Çarşamba, Ekim 05, 2011

 

Tanner Kardeşler


Robert Walser, gerek yaşam öyküsüyle, gerekse yazdıklarıyla ilgi toplayan, Hesse, Kafka gibi yazarlarla karşılaştırılan bir yazar. Robert Walser'in ilk romanı Tanner Kardeşler (Temmuz 2011, çev. Cemal Ener, Can yay.), hiçbir yerde huzur bulamayan, sürekli iş ve ev değiştiren, bir kentten diğerine giden gerçek bir aylağın romanı.
Tezer Özlü, Ferit Edgü’ye yazdığı bir mektupta Walser’i şöyle anlatıyor; “Bilmem Robert Walser'i tanır mısın? İsviçre edebiyatının bence en önemli yazarı. Tam bir Kafkaesk korku ve Dostoyevski yüreği ve zaman zaman Gogol acı humoru taşıyan bir yazar. 12 cilt yapıtı arasında romanları, mektupları, küçük prosa metinleri, şiirleri... 1878 doğumlu. Sekiz yıl Berlin'de yaşıyor. 1919 - 1993 yılları arasında Bern yakınında Waldau kliniğinde kalıyor, orada da yazmaya devam ediyor. 1933 - 1956 yılları arasında (kendisi istemediği halde) Herisau kliniğine konuluyor, şizofreni diyorlar... 23 yıl ne pek konuşuyor, ne yazıyor, ne yaşıyor... Yalnız uzun uzun yürüyüşlere çıkıyor. Kendi çağdaşları Musil, Kafka, W. Benjamin ve diğer yazarlar Walser'i okumuş...”
Tanner Kardeşler’in kahramanı Simon ile Robert Walser'in yaşam öykülerinin benzediğini görüyoruz, diğer bir deyişle roman otobiyografik özellikler taşıyor. Roman, Simon’un bir kitapçı dükkânına girip iş istemesiyle başlıyor. Öyle açık yürekli bir iş talebi ki kitapçı hiçbir tecrübesi olmayan Simon’un samimiyetinden hoşlanıp sekiz gün deneme koşuluyla işe alıyor. Oysa Simon’un uzun konuşmasındaki şu cümle işte ne kadar kalacağının somut bir işaretidir, “Şimdiye kadar hiçbir yerden kovulmadım, daima ayrılmak için duyduğum özgür istek sonucunda, kariyer ve kim bilir başka neler vaad eden, ama kalsaydım beni öldürebilecek tüm mevki ve memuriyetlerden isitfa ettim.” Tahmin edilebileceği gibi bu işte de çok dayanamayacak, sekiz günlük sürede kitapçılık mesleğinden nefret ederek işten ayrılacaktır. Aslında çalışmak onun ruh haline uygun değildir ama karnını doyurabilmesi için bir işe ihtiyacı vardır. Sorun çalıştığı işlerde rahat durmaması, eninde sonunda mutlaka bir maraza çıkartıp ya kovulması ya da kendi isteğiyle işten ayrılmasıdır.
Tanner Kardeşler’in en büyüğü Doktor Klaus işine bağlı yalnız bir adam. Kardeşi Simon’un “dünyadaki gidişatından” endişe duyuyor. Kız kardeşleri Hedwig bir köy öğretmeni ve belki Simon’u en iyi anlayan kişi. Simon’un bir arkadaş kadar yakın bulduğu kardeşi ise bir ressam olan Kaspar. Kaspar da ona benzer uçarı bir ruh halinde, dolaşıp duruyor. Hiçbir şeye bağlanamayan ve bir meşgalesi olmayan Simon’dan farkı resime tutkuyla bağlı olması. Kaspar’ın resim yapmak için Paris’e gitmesi ile Simon kendini iyice yalnız hissedecek ve bu ruh hali ile kendini yollara vuracaktır.
Roman boyunca Simon’un kardeşleriyle mektuplaşmaları, buluşmalarında yaptığı uzun konuşmalarla aylaklığı kendine nasıl bir yaşam felsefesi haline getirdiğini derinlemesine kavrarız. İlerleyen sayfalarda Simon’un yaşadıklarından çok monologları ağır basmaya, konu iyice geri kaçmaya başlar. Walser’in bu tercihi neden yaptığı sırf biz okurları tarafından değil birçok önemli eleştirmen tarafından da merak edilmiş. Romanın Türkçe baskısının başında yer alan yazısında Walter Benjamin şöyle diyor: “bizler üsluba ilişkin muammayı, az çok, karşılaştığımız biçimi yetkin, amacı belli sanat yapıtlarından hareketle görmeye alışmışken burada en azından görünüşte amaçtan büsbütün yoksun, ama yine de çekici ve dilsel başıboşlukla karşı karşıya kalırız. Zarafetten haşinliğe varıncaya değin bütün biçimleri gösteren bir kendini koyuveriştir bu. Görünüşte bunun amaçtan yoksun olduğunu söylemiştik. Bunun gerçekten böyle olup olmadığı zaman zaman tartışılmıştır. Ancak Walser’in, kendi çalışmalarının tek bir satırını bile asla değiştirmediği yönündeki itirafı akla getirildiğinde, bunun kısır bir tarışma olduğu anlaşılır.”
Robert Walser’in yazma biçimini adaşı Robert Musil’e benzetmek mümkün. Tanner Kardeşler’i okurken üslup olarak sık sık Musil’in başyapıtı Niteliksiz Adam’ı hatırlamamak elde değil. İkisinin de kahramanları hayatı yorumlamak, felsefi çözümlemeler yapmak için konudan uzaklaşıp sayfalarca süren monologlar yapıyor. Niteliksiz Adam’ın ilk cildi 1931’de yayımlanmış, Tanner Kardeşler’in yayım tarihi 1907. Aslında Robert Walser’in yazım biçimi aylak adamın aylak ruh haline çok uygun. Kendiyle barışık değil, huzursuz, yerinde duramıyor, ya bir konuya derinlemesine dalıyor ya da konunun üzerinde dikkatini toplayamıyor, oldukça değişken bir yapısı var.
Robert Walser yaklaşık elli yıl unutuluşa terk edildikten sonra 70’li yıllarda yeniden keşfedilmiş. Modernizmin en önemli örneklerinden kabul edilerek sunulmuş. Eserlerinin çoğu İngilizceye daha yeni çevriliyor. Tanner Kardeşler’in ABD’de yayım tarihi 2009.
Robert Walser, işlediği konuları, felsefi bakış açısı ve anlatımı ile ilginç, üzerinde düşünülmeye değer bir yazar. Tanner Kardeşler de taşıdığı otobiyografik özelliklerle bu aylaklığın filozofu yazarı tanımak için iyi bir başlangıç.
25.08.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?