Pazartesi, Ağustos 05, 2013

 

Olduğu Kadar Güzeldik



Mahir Ünsal Eriş’in ikinci öykü kitabı Yıldız Tilbe’nin bir dizesinden almış adını. Olduğu Kadar Güzeldik’de (2013, İletişim yay.) Bandırma’dan öyküler anlatıyor Eriş. Geçen yıl yayımlanan ilk öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde’de (İletişim yay.) Bandırma’nın hemen yanındaki sahil kasabası Erdek’ten, 80’li yıllarda yaşanan ilk gençlik, delikanlılık dönemi öyküleri anlatmıştı. Bu “sert gerçekçi” öyküler iyi bir yazarla tanıştığımızı bildiriyordu. 
Yayıncılık için kısa sayılabilecek bir yıllık sürede çıkmış da olsa ikinci kitapta Mahir Ünsal Eriş’in yazarlığında olumlu gelişmeler görüyoruz. Dilinde, anlatımında, konularında aslında pek bir fark yok ama Olduğu Kadar Güzeldik’deki öyküler daha durmuş, oturmuş geliyor. Belki de yazara, söylemine alışmanın etkisi bu. Öyküler daha uzun, daha rahat ve tadı çıkartılarak anlatılıyor. Öyküler kendi içlerinde küçük öyküler yaratıyor, novella tadına doğru uzanıyor. Belki de romana hazırlık çalışmaları diye de değerlendirilebilir. Mahir Ünsal Eriş’in roman yazmakta olduğunu Vatan Kitap’ta daha yeni okudum.
Olduğu Kadar Güzeldik’deki öyküler Bandırma’dan başlayıp Ankara’ya uzanıyor ve tekrar memlekete, Bandırma’ya dönüyor. Arada Susurluk ve Biga da var. Toplama baktığınızda dar gelirli ailelerin yaşadığı gündelik gibi görünen aslında oldukça ilgi çekici ve iç yakıcı olaylar anlatılıyor. Kitabı bitirdiğinizde öykülerin birbirine görünmez bağlarla bağlandığını anlıyorsunuz. Kapakta ilk kitaptan hatırladığımız küçük delikanlı somurtsa da aslında anlatılan gençlik ve olgunluk çağı öyküleri. Aile içi ilişkiler ağırlıklı yer alıyor.
Bir öyküde okuduğunuz dede ve damat arasında yaşananların torun bakış açısıyla anlatımı dağılıp çekirdek aileye dönüşecek birçok ailenin son demlerinin güzel bir örneği. Aşk acısıyla kıvranıp kendini kaybedenler, çaresizlikten korsan kitap satarak geçinirken daha çok gelir için hırsızlığa başlayanlar, eski günlerin özlemiyle devrim hayali kurarken kafayı yiyenler, Anneannelerin korumasında hayatını aylaklıkla geçiren dayıların kaçırılma öyküleri, kısa futbolculuk yaşamından hayal kırıklığı ile dönen ve hayata küsüp eve kapanan baba ile oğulun yaşadıkları... Küçük, sıradan gibi görünen yaşamların gizlediği trajedilerin öyküleri.
Mahir Ünsal Eriş, sanki öykücülüğümüz modernizm, postmodernizm gibi aşamaları yaşamamış gibi geriye doğru bir sıçrama yaparak Orhan Kemal’in sıcak, dostane gerçekçiliğine bağlanıyor. Gerçekçi, doğrusal bir anlatımı var. İyi bir gözlemci. Ayrıntılar, imgeler, nostaljiyi çağrıştıracak şeyler öyküsünü kuvvetlendiriyor kendine has bir tad katıyor. Örneğin Bandırma salçalı tostu ile Biga tostu arasında nasıl bir fark vardı, o eski gazozların tadı nasıldı diye düşünmeye başlıyorsunuz. O tadları bulamayacağınızı, karşılaştıramayacağınızı da bilemiyorsunuz. Bir yandan seksenli, doksanlı yıllar çok yakın, nostaljisi olamaz diyorsunuz, diğer yandan Mahir Ünsal Eriş’in öykülerinde hatırlattığı ve artık bulamayacağınız o kadar çok şeyin olduğunu düşünüp şaşırıyorsunuz. 
Okuru tatmin etmek zordur. İlk öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde’de Mahir Ünsal Eriş’in tam tadını çıkartmaya başlarken öyküleri kestiği, yarıda bıraktığı hissi oluşmuştu, Olduğu Kadar Güzeldik’deki öyküler ise gereğinden uzun gibi geliyor. Rahatlıkla her öyküden birkaç yeni öykü çıkabilirmiş gibi. Daha önce de söylediğim gibi neredeyse novella olacak uzunluktalar. Kuşkusuz bu bir kusur arama çabası.
Mahir Ünsal Eriş öykülerini bir söyleşi havasında, tadını çıkartarak anlatıyor. Gerçekçiliğini ironi ile mizahla tatlandırıp hüznün ağır basmasını, acılaşmasını, trajikleşmesini önlüyor.
Olduğu Kadar Güzeldik iyi bir öykü kitabı. 
01.08.2013

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?