Çarşamba, Mayıs 09, 2012

 

Okunacak Kitaplar


Dîvân-ı İlâhîyât
Türkçe şiirin kurucu şairi Yunus Emre üzerine çalışmaları ile tanınan Dr. Mustafa Tatçı büyük şairin bilinen iki eserinden oluşan Dîvân-ı İlâhîyât’la (Şubat 2012, Kapı yay.) okur karşısında. 1177 sayfalık bu çalışmada Yunus Emre’nin hayatı, eserleri, türkçesi, edebiyatımızdaki yeri üzerine yazılardan sonra Dîvân-ı İlâhîyât’ın ve Risaletü’n Nushiyye’nin tam metinleri, şiir tarihimizde yer alan ve Yunus Emre ile karıştırılan birçok Yunus’tan en önemlisi Aşık Yunus’un hayat öyküsü, eserleri hakkında bir sunuş yazısı ve şiirlerinden örnekler yer alıyor. 
Dîvân-ı İlâhîyât’daki şiirler, yirmiye yakın yazma nüsha ve mecmuanın karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkmış. Çalışmanın bence en önemli özelliği XIII. Yüzyılın ortalarından XIV. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaşamış olan Yunus Emre’nin şiirlerinin özgün yazımlarıyla yer alması. Yani günümüz türkçesine bir uyarlama yapılmamış. Böylelikle Yunus Emre’nin şiirinin türkçenin gelişimi açısından da ne denli önemli olduğu daha net ortaya çıkıyor. Biraz değişik gelse de günümüz Türkçesine çok yakın bir söyleyişi olduğunu görüyoruz. Yedi yüzyıl boyunca zaman ve dilin değişimine dayanabilmek için çok büyük ve güçlü bir şiir yazmak gerektiği de bir kez daha anlaşılıyor. Yunus Emre’yi tam olarak tanımak isteyenler için bir başvuru kaynağı.

Kurmacanın Retoriği
Amerikalı edebiyat eleştirmeni Wayne Booth’un başeseri Kurmacanın Retoriği (Şubat 2012, çev. Bülent O. Doğan, Metis) “edebiyat eleştirisi alanında devrim yaratan ve kısa zamanda klasikleşen” bir çalışma olarak tanıtılıyor. Önsözden anladığıma göre Wayne Booth, bir anlatının gücünü ve etkisini nelere borçlu olduğunu ele alıyor. “Bir hikâye ya da romanı "iyi" kılan genel kural ve niteliklerden bahsedilebilir mi” sorusuna cevap arıyor. Eleştirmenlerin iyiyi ararken koyduğu "Hakiki roman gerçekçi olmalıdır", "Tüm yazarlar nesnel olmalıdır", "Hakiki sanat izlerkitleyi umursamaz" gibi kıstasları tartışmaya açıyor.  Booth genellemelerin roman ve hikayeyi kısıtlayacağı ve kısırlaştıracağı görüşünde. Booth, Kurmacanın Retoriği’nde anlatıda muğlaklık, ironi, mesafe gibi konulara ve edebiyat-ahlak ilişkisi gibi meselelere de yer veriyor. Homeros'tan Boccaccio ve Shakespeare'e, Laurence Sterne'den Jane Austen ve Henry James'e, Proust'tan Joyce ve Beckett'a pek çok yazarın eserlerinden örneklerle sunarak tartışmayı somut örnekler üzerinden geliştiriyor.

Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti
Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti'de (Şubat 2012, Yapı Kredi yay.) Orhan Veli'nin kendi sesinden şiirleri bir kitap ve CD’de sunuluyor. Orhan Veli, 1914’de doğmuş 1950’de ölmüş. Kısacık ömürde unutulmaz şiirler yazmış. Çağdaş Türk Şiiri’nin kalsiklerinden olmuş. Günümüzde de en çok sevilen, en çok okunan şairlerden. Orhan Veli’nin ses kayıtlarının olduğunu daha önce bilmiyorduk. Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti'de Orhan Veli'nin çok eski bir kayıt yöntemi olan "tel"e okuma ile kaydedilen kendi sesinden şiirleri yer alıyor. Bu kayıtlarda Orhan Veli'nin kendi sesinden bir de Karagöz oyunu bulunuyor.
Orhan Veli, 22 şiirini seslendirmiş. Bazı şiirleri hakkında kısa yorumlar da yapmış.
Bu kayıtları günyüzüne çıkartan Orhan Veli'nin kızkardeşi Füruzan Yolyapan, şiirlerin bir evde, bir yılbaşı eğlencesi sırasında kaydedildiğini tahmin ettiğini ama bu konuda pek bilgisi olmadığını, kayıtların da kendisine küçük ağabeyi Adnan Veli ölünce onun ahbabı Orhan Boran'dan geldiğini söylemiş kitabı yayına hazırlayan Raşit Çavaş’a. Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti'de 1938’le 1950 arasında yayımlanmış şiirler yer alıyor. Buradan yola çıkarak kaydın 1950’de yapıldığını düşünebiliriz. Şairin sesinden şiirini dinlemenin eserlerini anlamakta ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. Çok önemli bir belge, arşivlik bir yayın.

Şiirin Rayları
Şair Abdülkadir Budak, 2007’nin Eylülünden beri sadece kendi olanaklarıyla ve büyük bir özveriyle her ay aksatmadan Sincan İstasyonu dergisini yayımlıyor. Yazıları, şiirleri seçmekle, editörlük yapmakla kalmıyor, diziyor, bastırıyor, dağıtıyor. Sincan İstasyonu şiirin çokça ağır bastığı bir edebiyat dergisi. Derginin her sayısının kapağında da imzasız baş yazılar yer alıyor. Bu baş yazılarda şiirin temel sorunlarına olduğu kadar güncel tartışmalara da değiniliyor. İmzasız yazılara karşı hep soru işareti vardır kafamda. Çünkü yazarı belirsizdir, cevap vermek isteseniz muhatabınız yoktur. Kuşkusuz, dergiyi Abdülkadir Budak yayımladığına göre bu baş yazılar da onun kaleminden çıkmıştır diye düşünüyordum ama sonuçta imzasız olmaları ile yazılar sahipsiz kalıyordu. Abdilkadir Budak, Şiirin Rayları’nda (Şubat 2012, Yazılı Kağıt yay.) bu baş yazıları biraraya getirmiş ve imzasını koyarak sahiplenmiş. Budak, şiirin toplum içinde etkinliğini yitirmesi, şiir eleştirisinin reklam mantığına indirgenmesi, genç şairlerin şiir üzerine düşünmesi, yazması gerekliliği, şairin aydın olma zorunluluğu, şairin şiirle bağı, küreselleşmeye karşı şiirin durumu gibi birçok önemli sorunu kısa yazılarda tartışmaya açıyor kendi poetik ve politik bakış açısıyla yargılar getiriyor.      

Harita ve Topraklar
Michel Houellebecq 2010’da Goncourt Ödülü kazanan romanı Harita ve Topraklar’da (Mart 2012, çev. Orçun Türkay, Can yay.) başkahramanı Jed Martin’in çok ünlü ve zengin bir çağdaş sanatçı olmasını anlatırken romanın kahramanları arasına kendini de katıyor. Jed Martin’in ünlü iş sahiplerinin portrelerinden oluşan resim sergisinde yer alan tablolardan biri de Houellebecq’in. Houellebecq, Martin’in sergi kataloğuna bir yazı yazmayı da kabul ediyor. Martin de bu yazıya karşılık Houellebecq’e portresini armağan ediyor. Zamanla 750 bin euroluk bir değere ulaşan bu armağan tablo görülmemiş derecede hunhar ve kanlı bir cinayete kurban giden Houellebecq’in katilinin bulunmasının da anahtarı oluyor.   
Michel Houellebecq’in “hem tam anlamıyla klasik, hem de alabildiğine çağdaş” olarak tanımlanan romanı, bir yaşam öyküsü ve bir cinayet çevresinde günümüz insanının yalnızlığına, aile ilişkilerine, çağdaş sanatın inanılmaz yükselişine ve para ile yakın ilişkisine, mimariye ve Fransa’ya dair farklı bir roman.    

Daha Vakit Var
Yusuf Çopur, ilk romanı Daha Vakit Var’da (Mart 2012, Kırmızı Kedi yay.) yoksul bir çocuğun “annesinin sevgisi ve desteğiyle, umudunu ve iyimserliğini yitirmeden kendisine bir gelecek kurma çabasını içtenlikle anlatıyor.”
Kitabın arka kapağında yer alan kısa ve öz çözümlemesinde Selim İleri, “Yusuf Çopur, Daha Vakit Var'da yaşamdan esinleniyor, dış gerçeğin ardı sıra yol almıyor ama. Onu ilgilendiren "iç"te yaşananlar. Bir ana oğul ekseninde, sessiz, içekapanık, dilsiz dünyalar inceden inceye çözümleniyor. Gönülden bir anlatımla...” diyor.
Uzun bir öykü de diyebileceğimiz Daha Vakit Var’ın kahramanı Kenan ilkokuldan sonra öğrenimini sürdürebilmek için hayattaki tek varlığı annesinden ayrılmıştır. Annesinden uzak şehirde dini eğitim de veren bir yurtta parasız kalarak öğrenimini sürdürür. Kendi ile benzer ekonomik durumdaki arkadaşları ile dayanışma kurarak yurttaki baskıcı ortama dayanmayı başarır ve sonunda öğretmen olur.
Anlatı Kenan’ın ölüm döşeğindeki annesinin başucunda düşündükleri ve hatırladıkları ile gelişiyor. Yoğun bakımdaki annenin hissettikleri de satırlara yansıyor. Günümüz edebiyatında pek işlenmeyen ana-oğul sevgisini, ilişkisini duyarlı bir bakışla işlemiş Yusuf Çopur. 
12.04.2012

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?