Cuma, Haziran 05, 2015

 

Yaz Üçgeni



Güven Turan’ın 23 yıl aradan sonra yayımlanan yeni romanı “Yaz Üçgeni”nde yalnızlık ve bunaltıdan kurtulmanın yolunu cinsellik temelli ilişkilerde arayan bir adamı anlatıyor.
Romanın ana kahramanı Barış varlıklı bir ailenin oğlu, para ve iş sıkıntısı çekmiyor. İzmir’deki ailesinden uzak olmak için İstanbul’da büyük bir medya grubunda çalışıyor. 20’li yaşların sonunda, yakışıklı, entelektüel bir adam. Yaşamının yeni bir dönemece girmesi bir barda reklamcı sevgilisini beklerken rastladığı Melis’le oluyor.
Melis 19 yaşında, üniversitede okuyor, varlıklı bir ailenin kızı. O da entelektüel ve güzel. İlişkisini yeni bitirmiş Melis’le kopmak üzere olan ilişkisini sürdürmek istemeyen Barış iyi bir çift oluşturuyor. Deniz manzaralı evleri, lüks sayılabilecek yaşamları, benzer beğenileri ve üzerinde konuşacak ortak konuları edebiyat var.
Melis belki de gençliğinden gelen heyecanla değişken ruh hallerine sahip bir kadın. Çok kolay öfkelenip, aynı hızla sakinleşip neşelenebiliyor. Barış ise Camus’nün Yabancı’sının günümüzdeki bir örneği. Kısa yaşamında intihara varan ruh hallerini yaşamış. Belki de bu ruh hali nedeniyle içine kapanık, hiç arkadaşı olmayan, ailesi ile ilişkileri de gevşek biri. Ama kadınlarla arkadaşlık ve ilişki kurma hızı ilgiye değer. Hiç arkadaşı olmayan birinin kadınlarla hızla bağ kurabilmesi bir paradoks olarak dikkatimizi çekiyor.
Hayata gevşek bağlarla bağlı, geleceğe yönelik hiçbir planı ve beklentisi olmayan biri olarak Barış “tipik” bir roman kahramanı. Ömer Türkeş’in romanla ilgili yazısında belirttiği gibi benzerlerine son dönem roman ve filmlerinde sıkça rastlıyoruz. Bunların ülkemizdeki en bilineni Çağan Irmak’ın “Issız Adam”ı. Zaten Barış da romanın gelişimi içinde bir Issız Adam profili çiziyor. Melis’le ilişkisini geliştirirken bir yandan da başka ilişkiler arıyor. Birlikte röportaja gittikleri fotoğrafçı İris en önemli aday ama işyerinden başka adaylar da var. Kendisine ilgisiz kalmayan İris’le ilk adımlar atılıyor ama İris’in cinsel tercihi ağır basınca ilişki gelişemeden arkadaşlığa doğru evriliyor. Daha doğrusu İris sevgili olamayız ama bari arkadaş olalım diyor ama Barış’ın bu arkadaşlığı sürdüreceği meçhul. Çünkü Barış’ın bir geçmişi, geçmişe vefası yok, o sadece bugünü yaşıyor. İlk aşkı Ayşe tekrar ilişki kurmak isteyince de tereddüt etmesinin nedeni bu.
Güven Turan “Yaz Üçgeni”ne (Nisan 2015, Yapı Kredi yay.) mekan olarak zengin ortamları seçmiş. Barış’ın işyeri de bir medya grubunun “tower”ı. Medya grubunun yöneticilerinden, hal ve tavır olarak Doğan Hızlan’ı anımsatan Şahin Bey, Barış’a büyük bir fırsat veriyor. Yeni yayımlanacak edebiyat dergisi için Umberto Eco ile röportaja yolluyor Barış’ı. Barış da bu işi başarı ile tamamlıyor hem Şahin Bey’in dergisine hem de kendi çalıştığı dergiye iki röportaj çıkartıyor. Küçük sorularla Barış’ın entelektüel donanımını ölçen Şahin Bey, bu kez onu Paul Auster ile röportaja yolluyor. Barış bu röportajı da başarı ile tamamlıyor. Artık gazetecilikte parlak bir gelecek beklemektedir onu. Ama Barış bu tür başarılara öyle kapalı ki çalıştığı derginin yöneticisinin tavırlarını bahane edip iş aramaya başlıyor. Böylece Barış’ın sadece özel hayatında değil işte de gelecek planları olmayan biri olduğunu görüyoruz. Tabii bir noktaya kadar.
Kitaba adını veren “Yaz Üçgeni” sadece yaz aylarında görülebilen, üç yıldızdan oluşan bir küme. Melis ve İris’le bu üçgeni kuramayan Barış çeşitli adayları gözden geçirdikten sonra Melis’in genç ve güzel annesi Hale ile “Yaz Üçgeni”ni oluşturuyor. Bu üçgenin kısa sürede dağılacağını tahmin etmek zor değil. Ama romanın finalinin tahmin edilebilir olduğunu söyleyebilirim. Şaşırtmadı. Bence final olmadan da Barış, Hale ya da Melis üçgeni dağıtabilirdi.
“Yaz Üçgeni”nin dili ve anlatımı dikkati çekici. Güven Turan “bugünün dili”ni internet kullanıcılarının kısa cümlelerle gelişen, öznesi yüklemi açıkca belirgin dilini kullanıyor. Markaları, mekan adlarını da belirtseymiş tam o dili bulacakmış.
Güven Turan’ın “Yaz Üçgeni” günümüz insanının yalnızlığını, bunu tercih olarak yaşadığını düşünürken çektiği varoluşsal sıkıntıyı adlandıramayarak cinsellikle tüketebileceği yanılsamasına kapılmasını akıcı bir dille ustalıkla anlatmış. 
04.06..2015

Etiketler: ,


Comments: Yorum Gönder



<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?