Cuma, Ekim 07, 2011

 

Mobius Dick


Romancı ve teorik fizik doktoru Andrew Crumey’in Mobius Dick’i (Haziran 2011, Çev.: Özde Duygu Gürkan, Metis yay.) kuantum fiziğinin temel teorilerinden yola çıkıp fizik, felsefe ve edebiyatı temel alarak paralel evrenlerde gelişiyor. Akıcı kurgusu ve yarattığı gerilimle hem postmodern hem de bilimkurgusal yanlar taşıyan bir roman.
Olaylar Fizikçi John Ringer'ın telefonuna gelen bir mesajla başlıyor; "Beni Ara: H". Ringer, bir an mesajın yıllardır görmediği sevgilisi Helen’den geldiğini umar ve gönderenin kim olduğunu anlamaya çalışırken tam olarak kullanamadığı yeni model cep telefonunun menüsünde çalıştığı üniveriste kampüsünün edebiyat fakültesinde yapılacak bir konuşmanın duyurusu ile karşılaşır. Konuşmanın konusu “Fasit sikloidler”dir.
“Sikloid geometrik bir eğridir, edebiyat üzerine bir konuşmada duyabileceğiniz bir şey değil” diye düşünen Ring bu konuşmayı dinlemeye gider. Konuşma aslında Melville’in Moby Dick’iyle ilgilidir. Kadın konuşmacı Moby Dick’teki balina gövdelerinden yağ çıkartmak için kullanılan kazanları temizlerken romanın kahramanı Ishmael’in kazanın özel bir kıvrıma sahip olduğunu keşfetmesini anlatmaktadır. Bu bir sikloid’dir ve “bir sikloid boyunca kayan bütün cisimler, mesela benim sabun taşım, hangi noktadan bırakılırsa bırakılsın tam olarak aynı noktada aşağı iner” tespitini yapar Ishmael. Konuşmacıya göre “sikloid” manik-depresif ya da bipolar denen kişilik için kullanılan eski moda bir sözcüktür ve Moby Dick’in bu bölümü geometri hakkıda değil akıl sağlığıyla ilgilidir. Ishmael yağlı balina dolu kazanı izleyip ölüm ve delilikle ilgili düşüncelere kapılırken dünya “büyülü bir şekilde tersine dönmüştür.” Bu şizofrenik bir durumdur ve psikiyatrist Möbius tarafından teşhis edilmiştir. Yani romanın adı Moby Dick değil “Mobius Dick” olmalıdır. Karmaşık görünen bu giriş bölümü aslında romanın konusunu da, getireceği tezleri de başlangıçta okuyucuya vermiş oluyor. Bu bölümde adları geçen Thomas Mann, E.T.A Hoffmann, Schumann, Schrödinger, Nietzsche ve Melville romanın kahramanları olacak, onların eserleri arasındaki bağlar “Gerçek, ne kadar gerçektir?” sorusunu sordurtarak sonuçta bizi kuantum fiziğinin temel teorilerinin tartışmasına yöneltecektir. Sanat, felsefe ve fizik arasındaki ilgilendikleri konular, cevap bulmaya çalıştıkları sorular açısından birbirlerini etkileyen sıkı bağ roman boyunca dikkatimizi çekecektir. Felsefenin cevap aradığı, edebiyatın konu edindiği birçok sorunun cevabının fizik bilimiyle bulunduğunu, fiziğin kanıtlamak istediği teorilerin cevaplarının ise sanatta olduğunu görüyoruz.
Eski öğrencisi Don’ın konuşma yapmak üzere Ring’i İskoçya’da Ardnahanish adlı bir köyün yakınlarındaki nükleer reaktöre davet etmesi ile roman hız kazanıyor. Bu davetteki esas amaç konuyla ilgili çalışmaları bilinen Ring’in Amerikalı yatırımcıların vakum enerjisi ile çalışacak kuantum bilgisayarı yaratma projelerine katılmasını sağlamaktır. Ring, Ishmael’in yağlı balina dolu kazanına benzeyen bu yapılarda üretilecek enerjilerin evrenin düzenini bozacağını paralel evrenlerin birbirine karışmasına neden olacağını ve Dünya’nın sonunu getirecek büyük felaketlere neden olabileceğini öne sürerek projeye karşı çıkar. Ama Ardnahanish’e geldiğinden beri zaten birçok gerçeklik birbirine karışmaya başlamış, Ring ruhen ve bedenen kendini hasta hissetmeye başlamıştır. Romanın yapısı da gelişmelere uygun olarak birbirine paralel dört ayrı öykü olarak akmaya başlar. Ring’in, kendisiyle aynı zamanda, aynı yerlerde yaşayan ve benzer hastalık belirtileri gösteren Harry’nin ve Schrödinger’in ünlü kuantum teorisini bulmasının ve Schumann’ın bir hastanede delirerek ölmesinin öyküsünü okuruz. Bu öykülerin hepsinin bir şekilde Thomas Mann, E.T.A Hoffmann, Nietzsche ve Melville’in, Goethe’in eserleri ile hatta Hitler ve Stalin’le bağlantısı vardır.
Ring, romanın macera unsurunu sağlamak için projenin hayata geçmesini engellemeye çalışırken sürekli içiçe geçen öykülerin birbirine bağlanıp bir sonuca ulaşmasını da sağlar. Biz okurlar da Andrew Crumey’in bu öyküler karmaşasından nasıl ustalıkla çıktığına, sanki tamamen rastlantılardan oluşan öykülerin “hiçbir rastlantı nedensiz değildir” gibi önemli bir teoriye ulaşmasına şahit oluruz.
Kitabın ingilizce orijinalinde de kullanılan ve aslında romanın tezini çok iyi ifade eden kapağı mizahi bir anlatı okuyacağımız yanlış mesajını verse de aslında Andrew Crumey’in Mobius Dick’i kuantum fiziğinin teorileri ile postmodern anlatının bileşiminden oluşan hemen her sayfasında fizik, psikiyatri, felsefe, müzik ve edebiyat ilişkileri hakkında değerli bilgiler veren macera ve edebi anlatımın dozlarını ustaca dengeleyen iyi bir roman.
01.09.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?