Salı, Kasım 20, 2012

 

Yengeç Adımlarıyla



Umberto Eco insanı ilgilendiren hemen her konuda düşünen, görüş bildiren bir düşünür, yazar. “Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm” altbaşlıklı Yengeç Adımlarıyla (Ekim 2012, Çev. Şemsa Gezgin, Doğan Kitap) Eco’nun 2000-2005 yılları arasında gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarındandan bir seçme. Umberto Eco, ilk iki bın yılını tamamlayan dünyada 11 Eylül sonrasında yoğunlaşan sıcak savaşlarla birlikte tarihin tekerrür ettiği düşüncesini tartışmaya açıyor.
Ecoi yeni binyılın 11 Eylül’le başlayıp Afganistan ve Irak savaşlarıyla devam ettiğini, İtalya’da da Silvio Berlusconi’nin yükselişinin görüldüğünü belirterek başlıyor söze. Yani bir yanda sıcak savaşlar diğer yanda da medyatik popülizm yaşanmaktadır. Tarihin artık yengeç adımlarıyla ilerlediğini yani iki adım ileri bir adım geri diye tanımlanabilecek bir gelişimi olduğunu düşünüyor. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Avrupa ve Asya’nın siyasi coğrafyasının kökten değiştiğini, Avrupa haritasının 1914 öncesinde yayınlanan atlaslardaki haritalarla benzerlikler gösterdiğini söylüyor. Afganistan ve Irak ile 50 yıllık soğuk savaş döneminin kapanıp sıcak savaşlara dönüldüğünü, Hıristiyan köktendinciliği, Darwin’in Evrim Teorisi karşıtı tartışmalar, 11 Eylül’le büyüyen İslamofobi ile “yeni bir Haçlı Seferleri mevsiminin başladığı”, Asya ve Afrika’dan kaçıp Avrupa’ya kaçan mültecileri kastederek İsa’dan sonraki ilk yüzyıllardakine benzer büyük göçlerin yeniden yaşandığını tezini getiriyor. Teknolojik gelişmelerin de medyada “kelimenin tam anlamıyla geriye doğru atılan bir adım olduğunu” yazıyor. “Sanki tarih, geçmiş iki bin yıl boyunca yaptığı sıçrayışlardan yorulmuş, kenid üzerine sarmalanıyor ve Gelenek’in avutucu ihtişamına geri dönüyor” diyerek sözünü bağlıyor.     
Kitabın önemli bir bölümünü İtalya'da Silvio Berlusconi'nin "medyatik popülizm" ardına alarak yükselişi ve iktidarını sürdürüşünü irdeleyen yazılar kaplıyor. “Diktatörlükler, kararlarına halkın desteğini sağlamak için genellikle ulusun bütünlüğüne karşı komplo kurmakta olan bir ülkeden, bir gruptan, bir ırktan, gizli bir toplumdan söz ederler. Her popülizm biçimi, çağdaş popülizm de dahil olmak üzere, dışarıdan ya da iç gruplardan gelen bir tehditten söz ederek onay almaya çalışır” (s.64). Afrikalı göçmenlere karşı yaratılan tepki, İslamafobi, Irak’ın ve Saddam’ın hedef seçilmesi bunun tipik örneklerinden. Bir yandan da “siyasette karnaval havası” yaratıldığını söylüyor Eco. “Parlemento yavaş yavaş gücünü yitirmekte, siyaset artık, tıpkı gladyatör oyunları gibi, ekranlarda yapılmaktadır.”
Umberto Eco’nun Berlusconi’nin siyasi başarısını anlattığı bu bölümü okurken günümüzün birçok lideri ile benzerlikler bulmak mümkün. “Berlusconi, kesinlikle dürüst, inanılmaz bir zenginliğe kusursuz bir biçimde ulaşmış, kendi çıkarlarını gözetmeksizin yalnızca ülkesine hizmet etme arzusu ile çalışan samimi bir insan” olarak tanıtılmıştır. Berlusconi’yi seçenleri de iki grupta topluyor Eco; “gerekçesi olan seçmenler” ve “büyülenmiş seçmen”. “Gerekçesi olan seçmenler” Berlusconi’ye gerçekten inanan, onun vaatlerini çıkarlarına uygun olduğunu düşünen seçmenler. Bunların sayısı çok değil. Büyük çoğunluğu başlıca televizyon kanallarını izleyerek bir değerler sistemi oluşturmuş “büyülenmiş seçmen” oluşturuyor. “Büyülenmiş seçmen” çok az gazete ve kitap okuyor, tüm bilgiyi televizyondan alıyor. Televizyonlar da Berlisconi’nin kontrolü altında dizilerle, yarışmalarla sürekli hayal dünyasını geliştiriyor. “Büyülenmiş seçmen”i Anayasanın değiştirilmesi de, savcıların susturulup adaletin denetim altına alınması da ilgilendirmiyor. Zaten bu gelişmelerden haberleri yok. Zengin bir başbakanın yolsuzluk yapmayacağına inanıyorlar, “çünkü yolsuzluk rakamını, astronomik miktarlar olarak değil, birkaç milyon olarak düşünüyorlar” (s.132).
Bu iki seçmen grubunu tamamlayan ve Eco’nun “en büyük tehlike” olarak nitelediği “sol görüşlü İsteksiz Seçmen” grubu var bir de. Bu seçmenler laik cumhuriyetçilerden komünist parti taraftarlarına kadar geniş bir yelpazeden oluşuyor. “Bu grup, bugüne kadar söylenen şeyleri bilen (ve yinelenmelerine gerek duymayan), görevi sona ermekte olan hükümetin düş kırıklığına uğrattığı, beklediklerini elde edemeyince bulduklarıyla yetinen ve karılarına inat olsun diye kendilerini hadım edenlerden oluşuyor. Kendilerini tatmin etmeyenleri cezalandırmak için” Berlusconi’ye oy veriyorlar. Bizim “Yetmez ama evet”çilerle bir benzerlik aramıyorum ama Eco İtalya özelinde birçok ülkede yaşananları somutlaştırıyor.
“Berlusconi için, vaatlerini simgeleyen övüngenlikle çelişen zulüm kurbanı rolü oymanak ömenli bir tekniktir” diyor Eco. “Berlusconi her gün bir kışkırtmada bulunmadan duramıyor. Tahrik, anlaşılmaz ve kabul edilemez bir konu üzerine olunca, gazetelerin ilk sayfalarını, medyanın da açılış haberlerini bir anda işgal ediyor ve dikkatlerin sürekli üzerinde olmasını sağlıyor. Özellikle muhalefeti konuşturmak ve kuvvetle tepki vermek zorunda bırakan kışkırtmalarda bulunuyor. Berlusconi, muhalifleri her gün kızdırarak tepki vermelerini başarınca (muhalefete ait olmayan medyayı da kızdırıyor, bu kuruluşlar anayasayı altüst edecek öneriler karşısında sessiz kalamıyorlar), seçmenlerine kendini bir zulüm kurbanı olarak gösterebiliyor (“Görüyor musunuz, ne desem saldırıyorlar”).”
Ana muhalafet partisi CHP’lilerin özellikle bu konulara kafa yorduğunu umduğumuz Bilim kurulu başkanı Sencer Ayata gibilerinin okuması gereken ama Başbakana cevap yetiştirmekten fırsat bulamayacaklarını düşündüğümüz “Medyatik Popülizm Üzerine” başlıklı makale gerçekten çok öğretici. “Kışkırtmanın inanılabilir olması önemli değildir. Anayasada çevre korumasıyla ilgili maddeyi kaldırmak istiyorsun diyelim (...) karşı taraf buna karşı çıkmadan edemez, yoksa muhalefet kimliğini ve işlevini yitirir. Bu tekniğe göre kışkırtma yapılır, ama ertesi gün yalanlanır (“Beni yanlış anladınız”), ardından bir kışkırtma daha yapılır, böylece muhaliflerin tepkisi ve kamuoyunun dikkati ikinci kışkırtmanın üzerine çekilerek, bir öncekinin yalnızca bir flatus vocis (önemsiz ses) olduğunu herkesin unutması sağlanır.” (s. 150)
Kabul edilemez kışkırtma yapmanın iki önemli amaca daha ulaşmayı sağladığını yazıyor Eco. İlk olarak halkın tepkisi öğreniliyor. Halk yeterince tepki göstermiyorsa en akıl dışı uygulama bile yürürlüğe konabilir. İkincisini “bomba etkisi” diye açıklıyor Eco. Halkı ve medyayı saçma bir konu ile uğraştırırken asıl tartışılması gereken çok önemli bir konunun görülmemesini sağlıyorsunuz.
Umberto Eco, “Sıcak Savaşlar”la “Medyatik Popülizm” arasında çok önemli bir organik bağ olduğunu gösteriyor. “Medyatik Popülizm”le iktidarını yürüten devlet yöneticilerinin bu tür iç ve dış sorunlara ihtiyacı var. Öte yandan “Sıcak Savaşlar” için de bu tür devlet adamlarına gerek var. Her zaman biri diğerini gerektiriyor.
Umberto Eco Yengeç Adımlarıyla’da sadece “Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm”e değinmiyor. İnternetle birlikte mahremiyetin isteyerek yitirilmesi, özel okullar, adalet mekanizması, sözcüklerle yapılan savaşlar, hortlatılan Yahudi düşmanlığı, okula türbanla gitmek, farklı etnik grupların birarada yaşayabilmesi, halkın cahilleştirilmesi, Avrupa Anayasası, okullardaki Haç’ların kaldırılması gibi birçok güncel konu ile ilgili iki sayfayı geçmeyen yazıları var. Çünkü Eco köşe yazılarını derleyip bir kitap yapmış. 2000-2005 yılları arasında yayımlanmış bu yazıları belirli bir mantık içinde biraraya getirmiş, belki de kaleme almış ve çok gündelik konularda yazdığı yazılar bile eskimemiş. İtalya özelinde tartışılan birçok konunun bizi de yakından ilgilendirdiğini görüyoruz.     
Yengeç Adımlarıyla hem üçüncü bin yılda nasıl bir Dünya tasarlanıp dayatıldığını anlamak hem de ülkemizde bize yaşatılanları doğru yorumlamak açısından çok öğretici bir eser. Üstelik Umberto Eco olayları tarihi, edebi ve kültürel derinlikleriyle kavrayıp kıvrak kalemi ile son derece akıcı bir üslupla anlattığı için keyifle ve merakla okunuyor Yengeç Adımlarıyla.   
08.11.2012

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?