Pazartesi, Ocak 05, 2015

 

2014’de Türk Edebiyatı’nın ilk 11’i



2014’de 50 bine yakın yeni kitap yayınlandı. Bunların yüzde 15’i edebiyat eserleri. Yani 7,500 yeni edebiyat eseri yayımlanmış geçen yıl. Ayda 600’den fazla yeni kitap kitapçı vitrinlerinde okura ulaşmak için yer almış. Bunların % 60’ını, yaklaşık 4500’ünü Türk Edebiyatından eserler oluşturuyor. Listelerdeki kitapların neredeyse tamamı roman. Çok satan listelerine şiir, öykü, deneme, eleştiri türünde kitaplar giremiyor. Ağırlık romanda. Yüzlerce ilk roman yayımlanıyor. Bu ilk romanların yazarlarının çoğunun ikinci kitaplarını yazmadığını ya da yayımlatma şansı bulamadığını da biliyoruz. Kayıtlara geçirilemeyecek kadar çok sayıda da şiir kitabı yayımlanıyor ve bunların büyük bir bölümüme kitapçılarda ulaşmak olanaksız. Öykü tür olarak çok daha tutarlı. Az sayıda ama iyi öykü kitapları yayımlanıyor. İlk kitapların neredeyse tümü belli bir seviyenin üzerinde, okunaklı ürünler oluyor. Akademik yaşamda başarının yolu yayın yapmaktan geçtiği için araştırma, inceleme kitaplarında sayıca bir artış ve konu çeşitliliği var ama nitelik açısından pek iyi şeyler söylemek olası değil. Eleştiri de ise az, öz ama nitelikli kitaplar yayımlanıyor.      
İyi bir okurun ayda okuyabileceği kitap sayısı 6-7’yi geçmez. Normal bir okur ayda ancak 1-2 kitap okuyabilir. Ben yılda yüz civarında kitap okuyabiliyorum. Bunlardan 50 - 60’ı hakkında da yazıyorum. Yıl sonu değerlendirmeleri yaparken bu okuduğum kitaplardan yola çıkıyorum. Kuşkusuz ıskaladığım, okuma fırsatı bulamadığım birçok değerli kitap var. Yani değerlendirmelerim okuduğumla sınırlı ve kuşkusuz öznel.
İskender Pala’nın “Bir Eyüp Sultan Romanı” alt başlıklı “Mihmandar”ı (Kapı yay.), Ayşe Kulin’in anılarından oluşan “Hayal” (Remzi) ve romanı “Handan” (Everest), yönetmen Ferzan Özpetek’in ilk romanı “İstanbul Kırmızısı” (Can), Emrah Serbes’in “Deli Duman”ı (İletişim), Kürşat Başar’ın “Yaz” (Everest), Enver Aysever’in “Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı” (Doğan), Canan Tan’ın “Pembe ve Yusuf” (Doğan) yılın çok satanlarıydı.
Edebiyatımızın yaşayan büyük ustaları 2014’ü yeni kitapları ile taçlandırdılar. Oktay Akbal’ın “Selimiye Bir Yokuştur” (Cumhuriyet), Adalet Ağaoğlu’nun “Dert Dinleme Uzmanı” (Everest), Vedat Türkali’nin “Bitti Bitti Bitmedi” (Ayrıntı) ve Ülkü Tamer’in yeni şirlerinden oluşan “Bir Adın Yolculuktu” (Islık) ve öykü kitabı “Tarihte Yaşanmamış Olaylar” (Can) aklıma gelenler. 2014’de yayımlanan kitaplardan seçtiğim ilk 11 de şöyle;
 1. Ayfer Tunç “Dünya Ağrısı”nda (Can) Anadolu’da küçük bir şehirde yaşayan bir otelci ile otelin sürekli müşterilerinden birinin dostluklarından yola çıkarak Türkiye’nin gizli – saklı ağrılarını anlatıyordu. “Dünya Ağrısı” kolayca havasına girilemeyen, ama havasına girildi mi merakla okunan farklı okumalara açık bir edebiyat eseri. İki arkadaşın tamamen şahsi görünen ağrı’larını anlatıp bireysel varoluşumuzu sorgulamamıza neden olurken Türkiye’nin gündemindeki temel meseleleri, yakın geçmişteki toplumsal travma yaratan olayları da anımsatıyor, bugüne gelmemizde nasıl bir katkımız olduğunu sormamıza neden oluyor. 
2. Kemal Varol’un “Haw”ı (İletişim) hem Cevdet Kudret Roman ödülünü kazandı, hem de Sabit Fikir’in yazarlar ve eleştirmenler arasında yaptığı “Yılın 50 Romanı” soruşturmasında birinci oldu. Kemal Varol onlarca yıldır yaşanan düşük yoğunluklu savaşı ve onun insanlar üzerindeki etkisini bir köpeğin bakış açısından anlatıyor “Haw”da. Hem işlediği konu hem de anlatımı ile başarılı bir roman “Haw”.
3. İhsan Oktay Anar “Galiz Kahraman”da (İletişim) Tanrı dahil herkesin kendisine borcu oluduğuna inanan, Dünyaya alacaklı gelen bir kahramanın öyküsünü anlatıyordu. “Galiz Kahraman” Anar’ın önceki romanlarına göre dil açısından daha kolay anlaşılır, anlattığı olaylar açısından da yakın döneme göndermelerde bulunan yapısı ile önceki yapıtlarından farklı bir konumda. Anlatımı ve konusunu işleyişi açısından “Galiz Kahraman”ın Anar’ın romancılığında bir kavşak olup olmadığı, daha kolay okunur ve popülist bir anlayışa yönelip yönelmediği kuşkusuz gelecek romanında anlaşılacak.
4. 100. yaşını kutladığımız Orhan Veli’nin “Yalnız Seni Arıyorum”u (Yapı Kredi) yaşamındaki tek büyük aşkı Nahit Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşuyordu. Orhan veli genç, yeni tanınan bir şair. Nahit Hanım edebiyat çevrelerinde tanınan, evinde ünlü yazarları, sanatçıları ağırlayan evli bir öğretmen. Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a aşkı söylenti düzeyinde bilinen bir olay, ama bu aşkın boyutları ise bir sırdı. “Yalnız Seni Arıyorum”da yer alan mektuplar bu aşkın ne boyutta olduğunu anlamamızı sağlıyor.
5. Enver Ercan’ın 17 yıl aradan sonra yayımladığı “Türkçenin Dudaklarısın Sen” (Varlık) yılın en çok ilgi gören, hakkında yazılar yazılan şiir kitabıydı. “Türkçenin Dudaklarısın Sen”de aşklar, hastalıklar, insan sevgisinin önemi, yaşama tutunma çabaları var. Tüm hınzırlığın, yaşama güler geçerim tavrının ardında okuyor ya da hissediyorsunuz bu hali. Okuru kolayca saran şiirler, akılda kalan dizeler var kitapta.  
6. “Yüklük” (Can) Ahmet Büke’nin kendine has öykücülüğünü geliştirdiği yeni kitabı. Daha önce yazmıştım; Ahmet Büke öykülerini başı sonu olmayan an’larla, zaman dilimleri ile oluşturur. İlk cümlede kendinizi öykünün ortasında bulursunuz ve sonunu bulmadan da bir yerinden çıkarsınız. Her cümlesi ihtimam ve tabii katılım ister okurdan. Kısa, duru ama o ölçüde bir çok anlam kazanan cümleler. Durup düşünmek gerekir. Okunup geçilemez. Ahmet Büke her yeni kitabında bu kendine has anlatımı daha da geliştiriyor. Öyküler kısayken kıpkısa oluyor. Her cümlenin taşıdığı imgeler, göndermeler artıyor.
7. Irmak Zileli “Gözlerini Kaçırma”da (Remzi) yalnız bir kadının ruh hallerini yansıtırken annelik hallerinden kadınlık hallerine, insanlık durumlarına uzanan bir öykü anlatıyor. “Gözlerini Kaçırma”nın ana kahramanı tanımadığı bir adamla bir gecelik bir ilişkiden hamile kaldığını öğreniyor ve babası belli olmayan bu bebeği doğurmaya karar veriyor. Babasız çocuk doğurmak da, o çocuğun babasız olarak büyümesi de kolay göğüslenecek bir durum değil. Toplumun nasıl tepki vereceği bir yana ailenin bakışı bile koskoca ve bitmek bilmez sorunlar yumağı demek. “Babasız”lığın çocukta yaratacağı psikolojik ve pedagojik sonuçlar da olayın önemli bir boyutu.
8. Faruk Duman “Köpekler İçin Gece Müziği”nde (Can) ustalıkla kurduğu kendine has puslu, masalsı ama bir o kadar da gerçekçi anlatılarına bir yenisini ekliyor. Faruk Duman diliyle, anlatımıyla da farklı, kendine has bir yazar. Doğayla insanın ilişkisini, insanın doğayı tahrip tutkusunu, onun derinlerinde neler yattığını anlatıyor. 
9. Aslı Tohumcu “Ölü Reşat”ında (Doğan) çocukluğuna yoğunlaşarak yaşam öyküsü anlatılan kahramanı Adnan doğum sırasında Reşat’ın sırasını çalmıştır. “Sırası çalınan ve ne bu dünyaya ne de diğer dünyaya ait olan sadece istediği gözlere görünen Reşat, daha ilk günden başlayarak Adnan’ı ortadan kaldırmak için akla hayale gelmeyecek kazalar tertip eder. Elbette “Azrail Efendimiz”den de fikir ve yardım alarak.” “Ölü Reşat” konusuyla, anlatımıyla, akıcı diliyle, temposuyla keyifle, merakla okunan, edebiyat tadı alınan bir roman.  
10. Beşir Ayvazoğlu “He’nin İki Gözü İki Çeşme”de (Kapı yay.) yaşadığı yıllarda değeri anlaşılamamış, alaya alınıp aşağılanmış büyük bir şairin, Asaf Halet Çelebi’nin yaşam öyküsünü anlatıyor. Çelebi’nin şiiri ve önemi ölümünden onlarca yıl sonra anlaşılmış ve şiirseverlece heyecanla karşılanmıştı. Ayvazoğlu çalışmasında Çelebi’nin yaşam öyküsünü anlatırken 40’lı, 50^li yılların edebiyat ortamını da ince ayrıntılarda anlatıyor. Çelebi’nin şiir kaynaklarını, bağlarını ortaya koyarken, neden anlaşılamadığının nedenlerini de somut olarak gösteriyor.   
11. Orhan Pamuk’un altı yıl aradan sonra yayımlanan yeni romanı “Kafamda Bir Tuhaflık” (Yapı Kredi yay.) 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapan Bozacı Mevlut’un yaşadıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte anlatırken aslında Türkiye’nin yaşadığı değişimi, İstanbul’un bugünkü haline nasıl geldiğini anlatıyor.  
01.01.2015

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?