Pazartesi, Mart 04, 2013

 

Buruktur Gece



F. Scott Fitzgerald Buruktur Gece’de hayatını sevdiği kadına adayan bir adamın yükselişinin ve düşüşünün öyküsünü anlatıyor.
F. Scott Fitzgerald'ın, 1925’de Muhteşem Gatsby yayımlandıktan sonra yazmaya başladığı ve ancak 1934’te bitirip yayımlatabildiği dördüncü ve tamamlanmış son romanı olan Tender is the Night’ın yeni çevirisi usta çevirmen Püren Özgören’in imzasını taşıyor. Buruktur Gece iki dünya savaşı arasında, Fitzgerald’ın “Çaz Çağı” dediği Yitik Kuşak zamanlarında geçiyor. Fransız Rivierası’nda küçük bir koyda zenginlerin yeni yeni keşfettiği bir otel ve onun hemen yakınındaki villalarda yaşayanları tanıyoruz önce. Çoğunluğu Amerikalılar oluşturuyor. En ilgi çekenleri de Dick ve Nicole Diver çiftinin çevresinde toplanan 20’li yaşların sonunda, 30’lu yaşların başında Riviera’nın en genç ve en hareketli grubu. Henüz 18 yaşında ve yeni parlamış bir yıldız olan Rosemary Holt da annesiyle otele yerleşip, plaja iner inmez bu grubun çekimine kapılacaktır. Rosemary ilk gördüğü anda Dick Diver’a aşık olur ve Nicole Diver’ı da kendisine rol model seçer. Dick ve Nicole Diver çifti de hemen onu benimserler. Rosemary, bir süre ima edip bir tepki alamayınca aşık olduğunu Dick’e söyler. Dick, karısını sevdiğini söylese de yavaş yavaş Nicole’ün gençliğine benzettiği Rosemary’nin güzelliği dikkatini çeker. Dick kendisini ne kadar geri çekmeye çalışsa da Rosemary’nin yakınlaşma çabalarını karşılıksız bırakmaz.
Rosemary bu ışıltılı ve çekici çiftin çekimine kapıldıysa da yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissetmektedir. Mevsim sonunda Fransız Rivierası’nı terk edip Paris’e doğru yola çıkacakları gece parti sonunda yaşananlar kuşkularını daha da güçlendirir ama her şeyi anlaması için Paris’te başka bir gece daha yaşamaları gerekecektir.
F. Scott Fitzgerald Buruktur Gece’yi kendine has akıcı ama şiirsel üslubu ile ince ince dokuyor. 144 sayfalık ilk bölümün sonuna Dick Diver yakışıklılığı, çekiciliği ve zekası ile tüm kadınların ilgisini çekip ışıldayarak yükselirken Rosemary ile ilişkilerinin muhteşem bir aşka dönüşmesi beklentisi ile ulaşıyoruz. Ama Dick ve Rosemary Paris’in en lüks otellerinden birinde yaşanan o gerilimli ve olaylarla yüklü geceden ancak beş yıl sonra tekrar buluşabilecektir.
İkinci bölümde genç doktor Dick Diver’ın psikiyatrist olarak ünlenmesinin ve Zürih yakınlarında zengin hastaların kaldığı bir klinikte yatan Nicole Warren’la tanışmasının öyküsü ile başlıyor. Dick askerdeyken sekiz ay boyunca yazıştıktan sonra buluşuyorlar. Çok zengin bir Amerikalı ailenin çocuğu olan Nicole uzun zamandır şizofreni tedavisi görmektedir. Dick önce ilginç bir vaka olarak kıza yaklaşır. Onun hastalığının nedenini bulur ve etkin bir tedavi uygular. Evlilik de tedavinin bir parçasıdır. Dick, Nicole’ün hem doktoru hem de kocası olacaktır. Nicole’ün değişken ruh hali ile, zaman zaman nükseden hastalığı ile uğraşırken Dick bir yandan da mesleğinde başarı basamaklarını tırmanır. Çok satan psikiyatri kitapları yazar, kongrelere konuşmacı olarak davet edilir ve nihayet İsviçre’de bir kliniğin ortağı olur. Dick ve Nicole çok hareketli, soluk soluğa bir hayat yaşamaya başlarlar. Nicole’ün ailesinden gelen parayı ve Dick’in kazandıklarını eğlence ve lüks içinde harcarken Dick’in alkol problemi oluşur ki bu düşüşün ilk işaretidir. Dick işini ihmal etmeye, insanlara kırıcı davranmaya başlar, rezaletler çıkartır. Babasının cenazesine katılıp ABD’den dönerken de Roma’da hapse düşer ve her zaman kız kardeşiyle parası için evlendiğini düşünen baldızı tarafından kurtarılır.
Aile içinde roller değişmiştir. Artık Nicole sağlıklı, güzel ve alımlı bir kadın olarak görünürken Dick her zaman onun gözetiminde olan sevimsiz bir alkolik halini almıştır. Fitzgerald, Dick’in öyküsünü hikaye ederken sanki ayrıntılarda kayboluyormuş ve romanın ilk bölümde anlatılmaya başlanan ana hikayeden kopuyormuş gibi hissediyorsunuz. Ama üçüncü bölümün başında Dick’in kliniğin ortaklığından ayrılması ile birlikte tüm parçalar birleşmeye başlıyor ve her ayrıntının romanın gelişimi için bir işlevi olduğunu kavrıyorsunuz. Hikaye tekrar Fransız Rivierası’na bağlanmakla kalmıyor başta Rosemary olmak üzere ilk bölümde rastladığımız tüm önemli kahramanlar tekrar buluşuyor. Beş yılda başta otel ve koy olmak üzere her şey ve herkes değişmiştir. Dick, Rosemary ile bir türlü yaşayamadığı aşk için bir hamle yapmayı düşünür ve “karımı seviyorum” diye tereddüt ederken, Nicole kocası ile olan ilişkisine bir nokta koymasının geldiğini anlar ve beş yıl önce ilk işaretlerini gördüğü bir ilişkinin gelişmesi yolunda adımlar atmaya başlar.
Tüm kaynaklarda Buruktur Gece’nin otobiyografik bir eser olduğu belirtiliyor. Fitzgerald 1925’de romanı yazmaya başlamış ama esas olarak 1932’de karısı Zelda Balltimore’da bir klinikte şizofreni tedavisi görürken tamamlamış. Fitzgerald’ın çok genç bir Hollywood yıldızı ile bir aşk yaşadığı ve Zelda’nın da romandakine benzer bir ilişkisi olduğu belirtiliyor. Fitzgerald ve Zelda’nın Fransız Rivierası’nda yaşadığını ve Avrupa’da bulundukları yıllarda çok hareketli ve bohem bir hayatları olduğu biliniyor. Romanı kaleme aldığı yıllarda
Fitzgerald da Dick gibi alkol sorunları yaşıyor ve yazarlık hayatında düşüşte olduğunu düşünüyor.
1930’da ABD’den tekrar Avrupa’ya döndüklerinde Zelda ilk sinir krizini yaşamış ve İsviçre’de bir klinikte tedavi görmüş. Fitzgerald, 1931’de babasını kaybediyor ve babasının cenazesinden döndükten sonra Dick gibi o da çok fazla içki içmeye başlıyor.
Romanın iki ayrı versiyonu varmış. Geriye dönüşlerle gelişen ilk versiyonun 1934’de yayımlanan Fitzgerald imzalı versiyon olduğunu, kronolojik olarak gelişen ikincisini ise Fitzgerald’ın ölümünden sonra, yakın arkadaşı ve eleştirmeni Malcom Cowley’in 1951’de oluşturduğu yazılıyor. Cowley, Fitzgerald’ın geride bıraktığı romanla ilgili birçok belge, anı, not, taslak ve mektuptan yararlanmış. Cowley versiyonu eleştirmenlerce romanın zamansal yapısını bozduğu için eleştirilmiş. İngilizcede iki versiyonun baskıları da satışta. Türkçede en son çeviri olan Everest basımında ise hangi versiyonun kullanıldığı belirtilmemiş.
Roman adını John Keats’in "Ode to a Nightingale" şiirinden almış. Tespitim doğru ise Türkçeye ilk çevirisi 1962’de yapılan ve Şevkatli Gece, Müşfikti Gece, Geceler Güzeldir gibi isimlerle yayımlanan roman bu kez Buruktur Gece (Ocak 2013, çev. Püren Özgören, Everest yay.) adını taşıyor. “Tender”ın “nazik, kolay üzülür, zayıf, olgunlaşmamış, müşfik, merhametli, şefkatli, dokunaklı, ince, hassas, narin, sevgi dolu” gibi birçok sözlük anlamı var. Google Translate romanın adını “İhale Gece” diye çeviriyor, çünkü “tender”ın “teklif, ihale” diye bir anlamı daha var. Gece Bir Teklif’tir ya da Gecenin Teklifi diye çeviren olmamış. Tender is The Night’ı türkçede Buruktur Gece diye adlandırmak kolay akla gelmez ama bence konusuna baktığınızda gayet uygun bir isim. Romanın düğüm noktasını oluşturan gece hiç de müşfik ya da şefkatli değil, aksine oldukça buruk çünkü onun ardından ayrılıklar geliyor.          
Muhteşem Gatsby F. Scott Fitzgerald’ın başyapıtı olarak kabul edilir. Buruktur Gece’nin Gatsby’nin gölgesinde kaldığı anlaşılıyor. Belki kıyaslamak pek doğru değil ama Buruktur Gece hem işlediği konu hem de anlatımı ve kurgusu açısından Gatsby’den çok daha kuvvetli ve etkileyici bir roman. Arka planda anlatılan iki savaş arasındaki ruh hali, Caz Çağı’nda yaşanan bohemlik, Amerikalıların Avrupa’yı her şeyiyle tüketme çabaları, su gibi harcanan paralar, lüks, birer ticarethane olarak yönetilen psikiyatri klinikleri, çocuklarını bu kliniklere kapatıp gizleyen babalar Dick ve Nicole’ün büyük aşklarını ve birlikte yaşadıkları gerilimli hayatı daha da anlamlı hale getiriyor. İyi bir romanı keyifle okumak isteyenler ve Muhteşem Gatsby’i sevenler Buruktur Gece’ye hayran olacaktır.   
21.02.2013       

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?