Perşembe, Kasım 17, 2011

 

Şair


“Şair, sırtına yüklenen hain yaftası ile mi yaşayacak yoksa geçmişini inkâr edip yepyeni bir hayat mı sürecek?” Yi Mun-Yol, Türkçede yayımlanan yeni romanı Şair’de (Çev. Nana Lee, Delta yay.) bu sorunun cevabını arıyor.
Varlıklı ve güçlü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Şair’in hayatı isyancılara katılıp başarısız olan ordu komutanı dedesinin hain ilan edilmesiyle birlikte değişiyor. Çocuklarının öldürülmesinden korkan baba onları başka bir şehirde yaşayan eski ve sadık kölesi Sungsu’nun yanına yolluyor. Artık Sungsu’yu baba olarak bilecek, onun adını taşıyarak gizlenecek, hayatta kalmaya çalışacaklardır. Çünkü geleneklere göre hainlerin üç nesli kökünden kurutulmaktadır.
Sungsu iki kardeşe gerçek bir baba gibi davranır, onların sevgisini, saygısını kazanır. Ağır vergileri ödeyip onları köy okuluna bile yollar. Yoksullukla, açlıkla boğuşarak büyürler.
Üç buçuk yıl sonra babaları, kralın kendilerini affettiği müjdesi ile gelir, çocukları alır.
Affedilmişlerdir ama ne el konulmuş servetlerini geri alıp eski zenginliklerine dönebilirler ne de eski itibarlarını kazanabilirler. Toplumun gözünde hâlâ “büyük hainin torunları”dır onlar. Kimse onlara yaklaşmaz, ilişki kurmaz, yalnız bırakılırlar. Şehirde yaşama şansı olmadığını anlayınca ailecek sığındıkları bir köyde babaları hastalanıp ölür. Anneleriyle birlikte bir köyden diğerine göçerek yaşamaya çalışırlar. Ağabeyi okulu bırakıp pazarlarda çalışarak ailesini geçindirirken eski sosyal konumuna ulaşmaya kararlı olan şair annesinin de desteğiyle bunun için tek yol olan eğitimini sürdürür. Öğreniminin önemli bir parçası da şiir ve dil bilgisidir. Bu konuda vereceği devlet sınavı onun toplumsal olarak üst sınıflara atlamasını sağlayacaktır.
Girdiği bir şiir sınavı onun hayatında dönüm noktası olur. Yarışmanın konusu isyancı askerlere karşı savaşırken ölen bir kişinin krala sadakati ile isyancılara teslim olan başka birinin suçunun karşılaştırılmasıdır. Şair, hain olarak kast edilenin dedesi olduğunu hemen anlar. Aradan onlarca yıl geçmiş olsa da dedesinin suçunun yüzüne vurulacağını, böyle bir sistemde sınıf atlamasının da, kaybettiği konumu tekrar sağlamanın da mümkün olmadığını kavrar. Daha sonra gireceği sınavlarda da bu durumla karşılaşmayacağının bir garantisi yoktur. Fırçaya sarılıp dedesinin yaptığı hata yüzünden ailesinin çektiği acıları yansıtan bir şiir yazar. Dedesini kötüleyerek birinci olmuştur. O gece meyhanede yaşlı bir adamın “dedesini satıp başarıya ulaşmaya uğraştığı” suçlaması onu temelden sarsar. Köyde geçirdiği uzun bir kış mevsimi boyunca ikilemler yaşadıktan sonra karısını ailesinin yanına bırakıp Seul’e gider. Sınıf atlama konusunda şansını tekrar deneyecektir. Bu girişiminde de başarılı olamaz ama köyüne dönerken soluklanmak ve bir kaç yudum içki içmek için katıldığı grubun şairlerden oluştuğunun ortaya çıkması ve doğaçlama şiir söyleyerek takdir kazanması hayatını değiştirir. Toplantıyı düzenleyen soylunun himayesine girer. İki yıl şiirler söyleyerek, yiyip içerek rahat bir hayat yaşar. Ama gerçek kimliğinin ortaya çıkması ile ona davranışları değişir, kaba davranmaya, aşağılamaya başlarlar, şair de misafir kaldığı evden ayrılır. Yükselme, eski konumunu tekrar kazanma konusunda artık hiçbir umudu kalmamıştır. Ağabeyinin ölüm haberini alıp evine dönmüş olsa da o artık gezgin bir şair olmaya kararlıdır. Evini, karısını, çocuklarını bırakıp yollara düşer. Yaşı henüz yirmi beştir. Bir handa rastladığı yaşlı bir ayyaşla tartışmaları onun şiir anlayışını değiştirecek şiiri bir araç olarak görmekten vazgeçip sanat olarak kavrayacaktır. Otuz iki sene boyunca dolaşır, şiir söyler.
Şairliğinin çeşitli evrelerinde hayatta yaşanabilecek tüm dertleri ve zevkleri tadar. Ünü, zenginliği, mutluluğu, yoksulluğu ve acıyı yaşar. Halkın diline düşen aşk şiirleri de, devrimcileri isyan ettiren marşlar da yazar, sonunda doğaya bağlı Taocu diyebileceğimiz bir dünya görüşüne ulaşır. Şairin yaşadığı tüm bu evreler romanda akıcı ve ironik bir dille tadı çıkartılarak anlatılıyor.
Yi Mun-Yol, Şair’i “bambu şapkalı avare şair” Kim Pyong-yon’un (1807-1863) yaşam öyküsünden esinlenerek yazmış. Üst sınıftan Seul’lü bir ailenin çocuğu olan Kim romanda anlatılanlara benzer bir hayat yaşamış. Yi Mun-Yol’un, Kim Pyong-yon’un yaşam öyküsünü kaleme almasında kuşkusuz kendi yaşadıkları da etkili olmuş. Komünist babası 1951’de Kuzey Kore’ye iltica edince Mun-Yol’un güneyde kalan ailesi de romandakine benzer biçimde lekelenmiş. Yi Mun-Yol, Şair’de 19. Yüzyıl Kore’sininden yola çıkıp günümüzün iki parçaya ayrılmış (Kuzey – Güney) Kore’sine ayna tutuyor, bir anlamda kendi geçmişiyle de hesaplaşıyor. Toplumun değer yargılarını, ailesine uygulanan baskıyı temel alan düşünce yapısını roman aracılığıyla tartışıyor.
Şair, biyografik bir roman olarak görünse de anlatımı ve biçimi ile oldukça çağdaş bir anlatı. Yi Mun-Yol, kronolojik olmayan bir yapı kurarak, Kim Pyong-yon’un yaşam öyküsü hakkındaki efsaneleri sürekli sorgulayarak, anlatılanın arkasındaki gerçeği bulmaya çalışarak romanı yazmış. Geçmişten gelen bir öykünün postmodern bir bakışla nasıl ustaca anlatılacağını örneklemiş.

Yi Mun-Yol
Yi Mun-Yol, Kore Edebiyatı'nın en çok okunan ve en verimli yazarlarından. 1948 doğumlu yazar hem Kore toplumunun ortak sorunlarını ele alışı hem de üslubu ile beğeni toplamış. Tarih, aşk, gelenekler, toplumsal yapı romanlarının konusu olmuş. Geleneklere sahip çıkılmasını savunmuş, feminizm gibi akımları eleştirmiş. Bu nedenle muhafazakâr diye nitelenmiş. Ama eleştirmenler onun romanlarında "insanın iç dünyası hakkında derin gözlem ve keşifler yapması" nedeniyle ufuk açıcı bir yazar olduğu görüşünde birleşmişler. Okur da Mun-Yol'un romanlarına büyük ilgi göstermiş. Hem popüler hem edebi olmayı başarmış. Geleneksel edebiyata bağlı gibi görünse de modern romancılık anlayışı ile Yi Mun-Yol yurtdışında en çok ilgi gören Kore yazarı olmuş. 20 ülkede İngilizce, Fransızca, Almanca dahil 15 dilde yayımlanmış. Nobel’in önemli adaylarından biri olarak görülüyor. Bunun nedeni olarak Kore'yi dolayısıyla Doğu anlayışını, bakışını romanlarında çok iyi yansıtmış olması gösteriliyor.
Yi Mun-Yol'un türkçede yayınlanan ilk romanı Değişen Kahramanımız'da (çev. Y. Ferendeci, G. Türközü, İmge Kitabevi, 2006) bir okulda öğrenciler arasında yaşananlar anlatılıyordu. Çocuklar arasında geçen bu iktidar kavgası “Politik hayattaki iktidar, baskı, zorbalık ve boyun eğme ilişkileri”nin sorgulandığı, tartışıldığı bir anlam kazanıyordu.

Nana Lee
Yi Mun-Yol’un Şair’ini Türkçeye kazandıran Nana Lee’den özellikle söz etmek gerekiyor. Nana Lee, Türkiye ve Kore arasında gerçek bir edebiyat elçisi. Türkçeden Korece’ye şimdiye kadar çevrilip yayımlanmış 34 edebiyat eserinin 24’ünde çevirmen olarak onun imzası var. Hankuk Yabancı Diller Üniversitesi Türkoloji Bölümünden mezun olmuş. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisansını, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Yeni Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında doktorasını tamamlamış. AÜDTGF Kore Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yabancı uzman olarak ders vermiş. Halen, mezun olduğu Kore Yabancı Diller Üniversitesi Türkoloji Bölümünde okutman olarak Türk edebiyatı üzerine dersler vermekte. Türk edebiyatı üzerinde birçok makalesi yayımlanmış. Orhan Pamuk, Aziz Nesin, İhsan Oktay Anar, Ahmet Altan, Zülfü Livaneli, Ahmet Ümit Korece’ye çevirdiği yazarlardan. En son Orhan Pamuk’tan çevirdiği Masumiyet Müzesi Korece’de yayımlandı.
Türkiye'de de, Türkçe-Korece, Korece- Türkçe Konuşma Kılavuzu (2006), Peyami Safa'nın Eserlerinde Doğu-Batı Meselesi (1997) adlı kitapları, Kore Öyküleri (İletişim Yayınları, 2001) antolojisi, Chong Chun Lee’nin Io Adası (Everest Yayınları 2004), Kim Young Haa’nın Kendimi Yıkmaya Hakkım Var (Agora Yayınları, 2007), Chon Sang Beong’dan Göğe Dönüş adlı çevirileri yayımlandı.
13.10.2011

Etiketler: , ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?