Pazartesi, Temmuz 08, 2013

 

Dolambaç



Romanları “anlatımının sadeliğiyle içeriğinin yoğunluğu”yla dikkati çeken bir yazar Gerbrand Bakker. Dolambaç’ta adının Emilie olduğunu söyleyen Hollandalı bir kadının Galler'in kuzeyinde eski bir çiftlik evinde yaşadıklarının öyküsünü aynı üslupla anlatıyor.  
Aylardan kasım. Hava rüzgârsız ve nemli. Emilie, yavaş yavaş çevreyi tanıyor. Haritada işaretlenmiş ama şimdi ot bürümüş bir patikayı ortaya çıkartmaya çalışıyor. O Galler’in, bulunduğu yörenin coğrafyasını tanımaya çalışırken biz de onu tanımaya, neden burada olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Emilie, Amsterdam’ı, kocasını, anne-babasını, işin terk etmiştir. Bu terk etmenin bir kaçış olduğunu anlıyoruz sayfalar ilerledikçe. Nereye gittiğini kimseye bildirmemiştir. Cep telefonu kapalıdır. Hollanda’yı terk etmeden önce banka ve kredi kartı hesaplarından kendisini birkaç ay geçindirecek para çekmiş ve iz bırakmadan kaybolmuştur.
Emilie, bulunduğu yöreyi tanıyıp, kır hayatına alışmaya çalışırken yavaş yavaş geride bıraktığı hayatına dair küçük parçalar da ortaya çıkmaya başlar. Yanında Emily Dickinson’ın Collected Poems’ini (Toplu Şiirler) getirmiştir. Dickinson hakkında çok ayrıntılı bir biyografi hatta şairin bir de çerçeveli resmi vardır. Büyük yatak odasını çalışma odası haline getirmiştir. Ama hiç çalışmaz. İlerleyen sayfalarda Emily Dickinson’ın şiirleri hakkında bir doktora çalışması yaptığını ama üniversitedeki görevinden tatsız bir olay sonucunda ayrılmak zorunda kaldığı için bu çalışmanın da yarım kaldığını anlarız. Anlarız diyorum, çünkü Gerbrand Bakker doğa betimlemeleri yapıyor, Emilie’nin çiflik hayatına alışıp çevreyi düzenleme, patikayı ortaya çıkarma çalışmalarına başlamasını uzun uzun anlatıyor ama kahramanının kişiliğini oluşturacak bilgileri anlatmak yanlısı değil. Bilgileri satır aralarında yakalamaya çalışıyorsunuz.
Emilie doktora çalışmasını sürdüremiyor ama Emily Dickinson’ın şiirleri yalnız günlerinde ve gecelerinde ona arkadaş, hatta kılavuz oluyor. Doğayı o dizelerle anlamaya çalışıyor. Şiirde anlatılanla gerçekte yaşananları karşılaştırıyor, kendi kendine tartışıyor.
Dolambaç (Haziran 2013, çev. Türkay Yalnız, Metis Yay.) iki kanaldan gelişiyor. Bir yandan Emilie’nin Galler’deki çiftlik evinde yaşadıklarını okurken diğer yandan geride bıraktığı kocasının ve anne-babasının onun ardından neler yaşadıklarını okuyoruz. Emilie’nin arkasından üzüldüklerini, merak ettiklerini söylemek mümkün değil. Annesi ve babası pek tepki vermiyorlar. Kocası yalnız yaşamaktan memnun ama yine de, usulen de olsa karısını araması, nerede olduğunu bilmesi gerektiğini düşünüyor. Tanıştığı bir polisin yardımıyla geç de olsa Emilie’yi aramaya başlıyor. Bir dedektiflik şirketi Emilie’nin adresini kolayca buluyor.        
Emilie’nin roman boyunca adı verilmeyen kocası ve polis arkadaşı Galler’e doğru yola çıkıyor. Niyetleri Emilie’yi bulunduğu yerden alıp getirmek. Bu arada kocasının düşündüklerinden, hatırladıklarından yine satır aralarını deşerek Emilie’nin iki kaçma sebebi olabileceğini öğreniyoruz; hastalık ve bir öğrenciyle yaşanmış (ya da yarım kalmış) yasak bir aşk.
Emilie, çiftlik evinde geçirdiği yalnız gecelerde vücudunu yoklayan ağrıları anlatırken bir hastalığın varlığını da ima ediyor. Önce hafif ağrı kesiciler alıyor onlar yetmeyince de daha kuvvetlilerini...
Bu arada Emilie’nin hayatına insanlar girmeye başlıyor. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için gittiği dükkanların sahipleri ile tanışıyor. Tuttuğu evin arazisinde koyunları otlayan çiftçi çıkageliyor ve nihayet bir geceliğine diye konuk ettiği delikanlı evin sürekli konuğu oluyor.
Emilie, Dickinson’ın şiirindeki gibi ölmeye yattığında birçok konu kafamızda aydınlanmıştır.
Dolambaç, Gerbrand Bakker’in ikinci romanı. İlk romanı Yukarıda Ses Yok’la Uluslararası Dublin IMPAC ödülünü almıştı. Dolambaç’la da 2013 Independent Yabancı Roman Ödülü’nü kazandı. Dolambaç anlatımıyla, konusunun işleyiş biçimiyle değişik, iyi bir roman.  
04.07.2013

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?