Pazartesi, Mart 03, 2014

 

Ağıtın Sonu



Menekşe Toprak “Ağıtın Sonu”nda aşkı ararken kendiyle yüzleşmek durumunda kalan bir kadının geçmişi ile girdiği hesaplaşmayı anlatıyor.
“Ağıtın Sonu”nun (2014, İletişim yay.) ana temasını bir yere, bir kişiye, bir şeye  “ait olma duygusu” olarak tanımlayabiliriz herhalde. Romanın ana kahramanı Fatma gençlik yıllarını tek başına ayakta kalma, varolma mücadelesi ile geçirdikten sonra tekrar kendisini başlangıç noktasında bulmuştur. Anasız babasız bir çocuk olarak akrabaların yanında büyümüş. Zorluklardan yılmadan, yaşamın ve çevrenin dayattıklarına boyun eğmeden başarılı bir öğrenci olmuş, yurtdışında eğitim yapma şansını yakalamış. 10 yıl Hollanda - Almanya sınırındaki küçük bir kentte uluslararası bir telekomünikasyon (cep telefonu) şirketinde çalışmış. Sonra uyumlu bir birliktelik kurduğunu sandığı sevgilisi ile kopmuş, teknolojideki gelişmelere ayak uyduramayan şirketin küçülmesi sonucunda güvenli sandığı işini kaybetmiş. İstanbul’a geleceğe dair hiçbir güvencesi ve tasarısı olmadan gelmiş.
Kimsesizliğini komşularla gideren yaşlı teyzelerin, her kapı gıcırtısını merakla izleyen komşuların oturduğu bir apartmanda mobilyalı bir daire tutmuş ne yapacağını bilmez bir halde karşılaşıyoruz Fatma ile. Tanımadığı, daha önce yaşamadığı bir kentte yalnız ve umarsızdır.
Kaybedenler kulübünün daimi üyesi olmaktan yeni bir aşkla mı yoksa yeni bir işle mi kurtulacak? Bu soruya cevap ararken yıllardır aramadığı arkadaşları ile bağlantı kurup İstanbul’da kendisini nelerin beklediğini, eğer evlenip bir yuva kursaydı yaşamının nasıl bir hal alacağını da gözlemleme şansını buluyor.
Başıboş gezdiği bir günde lodos fırtınası ile adada mahsur kaldığında genç ve çekici bir adamla, Kerem’le karşılaşınca aradığı aşkı bulduğunu düşünüyor. Kerem farkında olmasa da genç adama karşılıksız bir tutku ile bağlanıyor. İzini sürüp onunla tekrar karşılaşmanın yollarını arıyor. Tıpkı gençlik yıllarında aşık olup peşine düştüğü Barış gibi. Barış’la tekrar karşılaşması ve adamın onu bir gecelik ilişkiden öte düşünmediğini anlaması bile Kerem’in peşini bırakmasını sağlamıyor. Bir mitingde karşılaşıyorlar. Bir gecelik ilişki yaşanıyor ve ancak ondan sonra Fatma gerçeği anlıyor. İlkgençlik yıllarından beri hayalini kurduğu aşk bu değildir. O adamı bir daha görmeyecek, o geceyi yaşanmamış sayacaktır.
Fatma’nın yaşamında üzerini örtüp unutulmaya terk ettiği birçok olay vardır. Onlarla yüzleşmedikçe de tek başına kimseden destek almadan yaşamını sürdüremeyecektir. En önemli yüzleşme de annesiyle olacaktır. Fatma çok küçükken babası öldürülmüş ve annesi de başka bir adamla evlenip onunla ilişkisini kesmiştir. Annesinin kendisini bırakıp gitmesini önce anlamlandıramayan sonra kabullenemeyen Fatma onu yok saymıştır. Tıpkı dedesi ve ninesinin konuştuğu ana dilinin unutturulması gibi. Tıpkı kültürüne, inanç yapısına yabancılaşıp, unutması gibi.
Romanın ilk bölümü yalnız kentli kadının yaşama tutunma çabalarına odaklanırken ikinci bölümde bu kadının yalnızlığının nedeninin gizleyip, unutmak istediği geçmişinden kaynaklandığını anlıyoruz. Yani yalnızlık bilinçli bir seçim değil zorunluluk olmuş onun için. İkinci bölüm olmasa “Ağıtın Sonu” farklı bir düzlemde algılanabilirdi. Ben o algıyı, gençlikten olgunluğa geçen kadının kendiyle yüzleşmesini, hesaplaşmasını nasıl sonuçlandırdığını da merak ediyorum. İkinci bölüm her insanın bir tarihi olduğunu ve onu ne kadar tanısak da aslında onu biçimlendirip bu hale getiren geçmişini bilemeyeceğimizi anlatıyor. O geçmiş ile yüzleşmeden o kadın da kendini ve içinde bulunduğu ruh halini anlayamayacaktır.
Menekşe Toprak “Ağıtın Sonu”nda gençliğe veda eden olgun bir kadının kendine ait bir yaşamı bulmak için geçmişi ile yüzleşmesini masallarla yoğrulan dobra bir dille anlatıyor.  
27.02.14

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?