Çarşamba, Nisan 10, 2013

 

Rus Edebiyatı Dersleri




Rus Edebiyatı Dersleri’nde Nabokov, Rus Edebiyatının en önemli yazarlarının eserlerini satır satır okuyarak sıkı bir eleştiriden geçiriyor.
Vladimir Vladimirovich Nabokov, 1899'da St. Petersburg'da doğmuş. Beş çocuklu varlıklı bir ailenin en büyük oğlu. Baba Nabokov hukukçu, devlet adamı ve gazeteci olarak tanınıyor. Nabokov, Rusça, Fransızca ve İngilizce konuşulan kültürün yoğun olarak yaşandığı bir ortamda büyüyor. Konuş Hafıza’da (2011, İletişim yay.) çocukluk yıllarını edebi tadla anlatırken Ruşça konuşmaya başlamadan önce İngilizce konuşup yazabiliyordum, diyordu.
Baba Vladimir Dmitrievich Nabokov 1917 Şubat Devrimi ile göreve gelen hükümetin sekreteri olarak görev alıyor ve Ekim Devrimi ile Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra'ya, sonra Berlin'e gidiyor. Nabokov, öğrenimini Cambridge, Trinity College'da tamamlıyor. 1923 ile 1940 arasında anadilinde eserler veriyor ve Rus göçmen yazarlarından biri olarak tanınıyor. 1940’da karısı ve oğluyla ABD'ye göç ediyor. Rusya’daki tüm mal varlıklarına el konulduğu için Nabokov’un hiçbir geliri yok, çalışmak zorunda. Stanford Üniversitesi yaz okulunda çalışıyor. 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'da Rusça bölümünün kadrolu tek elemanı olarak önce dil dersleri, sonra da Rus Edebiyatı çevirilerinin incelendiği dersler veriyor. 1948’de Slav Edebiyatı Doçenti olarak Cornell Üniversitesi’nde Avrupa Edebiyatının Ustaları ve Rus Edebiyatı Çevirileri dersleri veriyor.  1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus Edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşiyor.
Nabokov, 1940’da ABD’de akademik kariyerine başlarken Rus Edebiyatı hakkında yaklaşık 2000 sayfa tutan ders metni hazırlamış. “Bu metinler (...) yirmi akademik yıl boyunca mutlu olmamı sağladı” demiş. Rus Edebiyatı Dersleri (Şubat 2013, çev. Yiğit Yavuz, Fatih Özgüven, Ayşe Nihal Akbulut, İletişim yay.) Nabokov’un Rus yazarlarıyla ilgili derslerinin tüm müsvettelerinden oluşuyor. Nabokov, Çehov, Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev, Gogol ve Gorki hakkında dersler vermiş. Dersler metin okuması, yorumlaması ve İngilizceye çevirilerin eleştirisi gibi görünse de Nabokov çok sert eleştiriler yapmaktan ve ağır yargılarda bulunmaktan çekinmiyor. Rus Edebiyatı Dersleri’ni merakla okutturan da Nabokov’un bu yorumları kuşkusuz. Nabokov’un değerlendirmeleri bu büyük yazarlarla hesaplaşması olarak da okunabilir. Nabokov’un en beğendiği yazarlar Gogol, Tolstoy ve Çehov’dur ama onlarda bile eleştirilecek yerler bulur. Dostoyevski’nin duygusallığından hiç hoşlanmadığını, Gorki’yi ise hiç önemsemediğini görüyoruz. Rus Edebiyatı’nın bitiş noktası olarak görüyor Gorki’yi. Gorki’den sonra gelen Sovyet edebiyatı hakkında ise konuşmaya bile gerek görmüyor.
Kitabın ilk yazısı “Rus Yazarları, Sansürcüler ve Okurlar”da bu derslerdeki yaklaşımını ve tezlerinin, yargılarının nereden kaynaklandığını açık yürekle anlatıyor. “ “Rus Edebiyatı” yakın zamanlı bir hadisedir” diyor. Rus olmayanlar için 19 yüzyılın ortası ile 20. yüzyılın ilk on yılı arasında ve beş-altı yazarla sınırlı ise Rus okur için de bunlara ek olarak çevrilmesi mümkün olmayan birkaç şairi içerecek şekilde biraz daha geniştir ve Sovyet iktidarı ile noktalanır. “Rus düzyazı ve şiirlerinde üretilmiş eserler arasında en iyi kabul edilenler, yaklaşık olarak 23 bin kitap sayfası tutmaktadır.” Nabokov yüzyıllara yayılmış İngiliz ya da Fransız edebiyatları ile karşılaştırınca bunun çok kısa bir süre ve çok az eser anlamına geldiğini belirtiyor. Rus Edebiyatı’nın gelişmemesinin sebebi olarak da sürekli deneitim, sansür ve yasaklamaları gösteriyor. Altın çağın yaşandığı 19. yüzyıl Rusyası’nda da kitapların, yazarların yasaklanmaya devam ettiğini, yazarların sürgün edilip, eserlerinin sansürden geçtiğini ama “tuhaf” bir özgürlük ortamının da olduğunu belirtiyor. Çünkü 1860’ların büyük reformları ile sansür bir süre gevşemiş ve “Devrim sonrası Sovyet iktidarında şaşkınlık verici ve karşı konulmaz bir şekilde geri gel”miştir. Sansürün gevşemesine rağmen otosansür sürmüş. Nabokov “Rus romanı genel olarak, günümüze kadar gelmiş romanların en iffetlisidir. (...) Mesela Lady Chatterley’in Sevgilisi gibi bir Rus romanı tasavvur edilemez” diyor.
Nabokov bakış açısını açıklarken “Rus romanında Rusya’yı aramayalım; bireysel dehayı arayalım. Başyapıta bakalım, çerçevesine değil; çerçeveye bakan diğer insanların yüzlerine de değil” diyor ve “her şeyde doğrudan esasa, metne, kaynağa, öze gitmek daha akıllıcadır – ancak o zaman, filozofu ya da tarihçiyi ayartacak veyahut günümüzün ruhunu memnun edecek kuramlar gelişebilir” diye tamamlıyor.
Rus Edebiyatı Dersleri’nde Nabokov’un ilk değerlendirdiği yazar Gogol. Gogol’ün zekasını, hınzır ve mizahi yaklaşımını anlatıyor. Kişi ve yer adları ile bile ne zekice göndermeler yapılabileceğini, Gogol’ün nasıl dille oynadığını, ses benzerliği ya da söyleyişten nasıl yeni sözcükler türettiğini, yaptığı betimlemelerin nasıl kendine has olduğunu ve karmaşık gramerini örnekliyor. Bu örneklerden Gogol’ün başka dillere çevrildiğinde çok büyük oranda değer kaybettiğini anlıyoruz. Nabokov’a göre İngilizceye yapılan çevirilerde Gogol’ün eserleri “mahvedilmiştir”. Nabokov bu yanlış çevirileri de örnekler. Daha sonra da Gogol’ün Ölü Canlar’ın ikinci bölümünü neden yazamadığını sorgular. Nabokov’a göre “Puşkin’in nesri üç boyutludur; Gogol’ünki ise en azından dört boyutludur. Çağdaşı olan, Öklid’i yerle bir edip, Einstein’ın sonradan geliştireceği kuramların çoğunu bir asır erken keşfeden matematikçi Lobaçevski’yle kıyaslanabilir. Gogol’ün Palto’da sergilediği sanat, paralel doğruların kesişmekle de kalmayıp, solucan gibi kıvrılabileceklerine, karmakarışık hale gelebileceklerine işaret eder; (…) kendi kendimizle vardığımız fizik ötesi uzlaşımların da var olmadığı Gogol’ün dünyasında, bütün bunlar gayet tabii şekilde olup biter.”
Turgenyev’i çağdaşı Flaubert’le karşılaştırıp “Hoş bir yazar olmakla birlikte büyük bir yazar değildir Turgenyev, Asla Madame Bovary ile kıyaslanacak bir şey yazmamıştır (...) Turgenyev’in gündemdeki toplumsal problemlerle meşgul olma konusundaki hevesi de, konularını ele alışındaki banallik de Flaubert’in haşin sanatıyla benzerlik taşımaz” der.
Nabokov’a göre “Turgenyev’in en kötü taraflarının Gorki’nin eserlerinde yerini bulduğu, Turgenyev’in en iyi taraflarının da (Rusya manzarası anlamında) Çehov tarafından çok güzel şekilde geliştirildiği görülebilir.”
Nabokov’un Dostoyevski ile ilişkisi dikkate değer. Daha sonra Lolita’yı yazarken Dostoyevski’den etkilenmekle eleştirilecek olan Nabokov “Dostoyevski’yi madara etmek için sabırsızlanıyorum” diyecek kadar hınçla dolu. “Uzun ömürlü sanat ve bireysel deha açısından” değerlendirdiğini belirtip “Bu bakış açısıyla Dostoyevski büyük bir yazar değil hayli vasat bir yazardır – mükemmel mizah parıltıları vardır, ama ne yazık ki bu parıltıların arasında yavanlıklarla dolu çorak araziler uzanır” der.
Nabokov’a göre “Puşkin ve Lermentov’u bir yana bırakırsak” Tolstoy “Rus düzyazısının en büyük sanatçısıdır.” Anna Karenin’i büyük bir dikkatle, uzun uzun çözümler ve Tolstoy’un zamanı kullanmaktaki büyük ustalığına dikkati çeker ama eksik bulduğu yanları da kıyasıya eleştirir. Sonuç olarak Nabokov’a göre Anna Karenin, kendisinden 20 yıl önce yazılmış Madame Bovary’den daha iyi bir eser değildir.
Çehov’un öyküye birçok yenilik getirdiğine dikkati çeker Nabokov. “Hiçbir zaman toplumsal ya da ahlaki mesajlar verme derdi olmasa da, Çehov’un dehası neredeyse istemsizce aç, ne yapacağını bilmeyen, aşağılanmış, kızgın köylülerin Rusya’sındaki en karanlık gerçekleri, başka birçok yazardan, mesela kendi toplumsal fikirlerini boyalı kuklaların resmi geçidi içinde kibirle sergileyen Gorki’den daha fazla ifşa eder. Daha da ileri gidip, Dostoyevski ya da Gorki’yi Çehov’a tercih edenlerin asla Rus edebiyatının ve Rus hayatının temellerini, daha önemlisi evrensel edebiyat sanatının temellerini kavrayamayacağını söyleyeceğim.”
Rus Edebiyatı Dersleri’nde değerlendirilen yazarların sonuncusu Gorki. Yukarıdaki alıntılarda da görülebileceği gibi Nabokov, Gorki için hiç iyi şeyler düşünmüyor. Ona göre “Gorki, yaratıcı bir sanatçı olarak pek önemli değildir. Fakat Rusya’nın toplumsal yapısı içindeki renkli bir fenomen olarak dikkate değer.” 
04.04.2013

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?