Perşembe, Aralık 06, 2012

 

Yıldız Yaralanması



Perihan Mağden Yıldız Yaralanması’nda (Kasım 2012, Everest yay.) büyük bir pop starla genç hayranının birlikte yaşadıklarını anlatıyor. Çocuk yaştan beri hayran olduğu pop starın evine gizlice giren genç kızın o evde yaşadıkları parlatılmış hayatların aslında ne büyük sırlarla, acılarla ve tabii derslerle dolu olduğunu gösteriyor.
Kariyerinin en üst noktasında olan Yıldız, Şile yakınlarında geniş bir arazi içindeki büyük bir malikânede yaşıyor. Sayısız odası, salonları, mutfak ve banyoları olan karmaşık yapıda Yıldız’ın çevresi menajerler, asistanlar, terziler, şoförler, hizmetçilerle dolu. Evde hep büyük bir kalabalık ve koşuşturmaca var. Sun tutkulu bir hayranı olduğu Yıldız’ın evinde uzun süre kendisini fark ettirmeden yaşıyor. Fark edildiğinde de kimliğinin tespit edilmesi kolay değil. İşe yeni alınmış bir asistan, terzi yamağı ya da temizlikçi olabilir. Çalışanlar Yıldız’ı hoşnut etmek için sürekli koşuşturduğu, çoğu birbirini yeterince tanımadığı için Sun’u fark etmiyorlar, fark etseler de kimliğini sorgulamıyorlar. Günü ortada pek görünmeden geçiren Sun gecelerini Yıldız’ın giysi odasında, onun kürklerine sahne kıyafetlerine sarılıp uyuyarak tamamlıyor. Sun’la birlikte Yıldız’ın yaşadığı bu malikâneyi ve soluksuz geçen gündelik hayatını tanıyoruz.
Günler geçtikçe Sun’un kendine güveni artıyor, fütursuzlaşıyor ve evin büyük mutfağına gitmeye, ahçı’dan (aşçı değil) kendisi için yemekler istemeye ya da Yıldız’ın havuzunu kullanmaya başlıyor. Tabii sonunda, bir gün havuzda hem de Yıldız’ın mayosu ile yüzerken yakalanıyor. Sun korktuğu gibi evden kovulmuyor aksine Yıldız bu kendi gençliğine çok benzeyen güzel ve narin kızı yakın çevresine katıyor. Sun önce hemen hepsi Yıldız’a delice tutkun, onun için hayatını vermeye hazır bu yakın çevreyi tanıyor. Yıldız’ın tüm işlerini yürüten Hikmet Hanım, menajer, şoför, sık sık değişen asistanlar, garsonlar, hizmetçiler... Onlar sahnelerde parıldayan Yıldız’ın bir anlamda yaratıcıları. Onun herkesin ve her şeyin üzerinde dokunulmaz ve erişilmez imajının sürmesini, her zaman genç, güzel, mutlu ve parıltılı görünmesini sağlıyorlar.
Yıldız, Sun’u arkadaşı, kardeşi, kızı, oyuncağı yapıyor. En yakınında bulunduruyor, mahremini açmaktan, en gizli konuları yanında konuşmaktan çekinmiyor. Sun yavaş yavaş Yıldız’ın parıltılı hayatının ardındaki gerçekleri öğrenmeye başlıyor. Yıldız her an kırılmaya hazır, hep yarası kanayan, acılarını kendinden bile gizlemekten yorgun biri aslında. Yıldız’ın en büyük sırrını daha onun bu kadar yakınında olmadan odasını karıştırırken öğrenmişti Sun. “On yedi yaşındayken yapayalnız kaldım”, “Annem öldü”, diyen Yıldız’ın annesinin hayatta olduğunu keşfetmişti. Şimdi annenin Manisa’da bir tımarhanede olduğunu öğreniyor. Anne sürekli yazdığı mektuplarla kızını suçluyor ve varlığını hissettiriyor. Yıldız, bir yandan annesini tamamen belleğinden kazımak isterken diğer yandan onun gibi olmaktan, bir gün tımarhaneye düşmekten korkuyor.
Yıldız’a  kendini “annem babam ölmüş, yetimhaneden de on sekiz yaşına girdiğim için attılar” diye tanıtan Sun da benzer durumda. 17 yaşındaki Sun, anneannesi ile yaşıyor. Zamanında çok varlıklı olan anneanne tüm parasını kumarda yedikten sonra yoksul bir hayat sürmeye başlamışlar. Annesi çoktan evi terk etmiş. Trabzon’da bir adamla birlikte yaşıyor. Annesinden gelen paralarla hayatlarını sürdürüyorlar.
Sun’un hayatında hiç kimse yok, ne bir sevgili, ne de yakın bir kız arkadaş. Otoriter anneannesine hesap vermek, kendisini merak edeceğini, üzüleceğini düşündüğü annesini teskin etmek dışında geride bıraktığı bir şey yok. Arkadaşları olmadığı gibi okulu için de endişe duymuyor. Yıldız’la birlikte olmaktan, onunla yaşamaktan mutlu. Ona olan hayranlığı özdeşleşmeye dönüşüyor. Onun gibi giyinmeye, konuşmaya, davranmaya başlıyor. Yıldız da Sun’da kendi gençliğinin bir kopyasını yaratmaktan memnun, Sun’un bu çabasını destekliyor.
Yıldız’ın Sun’a karşı tavırları ise oldukça dengesiz, değişken. Onu kızı gibi şımartıp, bir an bile yanından ayırmaz, hediyelere boğarken hayatına hiç girmemiş gibi günlerce unutabiliyor. Yıldız’ın bazen çok yakınında, yatağında, banyosunda olmak, bazen tamamen unutulmak Sun’un dengesini bozuyor. Sun sürekli bu evden atılmaktan, Yıldız’ın yanından uzaklaştırılmaktan, mutluluğunun bştmesinden korkuyor. O korku ile kabuslar görüyor.
Yıldız sadece anne sevgisinden yoksun değil aynı zamanda bir aşk kırgını da. Kendisi gibi ünlü bir şarkıcı olan Teo Man’la bir türlü noktalanamayan ama sürdürülemeyen bir ilişkisi var. Zaman zaman biraraya gelip, bir kaç saatte ya da bir gecede birbirlerini yaralayıp, mahvedip bir dahaki buluşmaya kadar kopuyorlar. Yıldız, Teo Man’ın ve annesinin açtığı yaraları içki ve uyuşturucu haplarla kapatıyor. Teo Man’dan görmediği ilgi ve şefkati hepsi birbirinden zengin ve tüm varlıklarını sevdikleri kadın için harcamaya hazır geçici sevgilliler ile tamamlamaya çalışıyor. Teo Man’a yapamadığı tüm kaprisleri yapıp, eziyetleri o adamlara çektirip, kendisine birbirinden değerli hediyeler aldırıp teskin olmaya çalışıyor.
Yıldız’ın hiçkimseyle düzgün bir ilişkisi yok. Sun’a da benzer bir şekilde davranıyor. Bir yandan ona aşırı sevgi ve şefkat gösterirken diğer yandan sık sık görmezden gelerek ya da kötü davranarak ruhsal, saçını keserek, jiletle isminin baş harfini tenine kazıyarak bedensel yaralar açıyor. Bir çocuğun çok sevdiği bebeğini duvara vurup parçalaması gibi...  
Yıldız’ın bu değişken tavırları Sun’un ona karşı duyduğu sevginin azalmasına, kuşkularının artmasına neden oluyor. Yıldız’ın geçmişini daha derinden sorgulamaya, onun gizlediklerini, yalanlarını bulmaya başlıyor. Hikmet Hanım’ın Yıldız’a çok fazla yakınlaşmaması yönündeki uyarılarını, şoför Muhittin’in laf arasında anlattıklarını ve en önemlisi kendisine hesapsız sevgiyle yaklaşan, bir anlamda babalık yapan aşçının uyarılarını hatırlıyor. Aşçı, Yıldız’ın hayatının, yaşadıklarının ve yaşattıklarının çok büyük bir hayat dersi olduğunu, Sun’un bunlardan ders çıkartarak gelecekteki hayatını kurmasını öğütlüyor ve hemen Yıldız’ı terk etmesini söylüyor.       
Genç kızların sevgi ve şefkat arayışları, kendi cinslerinden birine, anneye ya da yakın arkadaşa koşulsuz bağlanma istekleri, kaybetme korkusu, egemen kişinin kendisine edilgin bir biçimde bağlı olan diğer kişiyi etkisi altına alması ve zamanla özdeşleşip benzer ruh hallerine girmeleri ve en önemlisi, arızalı anneler, anne – kız ilişkilerinde kız açısından yaşanan sevgisizlik, ilgisizlik, terk edilmişlik hemen tüm Perihan Mağden romanlarında rastladığımız temalar. Yıldız Yaralanması’nda da tüm bu temalar tekrar ediliyor ve zaman zaman “ben bunu daha önce okumuştum” duygusuna kapılıyorsunuz. Yıldız’ın, Sun’un hatta Hikmet Hanım’ın hayatlarını hep bu temalar belirlemiş, yaralarıyla yaşamışlar, yaşayacaklar.
Yıldız Yaralanması’nı önceki Perihan Mağden romanlarından ayıran özelliği Sun’un zaman içinde gerek yaşadıklarından öğrendikleriyle, gerekse kulak arkası ettiği uyarıları hatırlayarak Yıldız tarafından nasıl konumlandırıldığının ayırdına varması. Sun, Yıldız’ın hayat öyküsünden ve onunla yaşadıklarından çıkarttığı dersle annesini de anneannesini de başka bir gözle, daha sevecen ve empati kuran bir anlayışla değerlendirmeyi başarıyor ve Yıldız’ı terk edip eski hayatına dönüyor.  
29.11.2012  

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?