Salı, Şubat 05, 2013

 

Bir Acı Hikaye



Bir Acı Hikaye, oğlunu yitirmiş bir babanın feryadı, olup biteni anlama, varsa suçluyu ortaya çıkarma ve hiç değilse yazı yoluyla teşhir etme, vicdanlarda yargılama isteğiyle yazılmış bir kitap. Halid Ziya Uşaklıgil, otuzlu yaşlarında genç bir diplomat olan sevgili oğlu Halil Vedat’ın intiharı ile sarsılıyor, yıkılıyor. Bu büyük acıyı yazarak paylaşmasa belki de yaşadıklarının üstesinden gelmesi mümkün olmayacak.
Halid Ziya daha önce üç çocuğunu küçük yaşlarda toprağa vermiş bir baba. Bir yönüyle evlat acısının ne olduğunu biliyor. Onların acıları da derin olmuş. O kayıplarda da acısını yazarak dindirmeye çalışmış. Sadun için “Kırık Oyuncak”ı, Güzin için “Kırık Hayatlar”ı yazmış. Ama bu kez durum daha farklı. Vedide, Sadun ve Güzin’i henüz bebekken kaybetmiş. Oysa oğlu Vedat’la birlikte birçok şey yaşamışlar. Birlikte değillerse sürekli haberleşiyor, haftada iki kez mektuplaşıyorlar. Onu idealindeki gibi yetiştirmiş. Kültürlü, birkaç dil bilen, iyi piyano çalan, iyi dans eden, çok okuyan, zevk sahibi, yakışıklı ve etkileyici bir genç. Başarıdan başarıya koşması, devlet katında önemli görevler alması bekleniyor. En özenilen mesleklerden birinde diplomaside görev alıyor. Yurtdışı görevlerine gidiyor.
Bir Acı Hikaye’de (Aralık 2012, Özgür yay.) Halid Ziya oğlunun öyküsünü doğumundan başlayarak anlatıyor. Ana eksen baba oğul arasındaki ilişkiler. Halid Ziya ünlü bir yazar olmasının yanında devlet katında da önemli görevlerde bulunmuş bir bürokrat. İttihat Terakki Cemiyeti üyesi. 1909’da Sultan Reşat’ın Mabeyin başkatibi olmuş. Ayan üyeliği yapmış. Temmuz 1912’de İttihatçı olduğu için görevinden uzaklaşmış. Tütün İnhisarı’nın idare meclisi başkanı olmuş. Vedat’la yakından ilgilenmesi bürokratik görevlerinin azaldığı bir döneme rastlıyor. Belki de daha önce hiçbir çocuğu ile böyle yakın olma fırsatı bulamamış. Önceki çocuklarını kaybetmiş olan anne ve baba Vedat’ın üzerine titriyorlar. Aşırı ilgi hem ruhen hem de bedenen hassas bir çocuk olmasına neden oluyor. “Vedat bir buçuk yaşında cılız, koca kafalı, ince boyunlu, daima üşüyen, ayaklarına galoş, sırtına kalın palto giydirilen, boynuna bir atkı sarılan, daimi takayyüd (sürekli gözetim) altında bulundurulacak bir çocuktu,” diye anlatıyor Halid Ziya. Bir erkek çocuklarının (Bülent) daha doğması Vedat’ın üzerine titremelerini engellemiyor. Kısa bir süre devam ettikten sonra üşüyüp hasta olacağı endişesi ile Vedat okuldan alınıyor ve kardeşi ile birlikte evde dersler almaya başlıyor. Fransızca, İngilizce, Almanca dersleri alıyor, piyano çalmayı öğreniyor. Halid Ziya’nın saraydaki görevinden alınması, Balkan Savaşı gibi gelişmeler bu düzeni bozuyor. Nişantaşı’ndan Yeşilköy’deki köşke taşınılıyor. Halid Ziya bir süre çocuklara kendi ders verdikten sonra, Vedat’ı ve Bülent’i yatılı olarak Galatasaray’a yazdırıyor.
1915 Temmuzunda Halid Ziya, İttihat Terakki hükümetince resmi ilişkiler kurmak üzere Almanya’ya gönderiliyor. Bu uzun bir seyahat demek. Halid Ziya karısını ve çocuklarını alıp Almanya’ya doğru yola çıkıyor. Balkanları geze geze geçip Almanya’ya ulaşıyorlar ve Almanya’yı da bir baştan bir başka konaklayarak geziyorlar. Anne ve çocuklar İstanbul’a dönüyor, Halid Ziya beş ay daha Almanya’da kalıyor. Vedat Galatasaray Sultanisi’nden mezun olurken Birinci Dünya Savaşı bitiyor. Almanya’nın yenilmiş olmasının ne gibi sonuçlar doğuracağına aldırmadan Halid Ziya, Vedat’ı ve üç yeğenini Almanya’ya öğrenim görmeye götürüyor. Yeğenler lise öğrenimini tamamlayacak, Vedat Berlin’de üniversitede okuyacaktır. Halid Ziya hemen hiç tarih vermediği gibi, birçok konuyu da üstü kapalı geçiyor. Çocukları yurtdışına götürmelerinin sebebini de açıklamıyor. Sanırım, onlar için Türkiye’yi güvenli bulmuyor. Ülkenin başına gelecekleri fark edip bir tedbir alıyor. Vedat yaşının küçüklüğüne rağmen üniversiteye kaydoluyor. Baba oğul Berlin’de yaşamaya başlıyorlar. Vedat bir pansiyonda, Halid Ziya bir otelde kalmaktadır. Almanya yenilmek üzere, müthiş bir yokluk yaşanıyor. Yeğenler İsviçre’ye gidiyor. Spartakistler ayaklandığında Halid Ziya ve Vedat Berlin’deler. Vedat İsviçre’de okumaya başlıyor. Baba, İstanbul’a dönüyor. Halid Ziya bir süre sonra oğlunun gizli bir aşk nedeniyle acı çektiğini fark ediyor. Nasıl bir ilişki olduğunu çözmeye çalışıyor, ama durumu anlayamıyor. Aşığından usanan Vedat, İsviçre’yi terk edip Paris’e gitmek istiyor. Baba bu isteği hemen kabul ediyor. Ama aşığı Vedat’ın peşini Paris’te de bırakmayacak Vedat bir daha dönmemek üzere, üniversite öğrenimini yarıda bırakıp İstanbul’a gelecektir. Halid Ziya, Vedat’ın aşığının kendinden yaşça büyük soyluluk taslayan bir kadın olduğunu tahmin ediyor ama bir türlü gerçekleri öğrenemiyor.
Vedat, Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlıyor. İki arkadaşı ile bir trio kurup konserler veriyor. Acı kaderini de bu müzik merakı ile Ankara’ya konser vermeye gitmesi belirliyor Halid Ziya’ya göre. Konser başarılı oluyor. Vedat, kuzeni Latife ile evlenen Atatürk’ün huzuruna Çankaya’ya çıkıyor. Atatürk önce piyano çaldırıyor, sonra da İngilizce, Fransızca, Almanca gazetelerden çeviri yaptırıyor Vedat’a. Pek beğendiği Vedat’a hariciyeci olmasını teklif ediyor. Belki de nezaketen söylenmiş bu cümle Vedat için bir hedef oluyor. Yine Atatürk’ün bir emri ile Vedat Ankara’ya geliyor, Çankaya Köşkü’nün bir misafir dairesine yerleşip Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlıyor. Latife Hanım’la Atatürk’ün boşanmalarının ardından Vedat’ın üçüncü katip olarak Londra’ya tayini çıkıyor. Osmanlı Bankası’nda çalışan kardeşi de Londra’ya geliyor. Askere çağrılınca Ankara’ya dönüyorlar. Bülent de hariciyeci olacaktır. Bülent diplomatlık mesleğinde ilerlerken Vedat’ın peşini talihsizlikler bırakmaz. Başarılı bir memur olmasına rağmen bakanlıktan birileri, Halid Ziya’ya göre bizzat bakan onunla uğraşmaktadır. Beklediği terfileri alamaz, bir türlü yurtdışı göreve verilmez. Bülent hemen tayin olurken Vedat bekletilir. Prag’a tayini çıktığında da dört ay sonra görevden alınıp Ankara’ya çağrılır. Yenik düşen Vedat Ankara’ya gitmez babasına sığınır. Yarım kalan üniversite öğrenimini hukuk okuyup tamamlar. Dışişlerindeki görevine dönmek ister. Bakan, Atatürk emir verirse yeniden işe alırız der. Halid Ziya Ankara’ya gider durumu izah eden bir dilekçe yazar. Atatürk gerekli emir verir. Vedat, Dışişlerinde eskisinden daha iyi bir pozisyonda göreve başlar. Bir süre sonra Brüksel’e tayin edilir. Orada umduğu göreve gelemeyip bir de ağır iş yükü altında kalınca arkadaşı büyükelçi Ali Türkgeldi’nin yanına Tiran’a tayinini ister. Feci son da Tiran’da yaşanacaktır. Vedat’la uğraşanlar kimse peşini bırakmamışlardır. İmzasız mektuplarla bunaltmış, son darbeyi de işten el çektirerek vurmuşlardır. Vedat, telgrafla Ankara’ya dönmesi emrinin geldiği gece intihar eder.
Bir Acı Hikaye’yi okurken Vedat’la intihara sürükleyecek denli uğraşanlar kimlerdi diye merak etmemek elde değil. Halid Ziya, ilk sorumlu olarak dönemin değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı işaret ediyor. Halid Ziya’nın çok sevdiği yeğeni Latife Hanım açıkça söylenmese de ikinci şüpheli. Latife Hanım, boşanması sırasında Halid Ziya’nın ve Vedat’ın kendisinden yana tavır almamasına, köşkten ayrılmasını söylemesine rağmen Vedat’ın kalmaya devam etmesine kızmış ve amcasına küsmüş. Aras’la Latife Hanım’ın da akraba oldukları söyleniyor. Vedat’ın ölümü sis perdesinin ardında kalıyor. Cenaze törenine devlet ilgi göstermiyor hatta son maaşına el konmak isteniyor. Yine Atatürk’ten bir emir gerekiyor.
Bir Acı Hikaye sisli, puslu bir kitap. Halid Ziya oğluyla yaşadıklarını, felakete giden yolda başına gelenleri anlatmış, feryad etmiş ama birçok gerçeği de kendine saklamış. Bir Acı Hikaye önce 1940’da Son Posta gazetesinde bir süre tefrika edilmiş, sonra 1942’de kitap olarak yayımlanmış. Tefrika da bir müdahale ile mi kesildi merak etmemek elde değil. Kitabın ikinci baskısı 1991’de yapılıyor.
Selim İleri Kırık Deniz Kabukları’nda (1993, 5. Baskı 2009 Everest yay.) ana eksene Vedat’ın öyküsünü yerleştiriyor. Anlatıcının piyano öğretmeni ile söyleşileri ile gelişen roman bir anlamda Bir Acı Hikaye’nin eleştirel okuması olarak da kabul edilebilir. Rahim Tarım’ın dikkati çektiği gibi Selim İleri “Bir Serveti Fünun yazarına yakışır titizlikle, satır aralarını, imaları, suskunlukları irdeler, kurcala”r ve “bir üstkurmaca ile postmodern bir eser oluştu”rur. Selim İleri çok önemli sorular sorduğu gibi birçok bilinmedik bilgi de veriyor. Bir Acı Hikaye’nin anlaşılmasında Kırık Deniz Kabukları’nın önemli bir işlevi var. 
24.01.2013    

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?