Pazartesi, Aralık 08, 2014

 

Alocu Tilki’nin Serencamı



Emrah Polat “Alocu Tilki’nin Serencamı”nda başına hiçbir şey gelmeyecekmiş gibi yaşayan bir dolandırıcının eski yaşamına dönmesinin mümkün olmadığı bir olaydan sonra başından geçenleri anlatıyor.
“Alocu Tilki’nin Serencamı”nın (2014, İletişim yay.) iki ana ekseni var. Bir yanda neşeli bir dolandırıcılık öyküsü, diğer yanda belden aşağısı tutmayacak şekilde sakatlanmış birinin, bir omurilik felçlisinin yaşadıkları. İkisi de aynı kişi.
Tilki Selim aileden dolandırıcı. Amcasından öğrendiği “aloculuk” yöntemini kullanarak insanları kandırıp dolandırıyor. Büyük paralar kazanıyor. Olağanüstü konuşma ve ikna etme yeteneği ile telefonla aradığı kişileri yüksek mevkide ya da önemli bir kişi olduğuna inandırdıktan sonra paralarını alıyor. Burada başarının ölçütü dolandırılan kişinin “iyilik yaptım”, “muhtaç birine yardım ettim” inancı ile durumu olabildiğince geç, hatta hiç fark etmemesi, dolandırıcının yakalanmaması. Tilki Selim bu işte başarılı oluyor, birkaç olay dışında yakalanmamayı başarıyor. Yakalandığında da küçük cezalar yiyor. Onun başını belaya sokup dönülmez bir biçimde hastaneye gitmesine neden olan dolandırıcılıktan kazandığı para ile yatırım yapması, bir bara ortak olması.
Romanın girişinde Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”ndan“Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler” alıntısı var. Emrah Polat’ın esas amacı da bu “büyük hastalık” ve sonrasında yaşananları anlatmak. Alocu’luk okuru romana bağlamak ve belki de “büyük hastalık” bölümünde anlatılanların ağırlığını bir nebze hafifletmek amacıyla yazılmış gibi.
İletişim Yayınları’nın künye sayfasında yazarların biyografileri yer alır. Sanıyorum yazarlardan kaynaklanıyor, genellikle bu biyografiler bir - iki cümle ile adeta geçiştirilir. Yazar hakkında doğru dürüst bir bilgi verilmez. Emrah Polat’ın biyografisi de kısa ama onlara göre çok daha bilgilendirici. Daha önce yayınlanan kitaplarında yer almayan üç cümle ise yazarı doğrudan romanına bağlıyor; “2000 yılında manik depresif bozukluk sebebiyle psikoza girdi ve maalesef yüksekten atladı. Ölmedi. Ancak belkemiği kırıldığı için yürüyemiyor.”
Emrah Polat, bir omurilik felçlisi olarak hastanede yaşanacakları kendi durumundan yola çıkarak çok etkileyici bir biçimde, hatta “aşırı” gerçekçi bir bakışla anlatıyor. Ama bu anlatıma ne kendisini koyuyor ne de duyguları abartıyor. Dışarıdan diye bileceğimiz, Burcu Aktaş’la söyleşisinde ifade ettiği gibi “‘acıya’, ‘şiddete’ belli bir mesafeyle” yaklaşan soğuk bir dil kullanmış (Radikal Kitap 7.11.14). Hastanede yaşananların yoğun kasvetini ironik, hatta mizahi bir dille anlatmış. O büyük acıyı komik yönlerini bularak bir nebze hafifletmiş, okunaklı hale getirmiş.
Tedavi edilmesi çok zor, hatta imkansız olan bir hastalıkla mücadelede, iyileşmeye çalışırken girilen ruh halleri ve yaşananlarsa bire bir yansıyor, ulaşıyor okura. Aşırı gerçekçi dememin sebebi de bu.
Öte yandan insanın en onulmaz hastalığa yakalansa bile nasıl umudunu yitirmediği, en küçük bir hareketten, yoruma açık bir sözcükten bile nasıl umutlar ürettiğinin öyküsü de anlatılıyor. Tabii özel hastane çarkının nasıl işlediğini, insanların umutlarının nasıl paraya çevrildiğini ve hastanın iyileşme arzusundan yararlanarak nasıl büyük faturalar çıkartıldığını da görüyoruz. İnsanları tatlı dili ile bir telefon konuşmasında dolandırıp parasını alabilen zeka ve yetenekteki Tilki Selim’in konu iyileşmek olduğunda, hiç umut olmadığını bile bile “ya faydası olursa” diye önerilen pahalı tedavi yöntemlerine parasını son kuruşuna kadar verişini de okuyoruz.    
 “Alocu Tilki’nin Serencamı” kısa ve etkileyici bir roman. Okuru sarsıyor ve kendine birçok soru sormasına neden oluyor. En önemli soru da romanın sonunda tekerlekli sandalyede hastaneden taburcu edilen Tilki Selim’in başına daha neler geleceği. 
04.12.14 

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?