Perşembe, Haziran 06, 2013

 

Muhafaza-kâr'ın anlamadığı



Beyoğlu'nu, Taksim Meydanı'nı değiştirme projesinin başlama vuruşu lokanta ve cafe'lerin sokağa masa koyması yasaklanarak yapıldı. Bu kararın arkasında öncelikle iktidarın yaşam biçimini değiştirme tutkusu vardı kuşkusuz. Ama bir taşla iki hatta üç kuş vurmaya ve her işten rant sağlamaya alışkın oldukları için aslında kâr'ın da peşindeydiler. "Beyoğlu’nda 2,5 liraya bira içirmeyeceğiz" sözünün altındaki niyet de bu.
Bir kaç yıldır başta İstiklal caddesi olmak üzere Beyoğlu'nda binalar hızla el değiştiriyor. Satış fiyatı olarak milyonlardan söz ediliyor. Alıcıların büyük çoğunluğu da yabancı yatırım şirketleri. Alıcıların aslında ülkemizden olduğunu, araya yatırım şirketleri sokarak kendilerini gizlemeye çalıştıkları söyleniyor.
Tünel'den Taksim meydanına doğru yürüdüğümüzde 2,5 lira bir yana 10 liraya bile bira içilecek pek yer kalmamasının yanında sanatla ilgili tüm mekanların da yok olduğunu fark edeceksiniz. Yıkılan sadece Emek sineması değil! Muammer Karaca Tiyatrosu, Alkazar, İpek, Rüya, Yeni Melek gibi tiyatrolar, sinemalar, konser mekanları, kitapevleri, sanat galerileri kapandı. Liste oldukça uzun. Özel sektör ve vakıfları olmasa Beyoğlu'nda tek bir sanat kurumu kalmayacak.
Sadece yaşam biçimi değiştirilmiyor, kültür ve sanat Beyoğlu'ndan çıkartılıyor. Yerine konmak istenenin ne olduğunu ise Gezi Parkı direnişine verilen tepkiden anlıyoruz. Proje hayata geçmezse büyük maddi kayıplara uğrayacak. Onun paniğini yaşıyor.
Milyonlarca dolar verip binaları alanlara sözler verilmiş. Beyoğlu, başta İstiklal caddesi olmak üzere "değer" kazanacak. Bunun için de Tarlabaşı örneğinde olduğu gibi tarih yok edilerek heryer dönüştürülecek. Heryer alış veriş merkezi, her bina otel yani rant alanı olacak. Hangi yeşil alana, sanat mekanına baksalar AVM’ler görüyorlar.
Rant için Taksim Meydanı'nın yayalaştırılması çok önemli. Zengin turist sürekli eylem yapılan bir meydan değil otelinden çıkıp yürüyerek gidebileceği alış veriş merkezleri istiyormuş. Topçu Kışlası'nı bir alış veriş merkezi olarak inşa edip Taksim'i eylemlere kapatmaktaki ısrarın altında yatan niyet bu! Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmak istenmesinin altında da bu niyet var.
Kendini muhafazakâr olarak tanımlayanın bizim sandığımız ve tabii kendisinin söylediği gibi ‘geçmişi ihya etmeyi amaçlayan’ bir anlayışı, tarihini, kültürünü, sanatını muhafaza etme gibi bir derdi yok. Gerçekten muhafazakâr olsaydılar Ağa Camii'ni kökünden tahrip etme pahasına Demirören AVM'ye izin vermezlerdi. "Muhafaza-kâr" kültürü, sanatı değil kâr'ını muhafaza etmek ve olabildiğince artırmak istiyor. 1 Mayıs'ta kimseyi Taksim'e çıkartmama inadının dibinde bu anlayış vardı. Taksim, Beyoğlu rant alanı olacak!
İstanbul'un Fetih kutlamalarının yapıldığı günlerde "ormanımdan bir ağaç kesenin başını keserim" diyen Fatih Sultan Mehmet'in mirasçısı olduğunu iddia edenlerin Fatih’i mezarında ters döndürecek bir anlayışla bir sit alanı olan Gezi Parkı'ndaki ağaçları katletmeye girişmesinin tek açıklaması kâr'ı muhafaza etme hırsının muhafazakârlığı tamamen unutturduğudur.
Gözünü kâr bürümüş muhafaza-kâr'ların anlamadığı bir şey var: Halk, Gezi Parkı direnişiyle, o güzel ağaçları savunurken, kültürünü, sanatını, en önemlisi yaşam biçimini muhafaza etmek istediğini haykırıyor.
Anlarlar mı? Sanmıyorum. 
05.06.2013

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?