Çarşamba, Haziran 04, 2014

 

Yayınlama Özgürlüğü Mücadelesinin 20 Yılı



Türkiye Yayıncılar Birliği 1994’den beri “Yayınlama Özgürlüğü Raporları” ve “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri” ile yayınlama özgürlüğü mücadelesine katkıda bulunmaya, mevcut duruma dikkati çekmeye çalışıyor. İlk rapor Yazın Dergisi’nin Eylül 1994 tarihli sayısında yüzden fazla yayınevinin imzasıyla “Çağrı” başlığı ile yayımlanmış. İlk ödül de 1995’de İstanbul Kitap Fuarı’nda bir “korsan eylem” havasında, yayınlama özgürlüğüne çağrı yapan tişörtlerle fuarın koridorlarında verilmiş. Ödülün ilk sahipleri yayıncı Ayşe Zarakolu, yazar Fikret Başkaya. Onları Yaşar Kemal, Erdal Öz, Muzaffer İlhan Erdost, Nadire Mater, Mehmet Uzun, Enis Batur, Fikret Başkaya, Herkül Milas, Baskın Oran, Elif Şafak, Perihan Mağden, Nedim Gürsel, Nedim Şener, Ahmet Şık, Ahmet Altan gibi birbirinden değerli yazar ve yayıncılar izlemiş. Hepsi kendi alanında önemli, farklı anlayış ve görüşlerde yazar ve yayıncılar. “Düşünce ve İfade Özgürlüğü” hakkının engellenmesi herkesin sorunu olmuş, herkes hapis cezaları ile, özgürlüğünün kısıtlanması tehdidi ile karşılaşmış.
Türkiye Yayıncılar Birliği 2014 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödül Töreninde hem bu yılın raporu açıklanıp ödüller sahiplerini bulacak, hem de “Türkiye’de Yayınlama Özgürlüğünün 20 Yılı”nı Sedat Ergin, Fikret İlkiz, Nadire Mater, Şanar Yurdatapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcaytu’nun yöneteceği bir panelde değerlendirecek. Panel ve Ödül töreni bugün saat 17’den itibaren Taksim Point Otel’de.   
Yirmi yılın sonunda geldiğimiz nokta ise pek içaçıcı değil. Artık hayatın her alanında düşünce ve ifade özgürlüğü engelleniyor. Gezi Parkı bir simge halini aldı. Cumartesi günü “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü” hakkını kullanmak düşüncelerini ifade etmek isterken ölenleri, gaz bombasından gözü çıkanları, binlerce yaralıyı anmak isterken yine yüz binlerce kişi şiddette uğradı, zulüm gördü.
Geçen yıllarda olduğu gibi gazete sahiplerine gazetecileri işten attırmaya yönelik müdahalelerle geleneksel medya sıkı bir kontrol altına alınmaya çalışıldı. Geleneksel medyanın sınırlı kaldığı, etkisizleştirildiği bir ortamda internetin ve sosyal medyanın önemi arttı. Artık haberi twitter’dan, facebook’tan alıyoruz. Ardından haber internet haber sitelerinde detaylanıyor, televizyonlarda ise akşam haberlerinde izleyebiliyoruz. O da izin verilir, uygun görülürse. Ertesi sabah da gazetede okuyoruz. Hükümet de bunun farkında. O nedenle interneti, sosyal medyayı kontrol altına alabilmek için baskı uygulamaya başladılar. Kapatmalar, yasaklamalarla geçti yıl. Twitter kapatıldı. Yasal mücadele ile açılması sağlandı. Youtube uzun bir süre sonra Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile açılacak. Bunlar dikkati çekenler. Yasaklanan internet sitesi sayısının 30 bine ulaştığı söyleniyor. Anayasa Mahkemesi’nin özgürlükçü kararlarını engellemek için yeni yasal düzenlemeler yapılması da bizi şaşırtmayacak.
Yayıncılık alanına baktığımızda bir rahatlama, özgürleşme varmış gibi görünüyor. Yargılanan yazarların, çevirmenlerin, yayıncıların sayısında gözle görülür bir düşüş var. Hapisteki gazeteci ve yazarlar yargı paketleri ile özgürlüğüne kavuştu, hapisteki gazeteci sayısı azaldı, hapiste yazar kalmadı. Ama bu büyük resmin ayrıntılarında yargılamaların, yasaklamaların, engellemelerin devam ettiğini görüyoruz. Yazarlar, yayıncılar hakaret davaları ile yıldırılmaya çalışılıyor. Davaları Yargıtay’dan dönüp beraat etmek üzere olan yazar ve yayıncılar “yargı ertelemesi” uygulaması ile “beş yıl içinde suç işlersen bu davan da tekrar açılır” denilerek otosansüre yöneltiliyor. Sansür ise artık her alanda uygulanıyor. Kütüphanelere kitap seçiminden, öğrencilerin okuyacakları kitaplara, hapishanelere girecek kitaplara dek uzanan, kitabı suç unsuru olarak gösteren uygulamalara kadar varan bir sansür ortamı var. Durum yirmi yıl öncesine göre çok karanlık
04.06.14

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?