Pazartesi, Aralık 24, 2012

 

Vaaay Kitabın Başına Gelenler



3. Yargı Paketi ile 20 bin kitabın onlarca yıldır yasak olduğu anlaşılınca Türkiye’de kitap yasaklamalarının uzun tarihi de merak edilmeye başlandı. Emin Karaca Vaaay Kitabın Başına Gelenler’de matbaanın Türkiye’ye gelişinden itibaren ülkemizde yaşanan kitap toplatmalarının, yasaklamaların tarihçesini çıkartıyor.
Ülkemizde matbaacılığın çok geç başladığı, matbaanın icadından 234 yıl sonra kitaplar basılmaya başlandığı yaygın bir inanış ve resmi söylemdir. Oysa Johannes Gutenberg’in 1450'de Almanya'nın Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini bulup ve matbaaya uygulamasından sadece 43 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk matbaa çalışmaya başlamış. Yahudi kökenli Osmanlı vatandaşlarının matbaasının İstanbul’da kuruluş tarihi 1493. Yahudilerden sonra 1567'de Ermeniler, 1627 yılında ise Rumlar ilk matbaalarını İstanbul'da açmışlar. İlk yasaklama da hemen bu tarihlerde gelmiş; “Osmanlı Devleti azınlıkların matbaalarında Türkçe ve Arapça kitap basılmasını yasaklamış, diğer bir deyişle, azınlıklara kitap basma iznini, bu dillerde kitap basmama koşuluyla vermiştir” (Serpil Altuntek, İlk Türk Matbaasının Kuruluşu ve İbrahim Müteferrika, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Temmuz 1993). Matbaa Müslüman Osmanlılar’a 234 yıl gecikmeyle, 1728’de ancak Batılılaşma hareketi ile gelmiştir. O da kutsal kitapların ve dini eserlerin basılmaması koşuluyla. Bir başka deyişle matbaacılığın icat edilmesi ile ülkemizde kitap yasakları başlamış.
Emin Karaca Vaaay Kitabın Başına Gelenler’de (Aralık 2012, Belge yay.) daha Fatih Sultan Mehmet döneminde, matbaanın Osmanlı’ya da gelebileceği endişesi ile yasak getirildiğini, II. Beyazıd döneminde (1481-1512) basım işleriyle uğraşanlara ölüm cezası uygulanacağı fetvası çıktığını yazıyor. Aynı yasağın I. Selim döneminde de (1512- 1520) geçerli olduğunu belirtiyor. Yahudi kökenli Osmanlılar ölüm cezası tehdidine rağmen matbaayı kurmuşlar. İbrahim Müteferrika’nın matbaa kurabilmesi de fermanla mümkün olmuş. Müteferrika’nın 1745’de ölümüne dek 23 ciltlik 17 eser ve sadece 12 bin 700 adet kitap basmış. İkinci matbaa ancak 1796’da ders kitapları basmak amacıyla kurulabiliyor. Mühendishane Matbaası 1805’e kadar sadece 10 adet sözlük ve ders kitabı basıyor.
Matbaaların çoğalıp kitap basımının yaygınlaşması için 1830’ları Tanzimat’ın ilan edilmesini beklemek gerekiyor. İlk kitap yasağı da 1872’de yaşanıyor. Maarif Nezareti Ahmet Mithat Efendi’nin Dağarcık adlı antolojisini ve Namık Kemal’in Evrak-ı Perişan adlı kitabını yasaklıyor. Ve kitap yasaklamaları ile mücadele de böylece başlamış oluyor. 140 yıldır süren bir mücadele... Namık Kemal İbret gazetesinde yayımladığı beş yazı ile kitap yasaklarına tepki gösteriyor ve İbret Gazetesi 5 Nisan 1873’de süresiz kapatılıyor. 1875’de de kitap sansürüyle ilgili kurallar bir Emirname ile açıklanıyor. Artık sansürden geçmeden hiçbir kitap yayınlanamayacaktır. “Hiçbir matbaa sahibi basacağı kitabı Maarif Nezareti’nden resmi ruhsat almadıkça basamaz. Basımdan sonra da adını ve kaç nüsha üzerine basıldığını bildiren imzalı bir beyanname ile birlikte İstanbul’da Maarif Nezareti’ne, taşralarda mahalli hükümetlere verir.” Yurtdışından gelecek kitaplar için de aynı şekilde izin alınması gerekiyor. Basımevleri ve kitapçılar “zararlı neşriyat” bulunduruyor mu diye denetleniyor.
Abdülhamit döneminde sansür ve kitap yasaklamaları doruk noktasına varıyor. Kitap basımı çok azalıyor. Abdülhamit’in sadrazamlığını yapan Sait Paşa’nın isteğiyle baskısı yapılan İbni Sina’nın Şifa adlı eseri bile basılırken yasaklanıyor ve baskı işi durdurulup basılmış sayfalar da yakılıyor.
23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan ediliyor ve sansür kalkıyor. O kadar çok seviniliyor ki bugün hala “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor. Ama kitap yasaklamaları, toplatmalar devam ediyor. 1910’da Mehmet Rauf’un Bir Zambak Hikayesi müstehcen olduğu iddiası ile yargılanıyor. Mehmet Rauf suçlu bulunup 8 ay hapis cezası alıyor ve ordudaki görevinden atılıyor. Müstehcenlik suçlamasında Türk romanının klasiklerinden olan Eylül romanının yazarı Mehmet Rauf yalnız değil, o yıllarda birçok kitap ahlaksız bulunup yasaklanmış. Cumhuriyet’in ilanı da pek bir şeyi değiştirmiyor. Hüseyin Rahmi’nin Son Telgraf gazetesinde tefrika edilen Ben Deli miyim? adlı romanı 21. günündeyken “genel ahlaka aykırılık” iddiası ile yargılanıyor. Hüseyin Rahmi kendisini romanın bir edebi eser olduğunu söyleyerek savunuyor. Tarih 20 Eylül 1924. 1939’da Pierre Louis’in Afrodit’i müstehcenlikle suçlanıyor. Bilim adamı bilirkişler “eser müstehcen değil” dese de savcı israr ediyor. Basın ve halk davaya büyük ilgi gösteriyor. Sonunda Afrodit beraat ediyor. Aradan 90 yıl geçmiş ama yazarlar hala mahkemelerde eserlerinin edebi olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.
Cumhuriyetin ilk yıllarında da kitaplar yasaklanmaya, yazarlar, yayıncılar yargılanmaya, hapis edilmeye devam ediyor. Dönemin Bakanlar Kurulu’nun yasaklama gerekçeleri ile bugünküler arasında pek fark olmaması çok ilginç; Komünist propaganda, ülke aleyhine yayınlar, mızır yayınlar, irticayı teşvik, dini duyguları rencide etmek, din propagandası yapmak, Kürtçülük, bölücülük, Türkçülük, Mustafa Kemal’in şahsına karşı yayınlar, Komşu ve dost ülkeler aleyhine yayınlar, Türkiye’nin dış politikasına zarar verici yayınlar...  
Emin Karaca bu yasaklama gerekçelerinin hemen hepsine örnek oluşturacak davalardan, iddianamelerden, savunmalardan, duruşmalarda yaşananlardan örnekler ceriyor. 1923’de Marks ve Engels’in Komünist Manifesto’sunu Dr. Şefik Hüsnü ilk kez Türkçeye çeviriyor. Arap alfabesi ile yayımlanan kitap toplanıp yasaklanıyor. Şefik Hüsnü bir başka gerekçe ile tutuklanıyor. O tarihten itibaren “komünist tutuklamaları”nda en önemli delil Komünist Manifesto’yu bulundurmak oluyor. 90 yıl boyunca da bu sürüyor. Hemen her yeni baskı toplatılıyor, çevirmenler, yayıncılar yargılanıyor. 1936’da Kerim Sadi, 1968’de Süleyman Ege yargılanıyor. Süleyman Ege, hapis edilip zincire vuruluyor. Emniyetin 3. Yargı Paketi ile özgürlüğüne kavuşmasına itiraz ettiği, yasağının sürmesi talep ettiği 67 kitaptan biri de Komünist Manifesto.
1920’lerden başalyarak çok sayıda edebi eserin, özellikle şiir kitaplarının yasaklandığını, yazarlarının yargılandığını görüyoruz. En çok yargılanan Nazım Hikmet. Nazım Hikmet’in hemen her kitabı ilk baskılarında “halkı rejim aleyhine kışkırtmak” gerekçesi ile toplatılmış. Bu yargılamalar, toplatmalar Nazım Hikmet’in ölümünden sonra 60’lı yıllarda da devam ediyor.
Kitapları toplatılanlardan biri de Kurtuluş Savaşı’nın önderlerinden Kazım Karabekir. Karabekir’in 1933’de yazdığı İstiklal Harbinin Esasları adlı kitabı matbaada el konulup yakılarak imha ediliyor. Karabekir’in 1960’da yayımlanabilen İstiklal Harbimiz adlı 1230 sayfalık anıları da yargılanmaktan kurtulamıyor ve ancak yayıncısı miletvekili seçilip dokunulmazlık kazandığından dava düşüyor. 1967’de yayımlanmaya başlayan Rıza Nur’un Hayat ve Hatıratım başlıklı 4 ciltlik anıları da “Atatürk’ü Koruma Kanunu”na muhalefetten toplatılıp yargılanan kjitaplardan.
Server Tanilli’nin Uygarlık Tarihi ders notlarının teksiri (1972), Fethi Naci’nin edebiyat eleştirileriniden oluşan ilk kitabı İnsan Tükenmez (1956), Vedat Günyol ve Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirmen olarak yargılandıkları Babeuf’un Devrim Yazıları (1964). Sevgi Soysal’ın Yürümek’i (1970), Henry Miller’in Oğlak Dönencesi (1985), Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü (1976) öyküsü anlatılan kitaplardan.   
Türkiye’de kitap yasaklamalarının tarihini tek bir kitapta anlatmak mümkün değil. Emin Karaca Vaaay Kitabın Başına Gelenler’de yargılamalara, toplatmalara neden olan hemen her gerekçeyi örnekleyerek ve kitabın sonunda toplatılmış yüzlerce kitabın kısa öykülerini anlatıp listeleyerek işin ne kadar büyük boyutta olduğunu, hangi görüşte olursa olsun yazarların, yayıncıların bir gerekçe bulunup yargılandığını, kitapların toplatıldığını gözler önüne seriyor.  
20.12.2012 

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?