Perşembe, Ağustos 21, 2014

 

“Mozaik Bizim Gençliğimizdi”



Yıl 1983. Tüm Türkiye’ye ağır bir karanlık hâkim. Darbe henüz olmuş. Hapis edilenler, öldürülenler, gözaltında kaybedilenler… Sokağa çıkma yasağı, her adım başı kimlik kontrolü. Duvarlarda arananların afişleri… Askeri cunta üç kişinin bile bir araya gelmesine izin vermiyor. Kitapevleri, dergiler, gazeteler kapanmış. Toplanma ve gösteri yapmak diye bir kavram unutulmuş. O karanlıkta en küçük kıpırtı umut ışığı oluyor.
Erdir Zat’ın dediği gibi; “Mozaik böyle bir toplumsal iklimde ortaya çıktı. Hayatımızın üstüne çöken kara bulutları öneren bir çağrısı vardı ve bunu olabilecek en iyi zamanda, 1983 gibi hayli erken zamanda dillendiriyordu: Ölümden Önce Bir Hayat Vardır.”
“Ölümden Önce Bir Hayat Vardır” albümü kaset olarak yayınlandığında 1983’müş. Kasetten önce konser vardı, konserden önce de kulaktan kulağa fısıldanmaya başlamıştı Mozaik’in kurulduğu. Konser verecekleri haberi ise oldukça şaşırtmıştı. Cunta herhangi bir şekilde insanların bir araya gelmesini istemediği için konserlere de izin vermiyordu. İzin almayı başarmışlardı. Ancak üçüncü başvuruda sıkıyönetimden izin çıktığını yazıyor Ayşe Tütüncü.
Mozaik’in ne çaldığını bilmiyorduk ama o konserde olmak geçen yıl Gezi Parkı’nda olmak gibi bir duyguydu. Konsere gidecek, salonu dolduracak ve darbecilere onlar istemese de toplanıp müzik dinleyebileceğimizi, gülüp eğelenebileceğimizi, karanlığı bir nebze aydınlatabileceğimizi gösterecektik. Konser Beyoğlu Küçük Sahne’deydi. Mozaik Latin Amerika’nın Yeni Türkü Akımı’ndan Parra’lardan, Victor Jara’dan, Yunanistan’dan Theodorakis’ten, Farantouri’den, Almanya’dan Brecht’ten şarkılar çalıyordu. Bu müziklere aşinaydık. Yabancı dillerde de olsa devrimci şarkılar söyleniyor, gelecekten, umuttan, özgürlükten söz ediliyordu. Dilimizin dönmediği şarkılara coşku ile eşlik etmiş, neyse demiştik, diktatörler yabancı dil bilmiyor. 
Müzik aletlerini çalanlar, şarkıları söyleyenler yüzlerine aşina olduğumuz kişiler, hatta arkadaşlarımızdı. Ayşe Tütüncü, Serdar Ateşer, Bülent Somay, Mehmet Güreli, Ümit Kıvanç… Oldukça iyi müzik yapıyorlardı. Bizi şaşırtmışlardı.
Mozaik, müzik serüveni boyunca da dinleyicilerini şaşırtmaya devam etti. Mozaik’le aynı dönemde, 80’lerin karanlığında Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü ve Bulutsuzluk Özlemi de günümüzü aydınlatmaya başlamıştı. Onların belirli bir çizgileri vardı ve o çizgide gittikçe ustalaşıyorlardı. Ama Mozaik her yeni albümünde farklı bir müzikle geliyordu. Mozaik’e ilk albümünde hayran olan birçok arkadaşımın bu değişiklikleri kavrayamadığını, o zamanlar “özgün müzik” denilen müzik türünden uzaklaşarak rock müziğe yakınlaşmalarına kızdıklarını, küstüklerini bilirim.
Bence Mozaik’in doruk noktası, üçüncü albümleri “Çook Alametler Belirdi”dir. O albümde tam aradıkları müziği buldular. Artık müziklerinde rock tınıları çok kuvvetliydi ve elektro gitarın, davulun sesi güçlü duyuluyordu. Pink Floyd, Deep Purple, Yes gibi rock gruplarına benzer tınıları vardı ama bizdendiler. Kendi bestelerini çalıyor, bizden konuları, sorunları şarkılarına Türkçe söz olarak yazıyorlardı.
Mozaik’in ilk albümü 1983 son albümü Plastik Aşk 1990 tarihini taşıyor. 2014 yılında bu albümleri tekrar dinlemek eski ve iyi bir dostla karşılaşmak gibi iç titretiyor. O yüzden bir dinleyici Facebook’ta “Mozaik Bizim Gençliğimizdi” demiş.
Ada Müzik, “Mozaik Külliyat”ı Erdir Zat’ın sunuşu ve Ayşe Tütüncü’nün grubun tüm öyküsünü içtenlikle anlattığı yazısının da yer aldığı bir kitapçıkla birlikte 6 CD olarak yayımlamış. Son iki CD’de 1983 – 1993 arasında kaydedilmiş ama albümlerde yer almamış şarkılar var. Bilenler için iyi bir anımsama vesilesi, ilk kez dinleyecekler için büyük bir müzik ziyafeti.    
20.08.2014  

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?