Pazartesi, Kasım 21, 2011

 

Emine


Mehmet Eroğlu "Fay Kırığı Üçlemesi"nin ikinci kitabı olan Emine’de (Eylül 2011, Agora Kitaplığı) “Kendi dünyanıza ait olmayan birisini inançlarınızdan, yaşam tarzınızdan hatta geleceğinizden vazgeçmek pahasına severseniz neler olur?” sorusunun cevabını arıyor.
Mehmet Eroğlu üçlemeyi yazmasına neden olan fay kırıklarını şöyle sıralıyor; yoksulluk ve zenginlik çelişkisi, laiklik ve İslam çatışması ve Kürt-Türk ihtilafı. Eroğlu, "Fay Kırığı" üçlemesinin ilk kitabı Mehmet’de zenginliğini Anadolu'daki köklerinden, gücünü İslamcı hükümete yakınlığından alan muhafazakâr Kadıoğulları Grubu'nun, İstanbul'un en eski ve tanınmış şirketlerinden olan Plevne Holding'i ele geçirme serüvenini anlatırken ayrı dünyalara ait iki insanın Mehmet ile Emine’nin karşılaşmalarını ve birbirlerine âşık olmalarını anlatmıştı.
Mehmet Esen, 2005 Temmuz'unda, on yıl önce birlikte askerlik yaptığı Cenk Plevneli'den iş teklifi alıyor. Aslında bu iş teklifinin ardında, bir mayına basıp vücudunun yarısını kaybettikten sonra Mehmet'in ölümden kurtardığı asteğmen Yakup Kadıoğulları vardır. Cenk ve Yakup'un ailelerinin alış verişinde güvenilir kişi, arabulucu olarak Mehmet akla gelmiştir. İki ailenin yarı yarıya paylaşacağı L&M şirketinin genel müdürü olur. Nihayetinde Kadıoğulları bu şirketi tamamen alır. Bu ticari işler gerçekleştirilirken hayallerinde yaşattığı bir kahramanla, ağabeyinin hayatını kurtaran Mehmet'le karşılaşan Emine hızla ona âşık olur. Mehmet’e aşkının temelinde modernleşme arzusu, babası ve ablasının katı disiplinli muhafazakâr yaşam biçiminden kurtulup sevdiği adamla özlediği hayatı yaşama arzusu da vardır. Mehmet de bu ilgiyi karşılıksız bırakmaz. Emine güzel bir genç kız olmasının yanında Türkiye’nin en zengin ailelerinden birinin çocuğudur. Mehmet’in Emine’yle evlenmesi, güzel bir kadınla Boğaz kıyısında bir yalıda bol paralı mutlu bir yaşam demektir. Mehmet’in öngöremediği aşkla dini inanç çeliştiğinde hangisinin ağır basacağıdır. Yani bir ateistle dindarın aşklarının mutlu bir evliliğe evrilip evrileyemeyeceğidir romanın ana sorusu. Roman boyunca Mehmet’le Emine’nin yaşadıklarını, çekişmelerini, birbirleri üzerinde iktidar kurmaya çalışmalarını izleyerek biz okurlar da bu soruya cevap arıyoruz.
Emine ilk başlarda aşkı, evliliği için hayat tarzını değiştirecek kocasına ayak uyduracakmış gibi görünse de ailesinden, yakın arkadaşlarından, özellikle ablası Fatma’dan gelen baskı ve telkinlerle bu yönde kararlı adımlar atamıyor. Hayat tarzını değiştirmeye, kocasına uymaya çalıştığında ise yalnız kalıyor. Emine’nin dostu olup yalnızlığını giderebileceği umulan Mehmet’in kız kardeşi Ayşe de bir yandan bu evliliği ağabeyinden bol para sızdırma fırsatı olarak değerlendirmeye çalışırken diğer yandan Mehmet’in eski aşklarını Emine’ye anlatarak arabozucu bir rol oynuyor. Ayşe’nin Emine’ye Mehmet’in geçmişini anlatmasında esas amacı kuşkusuz ağabeyine dolaylı yoldan şantaj yapmak, para vermezsen aranızı bozarım demek. Emine’de, Mehmet de Ayşe’nin oyununu anlıyor, bozuyor. İstanbul’da çok yeni olan, bir sosyal çevresi olmayan Mehmet’in iki askerlik arkadaşından başka Emine’ye tanıştırabileceği dostu yok. Askerlik arkadaşları sendikacı Altan ve Prof’u eşleriyle yemeğe çağırma tasarısı da yemekte içki içileceği anlaşılınca erteleniyor. Emine inancından, hayat tarzından en küçük fedakarlıkta bile bulunamayacağını anlıyor.
Emine, sonunda, çoğu kadının tercih ettiği gibi kocasını değiştirmeye, kendi yaşam tarzına uydurmaya karar veriyor. Zaten Emine’nin ailesi ile sağlıklı bir ilişki kuracaklarsa bu değişim faydalı da olacak. Mehmet elinden kaçırmak istemediği fırsatlar için sahte de olsa müslümanca yaşamayı aklından geçirse de zenginlik ve gücün kendisini yalnızlaştırdığını, iki asker arkadaşının bile kendinden uzaklaşmakta olduğunu anlayınca karısının istediği yönde değişmeye direniyor, mevcut hayat tarzını koruyor. Emine, Mehmet’i değiştirip ailesinin kabul edeceği bir damat haline getiremeyeceğini, ama kendisinin de değişemeyeceğini anlayınca yalnızlığına son vermek için çocuk yapmaya karar veriyor. Çocuk aynı zamanda onun babasına ve ablasına tekrar yakınlaşmasına vesile olacak diye de bir umudu var. Çocuk yapmaya kafayı takması, hayatını ona göre düzenlemesi, ardından gelen düşükler Mehmet’le ilişkilerini onarılmaz bir biçimde zedeliyor. Aşk insanı değiştirmiyor, hayat tarzları aşkı eziyor.
Bir yandan Emine ile Mehmet arasında bunlar yaşnırken diğer yandan, Mehmet’le kayınpederi arasında güç kavgası yaşanıyor. Emine’nin hisseleri nedeniyle muhafazakâr Kadıoğulları Grubu'nun ortağı haline gelen Mehmet, aslında bir kenarda tutulduğunun, işlere karıştırılmadığının farkında. Ama bu durumdan pek şikayetçi değil. Böylelikle kendi hayatına da karışılmamış oluyor. Bu dengeyi ölmek üzere olduğunu fark eden Yakup’un hisselerini kız kardeşi Emine’ye devretmesi bozuyor. Mehmet bir anda şirketin %50 hissedarı konumuna geliyor. Kayınpeder ve Emine’nin ikiz erkek kardeşi Muttalip çeşitli teşebbüslerde bulunarak ve Emine üzerinde baskı kurmaya çalışarak Mehmet’i devre dışı bırakmaya çalışsa da sonunda pes ediyorlar. "İslamiyetle kapitalizmin bağdaşmayacağı" görüşüne inanıp Hasan hoca adlı toplumcu fikirler savunan bir hocaya bağlanan ve evi terk edip ona sığınan Yakup’un hisselerini bu “komünist hoca”nın görüşlerini hayata geçirmek için bağışlayabileceğini de farkında kayınpeder. O nedenle gönülsüz de olsa Mehmet’i ortak olarak kabul ediyor.
Hasan Hoca, yaygın kanının aksine Müslüman bir burjuva sınıfı yaratılmasının İslamiyet'e nasıl uygun düşmediğine, Kuran'ın ahlâkının kapitalizmle bağdaşmadığına inanıyor ve bu görüşlerini çevresine yayıyor. Muhafazakâr iktidarın nimetlerinden yararlanarak hızla zenginleşen müslüman işadamlarından olan Kadıoğulları’na göre de bu söyledikleri nedeniyle Hasan Hoca “komünist”tir ve tehlikelidir. İslami değerlere sıkı bağlılığı, katı yaklaşımları ile dikkati çeken, babasını Milli Görüş’ten ayrıldığı için eleştiren Emine’ni ablası Fatma da hoca’yı komünist olarak niteliyor ama onun anlattıklarını dinledikçe yavaş yavaş değişiyor. Önce hocanın müridi, sonra eşi oluyor.
“Biriktirmeyeceksiniz, mal-mülk edinmeyeceksiniz ve örgütlenmeye karşı çıkmayacaksınız. Müslümanlık insanın solcu olmasına engel değildir” diyen Hasan Hoca’nın İslamiyet’le toplumculuğu bağdaştıran görüşlerini beyan ettiği sayfalarda Mehmet Eroğlu güncel bir tartışmaya da taraf oluyor. 70’li yıllarda İslamcılarla solcuları yakınlaştıran, birkaç yıl önce Mehmet Bekaroğlu ile Ertuğrul Günay’ın sonuçsuz kalan bir siyasi girişimlerine kaynaklık eden ve nihayetinde Has Parti başkanı Numan Kurtulmuş’un dillendirdiği görüşlere yansıyan, geçtiğimiz Ramazan’da tekrar dillendirilen bir anlayış bu.
Mehmet Eroğlu romanın yapısını güncel siyasete malzeme etme pahasına Hasan Hoca ile askerlik arkadaşı sendikacı Altan’ı aynı ülküde buluşturuyor. Biraz zorlama da olsa Mehmet’in içten içe onlara inanması ve Fatma ile hocanın evliliği yoluyla Hasan Hoca’yı Kadıoğulları’na miras yoluyla ortak ediyor. Hasan Hoca’yı tamamen İhsan Eliaçık’tan alıntı yaparak (s.518) konuşturup böyle bir tartışmaya malzeme/sözcü etmek romanın en önemli handikapı. Eroğlu, İslamiyet’le toplumculuğun bağdaşacağı, çıkışın bu olduğu görüşünü başka platformlarda tartışabilirdi. İlla bunu roman yoluyla yapmak istiyorduysa da yapıştırma durmayacak bir yol, üslup bulmalıydı (s.93-102). Bu fazlaca ütopik gelen gelişmelerin sonuçlarını sanırım (umarım) gelecek ciltte bulacağız. Bakalım, Mehmet Eroplu romanı nasıl toparlayacak? Para Hasan Hoca’yı değiştirecek mi? İslami sermaye, bağrında ‘Kur’an şahsi zenginliğe izin vermiyor, Müslüman kapitalist’ olamaz diyen görüşlerin yer almasına müsaade edecek mi?
İki farklı dünyadan insanın birlikteliklerini ince ayrıntılara girerek inandırıcı bir dille anlatan bir roman Emine. Kendi dünyanıza ait olmayan birisini inançlarınızdan, yaşam tarzınızdan hatta geleceğinizden vazgeçmek pahasına âşık olabileceğinizi ama sevemeyeceğinizi, aşk evliliğe dönüşünce inancın, yaşam tarzının ağır basacağını anlatıyor. Kitabı elinize aldığınızda 580 sayfalık kalınlık göz korkutsa da Mehmet Eroğlu, tüm karakterlere birer işlev yükleyerek usta işi bir kurgu yapmış ve daha çok diyaloglarla geliştirdiği akıcı bir anlatımla romanı okunaklı kılmış.
27.10.2011

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?