Cuma, Temmuz 04, 2014

 

Çıplaklar



Iva Procházková “Çıplaklar”da ilkgençlik çağındaki altı gencin yaşadıklarından yola çıkarak toplumun insanları okul yıllarından başlayarak tanımlar, kurallar, biçimler ve sistemlerle nasıl tek tipleştirmeye çalıştığını anlatıyor. Toplumun herkese “normal” kişiler olmayı dayatmasına karşı ilkgençlik çağının tamamen masumane ve içten duyguları ile, düşüncelerini açıkca söyleyerek yani çıplak olarak karşı koymak mümkün müdür sorusuna da cevap arıyor.
“Çıplaklar”ın (Mayıs 2014, çev. Ayça Sabuncuoğlu, On8 yay.) sözlük tanımı olarak çıplaklığı savunan tek kahramanı Sylva. Sylva sık sık okuldan doğaya, ormana, dağlara kaçıp çırılçıplak akarsularda yüzüyor. Kendinin bir “mağara insanı” olduğunu toprağa ve suya bedeninin doğrudan temas etmesi gerektiğini düşünüyor. Ona göre mayo giymek bile bu doğrudan temasa engel oluyor.
Sylva’nın çıplak yüzmesi kadar bu uğurda sürekli okuldan kaçması da büyük bir sorun. Üstelik liseden atılacak kadar çok okuldan kaçmasına rağmen sınıf birincisi. Bu durumu kuşkusuz “normal”leştirilmiş diğer öğrenciler için kötü bir örnek. Öğretmenleri ya okulun kurallarına uymasını ve devamsızlık yapmamasını ya da başka bir okula kaydını almasını istiyorlar. Bu nedenle Sylva Berlin’de yaşayan annesi ve Çek Cumhuriyeti’nde küçük bir şehirde yaşayan babası arasında gidip geliyor. Sylva’nın en önemli şansı babasının onu anlamaya çalışması. Biraz benzer durumdalar, baba da mesleğini bırakıp kitap yazacağım diye inzivaya çekilmiş, toplmudan kaçmış. Kızına çıplak kalmanın mümkün olmadığını yaşı ilerledikçe giyinmeye başlayacağını, yani duyarsızlaşacağını anlatmaya çalışıyor.    
Iva Procházková “Çıplaklar”ı Sylva’nın çeşitli yollardan tanıdığı gençlerin birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı bağları olan öyküleri ile kurmuş. Sylva ile birlikte Filip, Niklas, Evita ve Robin’in toplumun kendilerine dayattığı yaşam biçimlerine, normalleştirmeye karşı neler yaptıklarını, yaşadıklarını, sonunda yaşamlarının nasıl biçimlendiğini anlatıyor.
Filip, toplumun tek tipleştirme baskısından kitaplara sığınarak kendini korumaya çalışıyor. Yazı ve sözcüklerle karşı çıkıyor. Artık eski moda sayılsa da Sylva’ya postayla mektuplar yolluyor. Sylva Filip’e arkadaşlığın ötesinde ilgi duyuyor. Karşılık bulsa aralarında bir aşk ilişkisi başlayabilecek ama Filip yollarının, çıplaklık anlayışlarının farklı olduğunu anlıyor ve bu işaretlere karşılık vermiyor. Zamanla iki arkadaş uzaklaşıyorlar. Flip toplumun dayattığı yaşam biçimine karşı kendine uygun direnme tarzını yaz tatilinde çalıştığı yapı marketteki iş arkadaşları sayesinde buluyor. Hiç aklında yokken onlarla birlikte bir eyleme katılıyor ve ilk eyleminde tutuklanınca da mücadelesi yeni bir yola giriyor.
Niklas, Sylva’nın çocukluk arkadaşı. Sylva Berlin’de yeni bir liseye kaydolup annesinin yanında yaşamaya başlayınca onun izini sürüyor. Ama bulduğu bir yıl öncekinden çok farklı bir Niklas’tır. Babasının ölümü, ailenin dağılması kendisini toplum dışı hissetmesine neden olmuş. Kendini ifade etme yolu olarak bulduğu sinema tutkusunu terk etmiş. Bir yürüyen merdivende tesadüfen tanıştığı Evita ile apartmanlarının bodrumuna gizlenmişler, sürekli uyuşturucu içerek yaşamlarını sürdürüyorlar. Evita’nın daha ağır uyuşturuculara yönelmesi ile olaylar farklı bir boyut alıyor.
Robin bu gençlerin arasında toplumun dayattıklarına uyum sağlamaya en uygun genç olarak görünüyor. Hayatla ilgili itirazları yok. Belki o kadar baskıcı bir babası olmasa her şey toplumun önerdiği gibi gelişecek. Ama sürekli “sorumluluk almalısın” diye baskı yapan babasının da etkisiyle dengeleri bozuluyor. Bu arada ilk cinsel deneyiminde yanlış anlaşılıp tecavüzcü konumuna düşürülmesi ile de hayatın anlamını sorgulamaya başlıyor.
Robin çıkış yolunu Sylva  ve annesinin komşu eve taşınması ve onunla tanışmaları ile buluyor. Sylva ilr birlikte yolunu kaybetmiş yavru bir kır kurdunu doğal ortamıyla buluşturma çabaları da içindeki “mağara insanı”nı keşfetmesini sağlıyor. Sylva’nın yoldaşı oluyor.         
Iva Procházková “Çıplaklar”da beş gencin yaşadıklarını anlatırken kendi kimliğini bulmaya çalışanların toplum tarafından nasıl garipsendiğini, onları hızla “normal”leştirmeye çalıştıklarını, normalleştiremediklerini de marjinalleştirip toplumdan dışlamaya çalıştıklarını birbirinin içine geçen akıcı öykülerle anlatmış. Roman beş ayrı öykünün getirdiği çok boyutluluk yanında yapısı ile de yaşananlara bir çok açıdan bakmayı ve tüm olasılıkları tartışmayı sağlıyor.   
03.07.2014

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?