Pazartesi, Ocak 05, 2015

 

Atalarınızın yaşadığı evi bulabilir misiniz?



Türkiye’yi ya da şehirlerini yönetenler hiçbir zaman var olanı muhafaza etmek, tarihi korumak yanlısı muhafazakârlar değildi. Sürekli değişimden yana oldular. Konakların yerine apartmanlar yapıldı, bulvar ya da cadde açmak için göz kırpmadan tarihi camiler, türbeler yıkıldı. Bu büyük yıkımlar sırasında ve daha sonraki yıllarda birçok mezarlığın da yol inşaatlarında yok edildiğini biliyoruz. O nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önerisine uyup onun deyimi ile Osmanlıca, gerçekte Arap alfabesi ile Türkçe okumayı öğrensek de çoğumuz atalarımızın mezar taşları bulamayacağımız için bu çabamız boşa gider. Arap alfabesi ile basılmış kitapları okumaya kalkarsak da acı gerçekle karşılaşırız. Bu işin uzmanlarına göre; “Eski harfli Türkçe basılı yaklaşık 40 bin adet eser mevcut. Bunun yaklaşık 20 bini aynı eserlerin tekrar baskısı. Kalanın 15 bini, Müteferrika baskısı kitaplar da dahil ya yabancı dilden tercüme ya da derlemenin derlemesi eserler mesela Monte Kristo Kontu... Özgün telif eser sayısı iyi ihtimalle 3-5 bini geçmiyor. Bu telif eserlerin hepsi yeni Türkçe olarak tekrar yayınlanmış.” (bkz. facebook.com/DenizlerKitap) Yani bilim ve felsefe yapmak için de Arap alfabesi ile yazılmış Tükçeyi öğrenmeye gerek kalmamış.
Atalarımızın mezar taşlarını okumak bir yana onların yaşadıkları, ana babamızın doğup büyüdüğü yerleri bulmak mümkün müdür? Sanmıyorum. Tanpınar, Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi yazar ve sanatçıların yaşadığı İstiklâl Caddesi’ndeki Narmanlı Yurdu bile korunup müze haline getirilmesi gerekirken yıkılmaya çalışılıyor. Bizim dedelerimizin evlerini kimse korumaz, korumadı. İnşaatla, yapıp yıkarak büyümeyi ekonomik politika olarak savunan iktidarlarla, sokak adını, kapı numarasını sürekli değiştiren yerel yönetimlerle yaşadığımız mahalleleri, sokakları ve dedelerimizin, ninelerimizin evlerini bulmak mümkün görünmüyor.
Zeytinburnu Belediyesi’nin yayımladığı Erol Ölçer’in “Kuyulu'dan Biçki Yurdu'na Osman Nuri Ergin ile İstanbul Sokak Adları” altbaşlıklı 743 sayfalık “Şehir Sokak Hafıza”sını okurken sokak mahalle adı değiştirme merakının tarihini öğreniyor, bu sürekli değiştirme merakının tarih bilgimizi nasıl silip attığını bir kez daha kavrıyoruz.
Osman Nuri Ergin, ilk şehir tarihçisi olarak kabul ediliyor. İstanbul Şehremâneti arşivinin kurulmasını gerçekleştiren Ergin belediye arşivinde gizli kalmış birçok belge ve evrakı günyüzüne çıkartmış. Ama Osman Nuri Ergin’i kitaba konu eden özelliği 1927’de ilk nüfus sayımında İstanbul sokaklarına isim vermekle görevlendirilmesi. Ergin beş ay içinde 6214 sokağın birçoğuna Türk büyüklerinin adlarını vererek otuz sekiz haritadan meydana gelen bir rehber hazırlamış. Bununla kalmayıp 1930’da 600 mahalleyi ikişer, üçer birleştirmiş ve yeni adlar vermiş. Bunların da listelerini tutmuş. 1934’de de “İstanbul Şehir Rehberi” adıyla bu yeni isimleri yayımlamış. Tatavla’yı Bozkurt Mahallesi yapan, Feriköy’e Cumhuriyet Mahallesi adını veren, Tatavla’nın sokaklarına Ergenekon, Bozkurt, Türkbeyi gibi isimleri koyan da Ergin’miş. Kendi ifadesine göre ad değiştirmede tek yetkiliymiş. İsimlendirmede sadece Türk büyüklerinin adlarını milliyetçi göndermeleri bulunan isimlendirmeler yapmamış Sazlıdere Sokağın adını “Dikili Ağaç”, Sebzeci Çıkmazı’nı “Yaş Meyvacı Çıkmazı”, Dolap Sokağı ”Fırıldak Sokak” yapmak gibi “anlamlı” değişikliklere de imza atmış.   
Erol Ölçer’in “Şehir Sokak Hafıza”sında tüm bu sokak ve mahallelerin eski ve yeni adları orijinal belgelerin tıpkı basımları ile birlikte yer alıyor. Ergin’den sonra o sokakların adı ve kapı numaraları kaç kez değişti onu da araştırmakta fayda var. Ama elinde adres bile olsa kimsenin atalarının yaşadığı yerleri bulamayacağı acı bir gerçek.   
31.12.14

Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?