dünya. (...) Yumurta akının bir bardak içinde buzdolabında korunduğu, lokantaya çok ender ve ancak Pazar günleri gidildiği yıllar.”
Ve önlerinde akıp giden bir hayat var. Bu hayatı yaşayanlar da haklarında hiçbir şey bilmedikleri ama tanımaya can attıkları insanlar. İnançsız, ahlakla pek ilişkileri olmayan, parayla yakından ilişkili, paranın ya da bilginin verdiği güçle hesapsız kitapsız yaşayan insanlar. Onların yaydıkları ışık gençleri kendine doğru çekiyor. Bu çekimin simgesi de Andre adlı bir genç kız. “Andre kimsenin değildir - ama yine de biliriz ki, o herkesindir.” Herkesin güzelliğinin farkında olduğu, biraz sert, biraz erkeksi bir genç kız. Andre’ye duydukları özlem aynı zamanda kendilerine oldukça yabancı gelen bu yaşam biçimine duydukları özlemdir. Doğal olarak bu özlemi açıkça ne kendilerine ne de birbirlerine ifade edemezler.
Bir kırılma noktası gerekir. Andre’nin yağmurlu bir günde kendini nehre atarak intihar teşebbüsünde bulunması mıdır bu nokta? Andre’nin atladığı köprüye giderler ama intiharın nedenini çözemezler. Çünkü sözlüklerinde ne intihar, ne acı, ne de ölüm vardır. Tanrının verdiği canı yine tanrı alacaktır. Sonuna kadar yaşanacaktır.
Gençlerin son derece steril ve korunaklı görünen hayatlarında aslında dertler de, acılar da vardır. Luca’nın babasının yemek sofrasından fırlayıp kendini balkona atmaları tipik bir örnektir. Ama onlar acılarını saklamayı, paylaşmamayı öğrenmişlerdir. Çoğu derdi, sıkıntıyı yazgı olarak kabullenirler.
Sınırı ilk aşan Boby olur ve tüm cesaretini toplayıp dans ettiğini bildikleri Andre’yi arar ve solist olarak müzik gruplarına katılmasını teklif eder. Andre teklifi reddeder ama artık bu arkadaş grubundan haberdardır. Sonunda anlatıcının kız arkadaşının aracılığıyla Andre ile tanışırlar ve özledikleri hayata karışmaya başlarlar. Hayatlarındaki tabular birer birer yıkılır; uyuşturucu, alkol, grup seks... Bu çılgınlığın tepe noktası bir grup seks gecesinden sonra Andre’nin hamile kalmasıdır.Andre baba adayını aramaz ama onlar “hangimiz baba?” diye merak eder. Arkadaş grubunun dağılmasına neden olacak bir gelişmedir bu ve çok daha büyük trajedilere yol açacaktır.
Kitaba adını veren Emmaus İncil’den bir meselmiş. Kudüs’te son yaşananları, İsa’nın ölümünü tartışarak Emmaus köyüne doğru yürüyen iki adama biri yaklaşır ve ne konuştuklarını sorar. Onlar da adamın olaylardan habersiz olmasına şaşarak ona İsa’nın ölümünü anlatırlar. Yemekte kendileriyle ekmeğini paylaşan kişi yanlarından ayrılınca onun İsa olduğunu anlarlar. Anlatıcının buradan çıkardığı ders romanın da mesajıdır; “her şeyin nasıl başladığını ve nasıl sona erdiğini biliyoruz ama öze varamıyoruz. Başlangıcız ama sonucuz – her zaman geç ulaşılan bulgu.”
Alessandro Baricco iyi bir anlatıcı. Toplam 122 sayfada oldukça derin konuları az ve öz sözle anlatıyor. Boşa laf etmiyor, her cümlenin hakkını veriyor. Emmaus’da Katoliklik ekseninde işlenen, tartışmaya açılan sorular aslında tüm dinî inanıştakilerin ve muhafazakârların sorguladıkları meseleler.

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?