Perşembe, Eylül 05, 2013

 

İmroz Yazısı: Efi’nin Badem Kurabiyesi



Deniz Kavukçuoğlu’nun adanın iç yakan yakın tarihini anlattığı “Hüzün Adasında Bir Köy”ü (Can yay.) okuduktan sonra Gökçeada’yı daha çok merak etmeye başlamıştık. İki günlüğüne Gökçeada’ya, İmroz’a yolumuzu düşürdük.
İmroz’un Poyraz’ı ve Lodosu meşhur. Sürekli rüzgâr esiyor. İstanbul’un aşırı nemli sıcağından sonra büyük bir ferahlık. Verimli toprakları olan suyu bol bir ada. Dört baraj gölü ve bir tuz gölü var. Çam ormanları, makilik ve zeytinliklerle güzel bir Kuzey Ege adası. Zeytincilik, arıcılık, bağcılık ve balıkçılık yapılıyor. Küçük baş hayvancılıkta da ünlü. Koyun ve keçi yetişiyor. Bu tarımsal zenginlik eşsiz lezzetlerin de kaynağı.   
Bademli Köyü’nden (Gliki) Efterpi “Efi” Sguromali’nin kendine has bir yöntemle yaptığı ünlü bademli kurabiyelerini adanın merkezinde bulunan Meydani Pastanesi “Efi Badem” adıyla marka haline getirmiş. Keçi Peyniri, bal ve karadut reçelinin de markalaşması gerektiği söyleniyor.
Zeytinli Köy de (Ayatodori) dibek kahveleri ile meşhur. Mehmet Yaşın ya da Vedat Milor gibi lezzet avcısı olmasak da adanın kendine has lezzetlerinin izini sürüyoruz. Zeytinli Köy’ün küçük meydanında Madamın Kahvesi, Orhan Amca (Karatay) ve Panayot da dibek kahvesi yapıyor. Kahvenin yanında sakızlı dondurmayı öneriyorlar. Barba Hristo da sakızlı muhallebi ile ünlü. Deniz ürünleri yapan iyi lokantalar da var. Hemen her köyün kendine has lezzetleri var. Ama bizi en çok etkileyen Gökçeada girişindeki küçük bir bahçede Ecem Mantı - Gülsen Hanım’ın yaptığı yemekler oldu. Gökçeada 2006’da “Slowfood” (Yavaş Yemek) şehri olmuş. Bu ünvanı hak ediyor ama “slowfood” pahalı yemek demek değil. Restoranların gereksiz pahalılığından, şişirilmiş faturalardan çok yakınılıyor.    
Zeytinli Köy’e kahve içmeye geldiğimizde park edecek yer yoktu. "Gökçeada'yı Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği" binasında Ioakim Boutaras’ın “İmroz Eğitim Tarihi” kitabının tanıtım toplantısı varmış. Törene İmrozlu Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos ve Yunan konsolosluk yetkilileri de katılıyor. Dernek Başkanı ve Rebetiko müziğin önemli adlarından Stelyo Berber 1964’de kapatılan Rum İlkokulu’nun 3-4 öğrenci ile bile olsa bu dönem öğretime başlayacağını müjdeliyor. 
Adadaki tüm oteller ve pansiyonlar dolu. 15 Ağustos Meryem Ana Yortusu için Yunanistan, Kanada, ABD ve Yeni Zelanda’dan gelen İmrozlular tatillerine devam ediyormuş. 90’lı yıllarda yaşanan olumlu hava İmrozluların vatanlarına dönmesini yazlarını burada geçirmelerini sağlamış. Sit alanı olan Bademli Köy ve Zeytinli Köy’de yıkık evler eski hallerine uygun olarak yenileniyor.
Bademli Köy’ün girişindeki oteli Deniz Kavukçuoğlu’nun yazılarından hatırlıyoruz. Sit alanına inşa edilen 5 katlı bu yapı mühürlenmesine rağmen inşaat durmamış ve kullanıma açılmış. Benzer bir durum Kaleköy sahilinde... Çarpık kentleşme ile mücadele etmesi gereken belediye denizin hemen kenarına, kumun içine bir otel inşa etmiş. Kaleköy’de denize girilemediğinden, kanalizasyon sorunundan da söz ediliyor.
Gökçeada’ya gelmesi de dönmesi de zor. Gestaş’ın yeni feribotları bir saatte Gökçeada’ya ulaştırıyor ama feribot kuyruğunda 7 saat bekleyince hiçbir şeyin tadı kalmıyor. Gestaş, İdo’yu örnek alarak bir bilet satış sistemi geliştirmeli, saatlerce limanda beklemeden feribota binilebilmeli. İmroz görülmesi, yaşanması gereken bir yer, gitmesi ızdırap olmamalı.        

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?