Salı, Ekim 28, 2014

 

Varlık ve Piçlik



Hakan Akdoğan “Varlık ve Piçlik”te kendini  yoketmeye adamış bir adamın ikizlerinin doğduğu gün nezarerhanede başlayıp intihara varan öyküsünü anlatıyor.
Derman kendi derdine derman olamayacak bir ruh haliyle yaşayan, bu ruh halini kendini “doğuştan piç” olarak tanımlayarak ve bir piç gibi davranmaya çalışarak aşmaya çalışan bir adam.
“Piç” sözlük anlamıyla “Anası ve babası arasında evlilik bağı olmadan dünyaya gelen çocuk” olarak tanımlansa da ikinci anlamı “terbiyesiz, arsız çocuk”tur (bkz. TDK Türkçe Sözlük, 7. Baskı). Derman sözlükteki bu ikinci anlama uygun bir karakter çizmeye çalışıyor. Ama takındığı “piç” karakterinin arkasında birinci anlamın da etkisi büyük. Onu “piç” gibi davranmaya çocuklukta yaşadıkları, özellikle babasıyla ilişkisinin travmatik sonuçları nedeniyle oluşan ve bir türlü derman bulamadığı yaralar yöneltmiş.
Derman’ın ömrü hayal mi gerçek mi olduğunu bilemediğimiz sevgilisi Peri’yi evde beklemekle ve kendisi gibi insanlarla buluştuğu Kaplan Bar arasında geçiyor. Arada da gece yarısı radyo programları yapıp başka dertlilere derman oluyor.
Hakan Akdoğan, romanına mekan olarak İstanbul’u seçmiş ama net İstanbul manzarası oluşturmamış. Bildiğimiz caddelerde, sokaklarda dolaşmıyor kahramanı. Derman bana nedense Bursa’da yaşıyormuş gibi geldi. İstanbul’a göre daha dar, olasılıkların daha az olduğunu, Derman’ın kendini daha kıstırılmış hissedeceğini düşündüğümden olsa gerek.
Romanın adı doğrudan Jean-Paul Sartre'ın başyapıtı sayılan Varoluşçuluğun temel metinlerinden “Varlık ve Hiçlik”e gönderme yapıyor. Sartre “Varlık ve Hiçlik”te insanın özgür olmaya “mahkum” edildiğini anlatır. Derman da kitabın arka kapağında belirtildiği gibi “Kayıtsız bir yabancılaşmadan mustarip”tir. Ama o hiç’liği piç’likle örtüp “ruhsal tükenmişliği” aşmaya çalışır. Çünkü o Camus’nün “Yabancı”sı değil, günümüz toplumunda kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kaybeden’dir.    
Romanın adında böylesine doğrudan bir gönderme olmasına rağmen adı anılan tüketim malzemelerinin ilk dikkati çekeni Jean Paul Gaultier parfümüdür. Derman bu kokuyu iyi tanıdığı için çocuklarının doğduğu gece düştüğü nezarette zamanını bu bilgi sayesinde rahat ve keyifli geçirir. Bu nezarethane bölümünden Derman’ın istese yaptığı piçliklerle yaşamını sıkıntı çekmeden geçirebileceğini görürüz. Ne de olsa yaşadığı topraklar böyle piçlikleri hoş görmek bir yana taktirle de karşılar. Ama bunu başarabilmesi için Derman’ın çocukluktan gelen ve gittikçe büyüyüp derinleşen yaralarını iyileştirmesi gerekir, aksine o yaralarını deşip derinleştirmiştir.
Hakan Akdoğan sadece kitabın adında edebi - felsefi eserlere gönderme yapmakla kalmıyor, romanda doğrudan ya da dolaylı olarak birçok gönderme var. Bunların en dikkati çekeni Derman’ın sürekli gittiği Kaplan Bar’ın ve sahibinin William Blake’i ve ünlü şiiri “Kaplan! Kaplan!”ı anımsatması. Ama benim en hoşuma giden gönderme (ya da selamlama) eline boş bir tepsi alıp müziğe tempo tutan Turhan Ağabey ve en iyi arkadaşı Deniz Ağabey’e yaptığı (s. 106). Romanlar yalan söyler deyip Turhan Ağabey’e uzun bir ömür diliyorum.
Hakan Akdoğan’ın “Varlık ve Piçlik”i (Ekim 2014, Aylak Adam yay.) kısa, çok kısa bölümlerle gelişen akıcı bir roman. Yüzeysel okuma ile bir kaybeden romanı daha diye değerlendirebilirsiniz ama Derman’ın satır aralarına gizlenen acısına ve yapılan göndermelere dikkat ederseniz tüketim toplumunun bizi kendini tüketme toplumu olmaya yönelttiği bir çağda günümüz insanın varoluşunun sorgulandığı bir roman okuduğunuzu da fark edebilirsiniz. 
23.10.2014

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?