Perşembe, Mart 19, 2015

 

Bir Ceset Bir Söz



Şair Gülce Başer’in ilk düz yazı kitabı bir polisiye. “Bir Ceset Bir Söz” genç bir kadının kocasını evde ölü olarak bulması ile başlıyor, sıradan gibi görünen polis soruşturması öldürülen kişinin gerçek kimliği ortaya çıkınca soluk soluğa bir ajan kovalamacasına dönüşüyor. Bu kovalamaca sırasında kitabın adının aksine cesetlerin sayısı artıyor.
Cinayete mi kurban gittiği yoksa intihar mı ettiği soruşturulan Ahmet Gürsoy görünüşte sigorta acentesi sahibidir. Eve döndüğünde kocasının cesedi ile karşılaşan Nihal de bir ana okulunda öğretmendir. Kocasının intihar etmiş olabileceğine ihtimal vermez, ilk şoku atlattıktan sonra da kocasının öldürülmüş olması gerçeğini ise oldukça soğukkanlı karşılar.
Bir yandan cinayet soruşturulurken diğer yandan Nihal’i, kocası Ahmet’i tanımaya başlarız.
Nihal, orta sınıfın üst kesiminden modern bir muhafazakâr. Ahmet’in ilk eşi Mehtap’la telefon numarasını ezbere bilecek kadar iyi bir ilişkileri var.
Ahmet’le ilgili olarak ilk öğrendiğimiz bilgi bir “dergâh”a bağlı olduğu. Yanında çalışan en güvenilir adamı Nazif de aynı dergâhtan. Ahmet öksüz ve yetim bir çocuk olarak dergâha gelmiş. “Şeyh hazretleri ona öz oğlu gibi sahip çıkmış, onu yetiştirmiş, sonunda da evlendirmişti.” Bu nedenle de Ahmet’in dergâha bağlı Mehtap’tan ayrılıp Nihal’le evlenmesi olumlu karşılanmamış ve Nihal dergâha kabul edilmemiş.
Bir polisiye okuyorsanız ve ortada bir ceset varsa ilk sayfadan başlayarak “katil kim?” diye sormaya başlarsınız. Nihal’in aşırı soğukkanlılığı, bu cinayeti bekliyormuş gibi davranması onu ilk ve en önemli şüpheli haline getiriyor. İkinci şüpheli de dergâh’a bağlı biri olabilir. Dergâhın Ahmet’in yanında bulunan adamı Nazif ikinci şüpheli. Nihal’in onun Ahmet’e gönülden bağlı olduğunu belirtmesi bu şüpheleri dağıtmak ve ilk sayfadan katilin bulunmasını önlemek için bir tedbir de olabilir. Tabii Nihal de, Nazif de ilk sayfalarda katil adayı olarak öne sürülerek esas katilin okuru ancak son sayfada bulması da istenmiş olabilir. Olağan şüphelilere dikkati çekip en akla gelmeyecek birinden katil yaratmak da cinayet romanlarında sıkça rastlanan bir durum.
Zaten ilk eş Mehtap’ı tanıyınca onun da Ahmet’i öldürmek için yeterince sebebi olduğunu düşünüyorsunuz. Ama daha 16. sayfada cinayeti soruşturmakla görevli polisin değerlendirmelerini okuyunca tüm katil zanlılarını listeden çıkartmak da olası. Ahmet Diyarbakır doğumlu bir Kürt’tür. Yetimhanede yetişmiştir. 1992 – 2005 tarihleri arasında emniyette Özel Harekâtta görev yapmıştır. Yanında 12 kişi çalıştıran, binlerce müşterisi olan başarılı bir sigortacıdır. İhale hukuku ve uluslararası güvenlik konularında devlet kurumlarına danışmanlık da yapmaktadır. Yani özel harekâtçılıktan sonra devletle ilişkisi kopmamış, belki de başka bir boyuta geçmiştir.
Bu biyografiye bakılırsa bir çok cinayet nedeni olabilir. Sigortacılık işleri nedeniyle yaşanan bir olay, belki mafya ile kurulmuş bir ilişki, özel harekât döneminden kalma bir hesaplaşma ya ad öç alma, ihallere yapılan danışmanlık nedeniyle çıkan bir anlaşmazlık, uluslararası güvenlik konusunda danışmanlık yaparken elde ettiği bir bilgi ya da kurduğu bir ilişki cinayet nedeni olabilir.
Ahmet’in çok fazla araştırılmadan ortaya çıkan ve hemen okura bildirilen kimliği ile cinayet nedeni sayısı bu kadar çoğalınca Gülce Başer bazı zanlıları ilerleyen sayfalarda temize çıkartıyor ya da gözardı etmemizi sağlıyor.
Emekli de olsa halen devlete hizmet veren bir polisin bir dergâhla ilişkisi aslında oldukça da güncel ve tartışlan bir sorun. Cemaatlerin devlet içinde nasıl örgütlendikleri sorgulanıyor. Gülce Başer’in ilerleyen sayfalarda değindiği gibi devletin özellikle emniyette kadrolarını oluştururken özellikle böyle dini bağlılıkları olan gençleri tercih etmiş olması olasılığı da var. İlk eşle, ilk eşten olan çocuklarla ilişkiler, yeni eşe dergâhın ve çevredekilerin tepkisi gibi konular da eklenince başlı başına bir roman konusu. Hele buna bir de dergâh içi ilişkiler, güç ve iktidar mücadelesi eklenirse. Gülce Başer bu konulara sapıp romanın yörüngesini kaydırmak istemediği için olsa gerek dergâh etkisini pek sorgulamıyor ve gititkçe silikleştiriyor.
İlk eş Mehtap ve ailesinin ikinci eş Nihal’e tepkilerinden söz ediyor ve iki kadının barış ortamını nasıl sağladılarını da anlatarak bir anlamda Mehtap’ı da şüpheli konumundan çıkartıyor. Bunları yapmasa roman iyice karmaşıklaşacak ve okurun izlemesi zorlaşacak. Doğru bir tercih. Belki ilk bölümlerde bu konulara daha az değinilse önce dağıtıp sonra toparlama gereksinimi de olmayabilirdi.
Nihal ise olağan şüpheli olmaya devam ediyor ve onu tanıdıkça şüphelerimiz daha da artıyor. Nihal üniversite yıllarında Ahmet’i bir polis memuru olarak tanımış. Polis kimliği itici geldiği için uzak durmaya çalışmış ama Ahmet’in sürekli ilgisi, kalpten geldiği belli olan aşkına zaman içinde karşılık vermiş. Öyle aşık olmuş ki Ahmet’le birlikte olabilmek için yaşam biçimini değiştirmiş. Ahmet’in isteği üzerine örtünmüş. Yaşam biçimini değiştirme nedeni ortadan kalktığı, kocası öldüğü için başını açıp eski yaşamına dönmeyi de bir olasılık olarak düşündüğünü kendisini sorgulayan polise söyleyecek kadar da açık sözlü.
“Bir Ceset Bir Söz” (Şubat 2015, Remzi Kitabevi) tek bir bakış açısından anlatılmıyor. Roman üçüncü tekilde gelişiyor ve bakış açıları değişiyor. Nihal’in bakışından, cinayeti soruşturan polislere, oradan Ahmet’in kendisi gibi özel harekâtçı yetimhane arkadaşının bakışına geçip tekrar Nihal’e dönebiliyoruz. Böylece olay tüm açılardan anlatılmış oluyor.
1990’lı yıllar OHAL’lerle, faili meçhullerle çok karanlık. Ahmet de o yıllarda görev yapmış ve Kürt kökenli bir özel harekâtçı olarak büyük bir olasılıkla olayların merkezinde yer almış. Ama Gülce Başer bu konuya da odaklanmıyor. Ahmet’in geçmişi bu açıdan sorgulanmıyor. Daha çok Ahmet’in bugünü ile ilgili. Soruşturma ilerledikçe Ahmet’in ihale danışmanlığı yapacağım diye yurtdışına gittiğinde aslında istihbarat için görev yaptığını anlıyoruz. Sigortacılık Ahmet’in istihbarattaki “ajan”lığını perdeleyen bir iş. Ahmet’in istihbarat görevinde elde ettiği bir bilgi nedeniyle yabancı ajanlar tarafından etkisiz hale getirilmiş olması da bir olasılık olarak ortaya çıkıyor. Yani sayfalar ilerleyip Ahmet’in gerçek kimliği ve cinayet günü neler yaptığı, kimlerler görüştüğü ortaya çıktıkça cinayet zanlılarına yenileri katılıyor ve bazıları da listeden düşüyor. Listede sürekli kalan tek isim genç eş Nihal.
Gülce Başer cinayeti polisin soruşturmasını onların bakışı ile anlatırken emniyetin iç işleyişine de değiniyor. Bir cinayet dosyasının ne kadar kolay kapanabileceğini görüyorsunuz. Olayı soruşturan polislerin ısrarı olmasa ya da yukarıdan bir emir gelse Ahmet’in ölümü de intihar olarak nitelenip kapatılan dosyalardan biri olacak. Öte yandan polislerin ağır iş koşulları, yaşam şartları, özel hayatları da soruşturmayı etkiliyor. Gülce Başer bir kadının polis olarak görev yapmasının ne kadar zor olduğunu, nasıl bir ayrımcılığa uğrayabileceğini, hamile kalmak gibi çok normal bir gelişmenini bile kadın polisi işimi kaybedeceğim endişesine kaptırabileceğini bir yan öykü olarak anlatıyor.
Cinayetin nedeninin ortaya çıkartılamaması ve katilin yakalanamaması da bu polis memurlarının iş ve yaşam şartlarından kaynaklanan bir dizi dikkatsizliği sayesinde oluyor. Olağan şüpheli Nihal gereğinden fazla bilgiye sahip olmasa ve tabii Ahmet bir gün başına bir şey gelebileceği düşüncesi ile karısına bir takım bilgi ve görevler vermese cinayetin aydınlanması olası değil. İstihbaratçı Cihan’ın kardeşi saydığı Ahmet’in katillerini bulmak konusundaki kararlılığı da Nihal’e en önemli destek.
Gülce Başer’in ilk romanı “Bir Ceset Bir Söz” iyi kurgulanmış, merakla okunan, güncel konuları da işe katarak devletin kurumlarını sorgulayan, kadının günlük yaşamda ve iş hayatındaki yaşadığı sorunlara dikkati çeken bir polisiye. Üstelik polisiye edebiyatımıza yeni bir kadın kahraman da kazandırıyor. Nihal’in yeni maceralarını merakla bekliyeceğim.    
19.03.15      

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?