Cuma, Mayıs 18, 2012

 

Öfke


Philip Roth Öfke’de (Mart 2012, çev Şeyda Öztürk, Yapı Kredi yay.)  1951’de Kore Savaşı sırasında, Ohio’da Winesburg Üniversitesi’nde okuyan dürüst, ahlaklı, çalışkan ve yalnız öğrenci Marcus’un öfkesine kapıldığında başına gelenleri anlatıyor. Marcus’un tek amacı okulu birinci olarak bitirip Kore Savaşı’na gitmemek ve ölmekten kurtulmaktır. Bu amaçla okul arkadaşlarıyla hiç ilişki kurmadan, sosyal etkinliklere katılmadan sürekli ders çalışmaktadır. Ailesinin tek çocuğudur. Babasının okulunu bitiremeden başına bir şey geleceği korkusuyla aşırı ilgisinden ve baskısından kurtulmak amacıyla evinden çok uzaktaki muhafazakâr ve displinli bu okula gelmiştir. Babası koşer et satan bir Yahudi kasaptır. Oğullarını evden uzakta okutmaya maddi durumları uygun olmadığı için anne de babayla çalışmaktadır. Marcus, ailesi üzerindeki yükünü biraz azaltmak için hafta sonlarında garsonluk yapar.
Marcus’un steril hayatını tarih derslerinde yanında oturan ama ancak bir gece kütüphanede rastlayınca alıcı gözle bakabildiği ve güzelliğinden hemen etkilendiği Olivia değiştirir. “O gün tam iki saat boyunca onun saçının ayrığını ve bacaklarını sürekli birbirine sürtüşünü seyrettim. (...) O kendini ödevine vermişti, ben ise 18 yaşında bir oğlanın aklıyla elimi onun eteğinin içine sokma arzusuna...” diye anlatır. Hiçbir kötü alışkanlığı olmayan, kurallara bağlı bu genç sürekli bastırdığı cinsel arzularına yenilmiştir. 50’li yılların aşırı ahlakçı havasında karşı cinsten iki öğrencinin flört etmeleri ya da masumane cilveleşmeleri bile mümkün değilken Olivia daha ilk buluşmalarında ona cinsel doyumu tattırır.           
Marcus çok hoşlanmasına rağmen okuldan atılırım korkusu ve aşırı ahlakçı bakış açısı ile patavatsızlık eder Olivia’nın kalbini kırar. Olivia’yı küstürerek kazasız belasız okulu birincilikle bitirme hedefinden kopmayacaktır. Ama arzularını bastıramaz ve okulda birçok öğrenciyle ilişkiye girdiğini, alkolizm tedavisi görüp bileğini keserek intihara teşebbüs ettiğini öğrenmesine rağmen kendini affettirmek için Olivia’ya mektuplar yazar.
Olivia mektuplara cevap vermez ama apandisiti patlayıp hastaneye kaldırıldığında uzun yolu göze alıp Marcus’u ziyarete gelir ve hastane odasında ona yine cinsel doyumu yaşatır.   
Philiph Roth, birinci tekil şahısla ve düz, kronolojik anlatımla olayları hikaye ederken birden araya girer ve Marcus kısa bir süre sonra öleceğini açıklar. Marcus olayları öldükten sonra anlatmaktadır. Bu açıklama anlatının inandırıcılığından okuru kopartır. Roth sonradan da olaylar hakkında bu tür önbilgilendirmeler yapar nedense.
Marcus’un kitaba adını veren öfkesine öğrenci işleri dekanının niye sürekli oda değiştirdiği, arkadaşlarıyla bir sorunu mu olduğunu sormak için çağırdığında şahit oluruz. Dekana gidene kadar sessiz sakin, sadece dersleriyle ilgilenen bir öğrenci olarak tanıdığımız Marcus’un aslında okulla, yaşamla, inanç sistemiyle ilgili birçok keskin eleştirisi olduğunu anlarız. Din ayrımı gözetmeden tüm öğrencilerin Kiliseye gitmeye zorlanmasını ve kiliseye devamın notları etkilemesini eleştirirken Bertrand Russell’ın “Neden Hıristiyan Değilim” başlıklı konuşmasından alıntıladığı dine karşı ateist bir söylev çeker tutucu dekana. Az sayıdaki Yahudi öğrencinin oluşturduğu öğrenci birliğine de katılmamıştır çünkü din ya da ırk temelinde yapılan ayrımlara karşıdır ve bu tip birlikleri zaman kaybı olarak görmektedir.
Olivia’nın hamile kalıp sinir krizi geçirerek hastaneye kaldırılması, odasının basılıp darmadağın edilmesi ve bir kartopu savaşının kız öğrencilere yönelik bir isyana dönüşünün ardından eski oda arkadaşının kaza sonucu ölümü gelişmeleri hızlandırır. Kiliseye gitmemek için hile yaptığı anlaşılan Marcus’a ancak kurallara uyarsa okulda kalabileceği bildirilir. Marcus da öfkelenerek okuldan ayrılır Kore’ye savaşa gider  ve Roth kısa bir bölüm yazarak hızlıca romanı sonlandırır.
Philiph Roth’un diğer eserlerinde olduğu gibi 2008’de yayınlattığı Öfke’nin de otobiyografik özellikler taşıdığı belirtiliyor. Romanın kahramanı Marcus yazarla aynı yaşlarda ve yazar gibi çocukluğu Newark’ta geçmiş. McCarthy döneminin ırkçı, aşırı sağcı, tutucu anlayışının egemen olduğu dönemde gençliğini yaşamış. Öfke yapısal sorunlar içerse de 50’li yılların aşırı ahlakçı bakışının, baskıcı aile ve okul yapısının insanları, özellikle gençleri nasıl belirlediğini Marcus örneğinde çarpıcı olarak örnekliyor. 
26.04.2012

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?